Bireysel değerler, toplumun temel yapı taşlarını oluşturmakta. Bireysel değerlerin benimsenmesi ve aynı değerlerin ortak paydada buluşması, toplumun tasada ve sevinçte birlikte harekât etmesini sağlar. Değerlerin bütün toplum tarafından benimsenmesi ve uygulanması, kaotik ortamın oluşmasını engeller, bireylerin geleceğe daha bir güvenle bakmasını sağlar. Değerlerin toplum tarafından benimsenmesi eğitimin kalitesiyle olur.
Bütün toplantılarda, oturumlarda cemiyetlerde, cemaatlerde değerlerden ve değerlerin öneminden bahsedilir. Değer dediğiniz şey nedir? Yenilir mi, yutulur mu, tutulur mu, görünür mü? Nasıl oluyor da, toplumları birbirine kenetlediği gibi birbirinden ayıran en önemli ayraç olarak karşımıza çıkıyor?
Değer dediğimiz manzumeler dizisini maddi değerler ve manevi değerler olarak ayırmak mümkün. Manevi değerler elle tutulmadığı, gözle görülmediği halde bireysel kabuller nedeniyle bireylere ve toplumlara huzur verir. Adalet hizmetleri, eğitim hizmetleri, sağlık hizmetleri, ekonomi hizmetleri, tarih ve çevrenin korunması hizmetleri, dijital mecra hizmetleri maddi değerler olarak kabul edilir. Maddi değerler bireylere ve topluma refah katar. Bu hizmetlerin zengin fakir ayrımı yapılmadan her kesime eşit ve dengeli uygulanması halinde toplumda hem huzur hem de refah artar.
Merkezi ve yerel yönetimler toplumsal refah ve huzuru sağlayan köşe taşlarıyla sürekli oynamakta. Yönetimlerin olumsuz icraatları halkın yaşamına olumsuz yansımakta. Toplumsal huzursuzluğa neden olan uygulamalara alet olanlar öylesine manüplatif eylemlere sebebiyet veriyor ki su yüzüne çıkan yağ gibi sıyrılıp kurtulmayı becerebiliyor. Huzursuzluğun, adaletsizliğin, yolunda gitmeyen ekonomik göstergelerin, toplumu kapsamayan icraatların sebepleri çoğunlukla dışarda aranmakta, bütün suçlar başka mihraklara yüklenmekte. Sorunların ortadan kaldırılması için samimi ve gerçek çabanın gösterilmemekte bu da sorunların katlanarak büyümesine neden oluyor.
Değerlerin görünür olması, elle tutulur olması olumsuzlukların ortadan kaldırılmasını sağlayacak panzehir eğitimdir. Bununla birlikte eğitim hem bireyleri hem de toplumu diğer birey ve toplumlardan bir adım önde tutmayı başarmakta.
Son zamanlarda toplumun ekseriyetinin benimsediği değerlere birçok saldırılar olmakta, bu hem sağ cenahtan hem de sol cenahtan gelmekte. Demokrat ya da sosyal demokrat dediğimiz cenah bildiğimiz eski demokrat ve sosyal demokratlar gibi davranmıyor; muhafazakâr mütedeyyin olarak tanımlanan cenah ta eski mütedeyyin kesim gibi davranmıyor. Değerlere saygısızlığın dibi yaşanıyor.
Dijital medya mecraları yaygınlaştıkça bilgiye, habere, ulaşmak daha bir kolaylaştı. Bu mecrada yayınlanan birçok yazı, görüntü, açıklama meşhur olma zihniyetiyle yapılmakta. Kısa yoldan, zahmetsizce para kazanma ve meşhur olma yöntemleri denenmekte. Bu denemeler toplumu, cahil ama her konuda görüş belirten, eğitim ortamlarından nasibini almamış entelektüel kişi rolüyle ekranlarda boy gösteren bir güruh ile karşı karşıya bırakıyor.
Değerler o kadar dejenere oldu ki buna aynı siyasi çizgide olanlar sebebiyet veriyor. Kendi yaşadığı zamanın tarihi olaylarını açıklamaktan acizken bir bakıyorsunuz Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu hakkında ileri geri konuşabiliyor, yazabiliyor, yalan yanlış bilgileri dijital mecralarda yayınlayabiliyor.
Değerlere tahammülsüzlük o kadar çok arttı ki; otobüste, plajda, sokakta, alışveriş merkezinde kendinden olmadığını düşündüğü kişilere karşı mobbing uygulanabiliyor. Mobbing uygulayanlar sanki bu vatanın tek başına kendileri sahibiymiş gibi davranış gösterebiliyorlar. Bu tür olumsuz davranışlara maruz kalanlar doğal olarak değerlerine sahip çıkmak adına direniş göstermesine neden oluyor.
Direnmek, direnç göstermek bağımsız ve onurlu kişilikler için olmazsa olmaz bir harekât tarzı. Kadim kültürümüzde ‘Haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır.’ hadisi şerifi ile bize direnmeyi ve direniş göstermeyi emrediyor. Değerler uğruna direnmek ve direnç göstermek maddi ve manevi değerlerin toplum tarafından kabulünü sağlayabilir.
ÖZER YILMAZ