İletişim, temel insan becerilerinden biri olarak yaşamımızın her döneminde önemli bir yere sahiptir. Sözlü iletişim kadar sözsüz iletişim de özellikle çocukların dünyayı anlamlandırmasında büyük rol oynar.
Bir çocuğun kendisini nasıl ifade ettiği, karşısındaki kişiyi nasıl dinlediği ve duygularını nasıl aktardığı; içinde bulunduğu çevreden ve kendisiyle kurulan ilişkilerden önemli ölçüde etkilenir.
Okul öncesi eğitim ve anne-baba tutumları, çocukların sosyal becerilerinin gelişmesinde önemli bir role sahiptir.
Çocukların özellikle ilkokula başladıkları dönemde yeni bir sosyal çevre edinmeleri, sınıf içerisinde arkadaşlık ilişkileri kurabilmeleri ve kendilerini rahatça ifade edebilmeleri, büyük ölçüde daha önce kazandıkları iletişim becerileriyle ilişkilidir.
Peki çocuklarımızla kurduğumuz iletişim onların kendilerini ifade etme biçimlerini nasıl etkiliyor? Bir çocuğu gerçekten dinlemek, onun duygularını anlamaya çalışmak ve kendisini güvende hissedebileceği bir iletişim ortamı oluşturmak neden bu kadar önemli?
Sağlıklı iletişim yalnızca çocuğa doğru kelimeleri öğretmekten mi ibaret, yoksa ona nasıl hissettirdiğimiz de bu sürecin bir parçası mı?
Öncelikle ebeveynlere bu noktada büyük bir sorumluluk düşüyor. Çocuğunuzun yaşadığı duyguları size anlatmasına izin vermek, onu sabırla ve şefkatle dinlemek sağlıklı iletişimin en önemli parçalarından biri.
Çünkü her çocuk anlaşılmak ister. Duygularını ifade edemeyen ya da ifade ettiğinde beklediği ilgiyi ve anlayışı göremeyen bir çocuk, kendisini farklı yollarla anlatmaya çalışabilir. Hırçınlaşabilir, kıskançlık gösterebilir, içine kapanabilir ya da sınıf içerisinde akranlarına karşı daha sert bir tutum sergileyebilir.
Bu davranışların yalnızca “yaramazlık” ya da “huysuzluk” olarak değerlendirilmesi, çocuğun asıl ihtiyacını gözden kaçırmamıza neden olabilir.
Oysa bazen bir çocuğun davranışlarının ardında “Beni fark et”, “Beni dinle” veya “Ne hissettiğimi anlamaya çalış” mesajı bulunabilir. Bu nedenle davranışın kendisine tepki vermeden önce, o davranışın arkasındaki duyguyu anlamaya çalışmak önemlidir.
Çocuğun yaşadığı duygu durumlarını ve iniş çıkışlarını küçümsememek, ona “Bunda üzülecek ne var?” ya da “Bunu neden bu kadar büyütüyorsun?” gibi ifadelerle yaklaşmamak gerekir.
Yetişkinler için küçük veya önemsiz görünen bir olay, çocuk için oldukça yoğun bir stres, heyecan ya da üzüntü kaynağı olabilir.
Çocuğun duygusunu anlamak, yaşadığı her durumda haklı olduğunu kabul etmek anlamına gelmez. Öncelikle onun ne hissettiğini görebilmek ve kendisini anlaşılmış hissetmesini sağlamak anlamına gelir.
Bazen çocuklarımızın ihtiyacı, hemen bir çözüm sunulması değil; yanında birinin olduğunu hissetmektir.
Onun stresini, heyecanını, üzüntüsünü veya sevincini birlikte karşılayabilmek, çocuğa “Duygularım kabul edilebilir ve ben bunları paylaşırken güvendeyim.” mesajını verir. Sağlıklı iletişimin temeli de tam olarak burada başlar.
Psk: Zehra ŞEN