Ali̇ Yoran Köşe Allah Mi̇deyi̇ Neden Yaratti

Belki de insanın dünyayla imtihanı önce burada başladığı için. Tıbbın en dertli, en çok konuşulan ve en çok gelir sağlayan alanlarından biri mide hastalıklarıdır.

Bu organı anlamak için yalnızca bugünün laboratuvarlarına değil, tıp tarihinin büyük isimlerine de bakmak gerekecek.

İbn Sînâ, Avrupa’da yaklaşık beş yüz yıl okutulmuş bir ana kaynak, bir temel başvuru metniydi.

Bugün hiçbir tıp fakültesinde anatomi, fizyoloji, farmakoloji ya da cerrahi onun eserleri esas alınarak anlatılmıyor; ama o hâlâ tıp tarihinin en büyük hekimlerinden biri olarak anılıyor.

Mideyi konuşurken aslında yalnızca bir organı değil, insanın ruhla, nefisle ve bedenle kurduğu ilişkiyi konuşacağız. Müminler cennette yiyip içecekler; fakat dışkılama olmayacaktır. İşte bu yüzden mide, dünyaya en çok ait olan organlardan biridir.

İçini doldurup şişirebildiğimiz başka bir organımız yoktur. Mide cennette büyümez; çünkü onun işi, bu dünyadaki hazım düzenine aittir. Bu sebeple mide, tamda dünyaya ait bir organdır.

Ruh da dünyada kendisine emanet edilen yükleri hazmedebilecek bir yapıya sahiptir. Midenin ruhla ilişkisi de tam burada başlar. Ruh, hazmetmek için mideyi daraltmak ister.

Nefis ise onu dünyada genişletmek ister. İnsanoğlunun dünya ile mücadelesi önce mideyle başlar.

Şehvet yalnızca cinsellik değildir; yeme, içme ve dünyaperestlik de şehvetin içindedir. Akli melekelerimizin tıkandığı yer çoğu zaman şehvetimizdir. Şehvetimizin kaynağı ise midemizdir. Mide, dünyevî lezzetin merkezidir.

Bu yüzden ruh, az yemek ve oruçla desteklenerek hazım mekanizmasını geliştirir. Nefis ise mideyi genişleterek insanı dünyaya daha bağımlı hâle getirmeye çalışır.

Bedenimizdeki karşılığı ise bağışıklık sistemidir. Vücudun ısı merkezlerinden biri midedir; hastalıklarla mücadelede kullandığımız ısının önemli kaynaklarından biridir.

Midede yüzey epitelleri ve gastrik çukurlar bulunur. Üretilen hidroklorik asit bu çukurlarda görev yapar. Evrim teorisine karşı ileri sürülen bazı iddialar da bu yapı üzerinden dile getirilir.

Hatta bu çukurların büyüklüğü anlatılırken, “Bursa bir hücre olsaydı, Uludağ’ı üç kat büyüklüğünde devasa bir yarık düşünün.” Mide cehennem çukuruna benziyor.

İnsan acıktığını beynin programı sayesinde anlar. Midemizi iki ya da üç öğüne alıştırdığımızda, belirli saatlerde açlık hissi oluşur. Oruç ise mide alışkanlığını düzenleyen bir ibadettir. Az yemek isteyenlere verilecek en net tavsiye de oruç tutmaktır. İki öğüne alışmak en iyisidir.

Hidrojen atomu oksijenden ayrılarak klor ile birleşir ve hidroklorik asidi oluşturur. Diğer hidrojen atomları ise farklı yapılarla birleşerek bağışıklık sistemiyle ilişkili süreçlerde görev alır. Yediğimiz besinler ihtiyacımızdan fazla olursa da, çok az olursa da bağışıklık sistemi olumsuz etkilenebilir.

Anormal durumlarda bağışıklık sistemi kendini baskılar. Halk arasında “ölüm iyiliği” denilen durumda ise vücut ölmeden önce bunu hisseder; kişi kısa süreliğine iyileşmiş gibi görünebilir. Mide, ölmek istemeyen bir organ olduğundan bağışıklık sistemine “Harekete geç, ölmeyeceksin.” şeklinde bir uyarı gönderdiği ifade edilir.

Mide hasta olurken ruh da dünyalık dertlere düşmekten, dünya ehli için aşırı üzülmekten etkilenir. Mesela büyük yarışlara girip hırs yaparak kazanamayan kişilerde de mide rahatsızlıkları görülebilir.

Çünkü kazanma hırsı da mideyi etkiler. Elbette bütün hastalıkların sadece bundan kaynaklandığını söylemek doğru değildir.

Her coğrafi bölgede mide asit dengesi farklılık gösterebilir. Ege Bölgesi’nde yaşayanlarla Doğu Anadolu’da yaşayanların mide asit dengeleri aynı olmayabilir. Hava soğudukça mide asit oranı azalır.

Bu yüzden bazı ilaçlar mideyi yormasın diye mide koruyucularla birlikte verilir. Ağrı kesiciler, mide asidini artırıyor, mide koruyucuların da tok karnına alınması tavsiye ediliyor. Modern tıpta mideyi iyileştiren bir ilaç duymadım. İbni Sina Kudret narını tavsiye eder.

Mide rahatsızlıklarının bir diğer sebebi de öğün sayısını artırmaktır. Asıl olanın iki öğündür. İnsan kendini iki öğüne alıştırabilir. Güneş battıktan sonra mide asit üretimi azalır; bunun sebebi vücudun uykuya hazırlanmasıdır.

Peygamber Efendimizin de güneş batmadan önce akşam yemeğini yerdi. Gündüz saat 11.00 civarında yapılan bir kahvaltının akşama kadar tok tutabileceği, acıkılması hâlinde ise birkaç hurmanın yeterli olur.

Akşamdan sonra özellikle meyve ve çerez tüketiminin mide asit dengesini bozuyor. Bu sefer karaciğer devreye girerek fazlalığı depolamaya başlıyor yani kendisinin yağlanmasına başlıyor. Sebep aslında çok yemek değil, yanlış zamanda yemektir.

Diğer organlarla ilişkisine bakıldığında mide, ısı ürettiği için en çok akciğerlerle ilişkilidir. Bağışıklık sisteminden sonra midenin kalple ilişkisi basınç nedeniyle daha sınırlıdır.

Mide rahatsızlıklarında en sık adı geçen hastalıklar ise gastrit, peptik ülser ve reflüdür.

Bu hastalıklarla ilişkili olarak Helicobacter pylori isimli bakteriden söz etmeden geçmeyelim.. Bu bakterinin insan dışkısıyla bulaşabildiği bilinmektedir.

Bu nedenle dışarıda yenilen yemeklerde hijyene dikkat edilmeli, yemek hazırlayan kişilerin temizliğine özen gösterilmelidir. Kanalizasyon sistemindeki sızıntılar da bulaşma riski oluşturabilir.

Burada misvak kullanımı, Helicobacter pylori’nin azaltılmasına ve vücutta bulunmaması gereken bazı bakterilerin temizlenmesine yardımcı olur.

Sonuçta mide, yalnızca sindiren bir organ değildir; insanın dünyaya ne kadar bağlandığını, ne kadar sabrettiğini, ne kadar ölçü bildiğini de anlatır.

Fazla mide koruyucu ya da bilinçsiz şekilde uzun süre ağrı kesici kullanımı mide sağlığını olumsuz etkiler. Özellikle uzun süreli ağrı kesici kullanımı mide ülseri ve kanama riskini artırır.

Demek ki mideyi anlamak, biraz da insanı ve onun dünyayla ilişkisini anlamaktır. Dünya imtihan yeridir ve insanın dünyayla ilk pazarlığı önce orada başlıyor.

ALİ YORAN

Tevhid Ocağı