Eğitim sisteminin başarısı; bireylerin ve toplumun kültürel dönüşümünü, eğitim sisteminin temel dayanağı olan eğitim felsefesi doğrultusunda değiştirebildiği ölçüde başarılı olduğu kabul edilir. Toplumların ve bireylerin kültürel dönüşümü bir gecede oluşan yapbozlarla olmaz.

Bu uzun soluklu bir yaşam döngüsüne tekabül eder. Kültürel dönüşüm meşakkatli bir çalışma gerektirdiği gibi istekli bir çalışma, öz verili bir çalışma, alın teriyle birlikte yoğun emeği de içine alan bir yaşam süreci ile olur.

Eğitim felsefesinin temeli bireylere göre değil devletin kuruluş felsefesine göre şekillenmesi gerekir. Ülkemizin eğitim sisteminde ki çıkmazların kaynağı da tam bu noktada oluşmakta.

Eğitim sisteminin başında her ne kadar milli kavramı olsa da; eğitim sisteminin yapılandırılması, eğitim siteminin işleyişi iktidarda olan siyasi güçlerin ve yöneticilerin düşünce felsefesine göre şekillenmekte, bu da başka bir açmazı ortaya koymakta. Eğitim sisteminin açmazlardan kurtulması bireysel düşünce sisteminden çok milli bir duruşu ifade edecek biçimde örgütlenmesi ile mümkün olur.

Malum işimiz gücümüz eğitim, bu kavramı çok seviyorum ve çoğu yazımda özellikle kullanmaya özen gösteriyorum. Bu günlerde Dünya Futbol Kupası maçları ABD ve Meksika da yapılmakta. Maç sonuçları birçok sürpriz sonuçlara gebe kalmakta.

Maç sonuçlarına göre de birçok yorumcu birçok yorum yapmakta. Bu yorumların içinde dikkatimi çeken en önemli yorum hiç şüphesiz Japonya ile Hollanda arasında oynana maçtan sonra Japon seyircilerin göstermiş oldukları davranıştı.

Maç 2-2 bitmişti. Seyircilerin stadyumdan çıkıp gitmeleri beklenirken Japon seyirciler yine yaptı yapacağını. Ellerine eldivenlerini geçirdiler, poşetlerini aldılar ve bütün stadyumu temizlediler. Dünyaya; düzenli toplum, ahlaklı toplum, çevreyi korumayı bilen toplumun nasıl olunması konusunda ibretlik bir ders verdiler.

Japon seyirciler bunu yaptı da Japon oyuncular onlardan aşağı durur mu? Onlarda soyunma odalarını baştan aşağıya temizlediler ve nasıl bulduysa öyle bıraktılar. Bu konuda bir Müslüman olarak bu insanları takdir ettim, bunları gıpta ile kıskandım. Bu insanların eğitim felsefelerinin kaynağı nedir?

Bu felsefenin işleyişi nasıl kurgulanmış ki farkındalıklarını dünyanın her köşesinde gösterebiliyorlar. Nasıl bir eğitim sistemi kurgulanmış ki bireysel sorumluluk bilinci toplumsal sinerjiye dönüşebiliyor? Türk Milleti olarak bizler niçin yapamıyoruz?

Çoğu zaman eğitim camiasında eğitim sisteminin açmazlarını ve eğitim sisteminde yapılması gerekenleri kendi aramızda tartışırız. İş dönüp dolaşıp Finlandiya Eğitim sistemine gelir ve bu ülkenin eğitim sisteminde ki başarısı konuşulur. Bu ülkenin eğitim sisteminde ki başarısı nüfus azlığına bağlanır. Başarısız sonuçlara bahane bulmak her zaman mümkün.

Bu bahanelerin doğru sonuçlarla bağdaşıp bağdaşmadığına bakmak amacıyla ben de zaman zaman ülkelerin nüfus büyüklüklerine ve eğitimde ki gelişmişlik düzeylerine bakarım. Bunların başında Japonya gelir. Japonya nüfus itibariyle ülkemiz nüfusundan yüzde elli daha fazla yüz ölçümü olarak ta ülkemizin yüzde ellisi kadar. Bu milletin gelişmişlik düzeyine, erdemli davranış örneklerine, onurlu yaşam mücadelelerine bakınca işin rengi değişiyor.

Eğitim sisteminin başarısı bireylerin kültürel dönüşümlerine katkı sağladığı zaman anlamlı olur. İnsanlara angarya yüklemeyen, bireysel ve toplumsal dönüşüme etkisi olan, erdemli birey, erdemli toplum, ahlaklı birey, ahlaklı toplum olmayı sağlayan eğitim sistemleri toplumsal çürümüşlüğü ortadan kaldıracaktır.

Bu amaçla toplumsal çürümüşlükten kurtulmak adına bütün ön yargılardan uzak, eğitim sisteminin felsefi kaynağı ve uygulama biçimleri; kültürel dönüşümlerin kalıcılığını sağlayarak toplumsal dönüşüme katkı sağlayabilir.

Bireylerin, gelişmiş toplum bireyleriyle rekabet edebilmelerini sağlayabildiği ölçüde sistem başarılı olacak aksi halde angarya ile iç içe geçmiş kültürel yoksunluğun içinde boğulan sistem olarak hayatına devam edecektir.

ÖZER YILMAZ

Kaynak: gencgazete.net