1990'lı yıllardan bu yana eğitim camiasının içinde bulunan, Güneydoğu'da yıllarca görev yapmış bir öğretmen olarak yazıyorum.

Görev yaptığım yıllarda gördüğüm manzara şuydu: Halk, hocalarına, mollalarına ve medrese talebelerine büyük bir hürmet gösteriyordu.

Bugün de bu hürmet büyük ölçüde devam ediyor.

Peki, aynı şeyi medreselerin ümmete sunduğu hizmet için rahatlıkla söyleyebilir miyiz?

Yıllar boyunca birçok medrese hocasıyla, talebeyle, dernek ve cemaat mensubuyla görüştüm. Samimi insanlar gördüm, fedakârlık gördüm.

Fakat bunun yanında yıllardır değişmeyen bir eğitim anlayışını da gördüm.

Medrese talebeleri açık liseden diploma almaya çalışıyor, imamlığa hazırlanıyor; medresede Arapça, Kur'an-ı Kerim ve klasik dinî ilimler okutuluyor.

Ancak bu gençlerin önemli bir kısmı yabancı dilde zorlanıyor. Klasik Arapça metinleri okuyabiliyor ama Arapça konuşamıyor.

Dünyaya hitap etmesi gereken gençler, dünyanın diliyle konuşamıyor.

Daha acı olan ise şudur: Dünya baş döndürücü bir hızla değişirken, medreselerin önemli bir kısmı sanki zamanın dışında yaşamayı tercih ediyor.

Yapay zekâ çağındayız.

Bilgiye ulaşmanın saniyeler aldığı bir çağdayız.

Gençlerin inançlarını sosyal medya algoritmalarının şekillendirdiği bir çağdayız.

Ateizm, agnostisizm, deizm, panteizm ve daha birçok düşünce akımı milyonlarca gence ulaşırken, biz hâlâ yüz yıl önceki yöntemlerle yetinmeye çalışıyoruz.

Gerçekten bu gidişattan rahatsız mıyız?

Eğer rahatsızsak, neden eğitim programlarımızı değiştirmiyoruz?

Neden medreselerde güçlü yabancı dil eğitimi yok?

Neden yapay zekâ, dijital iletişim, psikoloji, sosyoloji, medya okuryazarlığı ve çağdaş düşünce akımları eğitimimizin merkezinde değil?

Neden ümmetin geleceğini ilgilendiren meselelerde çözüm üreten kurumlar olmak yerine, sadece geçmişi tekrar eden kurumlar hâline geliyoruz?

Bu sorular artık ertelenemez.

Bugün çocuklarımızı sadece sokak büyütmüyor; telefon büyütüyor, ekran büyütüyor, sosyal medya büyütüyor. Siz onların dünyasını tanımıyorsanız, onlar da sizin dünyanıza gelmeyecektir.

Gençlerin oynadığı oyunları bilmiyorsanız...

İzledikleri içerikleri takip etmiyorsanız...

Sorularını dinlemiyorsanız...

Şüphelerini ciddiye almıyorsanız...

Onlara ulaşamazsınız.

Acı ama gerçek budur.

Bugün birçok medrese ve İslami yapı, gençlerin yaşadığı fikrî depremin büyüklüğünü hâlâ kavrayabilmiş değildir. Oysa yangın çoktan başlamış, hatta birçok yerde evi sarmıştır. Hâlâ yangını seyrederek onu söndüremezsiniz.

Buradan medreselere, vakıflara, derneklere, cemaatlere ve din hizmeti yaptığını söyleyen bütün yapılara sesleniyorum:

Daha fazla bina istemeyin.

Daha fazla makam istemeyin.

Daha fazla protokol istemeyin.

Önce daha nitelikli insan yetiştirin.

Dünyayı tanıyan...

Teknolojiyi kullanan...

Yapay zekâyı yönlendirebilen...

En az iki yabancı dili konuşabilen...

Çağın sorunlarını bilen...

Ümmetin yaralarına merhem olabilecek öncü nesiller yetiştirin.

Çünkü ümmetin bugün en büyük ihtiyacı budur.

Gaflet ile ihanet arasında ince bir çizgi vardır.

Kimseyi ihanetle suçlamıyorum. Ancak gafletin bedelini ümmet ödüyor.

Artık mazeret üretme zamanı değil, sorumluluk alma zamanıdır.

Yarın çok geç olabilir.

Ve selam.

ALİ YORAN