Günün ortasında bir anda canımız çikolata, tatlı veya hamur işi çekebiliyor. Özellikle yoğun geçen günlerde kendimizi bir anda tatlı ararken bulabiliyoruz. Tatlı isteğinin en önemli nedenlerinden biri gün içerisinde kan şekerinde yaşanan dalgalanmalardır.
Özellikle öğünlerin uzun süre ertelenmesi, tek başına karbonhidrat ağırlıklı beslenmek veya öğünlerde yeterli protein ve lif bulunmaması kan şekerinin daha hızlı yükselip ardından düşmesine neden olabilir. Bu düşüş sonrasında vücudumuz hızlı bir enerji kaynağı arayabilir ve kendimizi özellikle şekerli besinlere yönelirken bulabiliriz.
Örneğin güne sadece poğaça ve çay ile başlamak, öğle öğününü atlamak ve akşam saatlerinde çok acıkmak gün içerisinde tatlı isteğinin artmasına zemin hazırlayabilir.
Burada sorun tek başına karbonhidrat tüketmek değildir. Sorun öğünün yeterince dengeli olmamasıdır. Karbonhidratın yanında protein, lif ve sağlıklı yağ kaynaklarının bulunması öğünün daha dengeli olmasına ve tokluk süresinin uzamasına yardımcı olur.
Bu nedenle tatlı isteğini azaltmanın ilk adımı tatlıyı tamamen hayatımızdan çıkarmak değil, gün içerisindeki öğünleri daha dengeli hale getirmektir. Yumurta, yoğurt, peynir, et, tavuk, balık veya baklagiller gibi protein kaynaklarını öğünlere eklemek, sebze ve diğer lif kaynaklarına yer vermek ve karbonhidrat seçimlerini daha dengeli yapmak kan şekerinin daha kontrollü seyretmesine yardımcı olabilir.
Özellikle protein içeren besinlerin öğünlere eklenmesi bu noktada önemlidir. Protein tek başına kan şekerini hızlı şekilde yükselten bir makro besin değildir ve öğünün protein içeriğinin yeterli olması tokluk açısından da avantaj sağlayabilir.
Örneğin yalnızca meyve yemek yerine meyvenin yanında yoğurt tüketmek veya yalnızca ekmek ağırlıklı bir kahvaltı yerine yumurta ve peynir gibi protein kaynaklarını da eklemek daha dengeli bir öğün oluşturabilir.
Peki tatlı isteği çok sık yaşanıyorsa takviyelerden destek almak gerekir mi?
Krom pikolinat ve berberin gibi bazı takviyeler kan şekeri ve insülin metabolizması üzerine etkileri nedeniyle gündeme gelebiliyor. Ancak bunları doğrudan tatlı isteğini kesen takviyeler olarak değerlendirmek doğru olmaz.
Bu nedenle sık yaşanan tatlı isteğinde ilk çözüm bir takviyeye yönelmek yerine beslenme düzenine bakmak olmalıdır. Gün içerisinde öğün atlıyor muyuz? Öğünlerimizde yeterli protein ve lif var mı?
Uzun süre aç kaldıktan sonra çok büyük porsiyonlar mı tüketiyoruz? Yeterince uyuyor muyuz? Tatlıyı gerçekten fiziksel olarak ihtiyaç duyduğumuz için mi yoksa stresli, yorgun veya mutsuz olduğumuz için mi istiyoruz?
Sonuç olarak canımızın tatlı istemesi her zaman irademizin zayıf olduğunu göstermez. Bazen vücudumuz hızlı bir enerji kaynağı arıyor olabilir, bazen gün içerisindeki dengesiz beslenme bizi buna yönlendirebilir, bazen de tatlı sadece alışkanlık haline gelmiş olabilir.
Tatlı isteğini bastırmaya çalışmak yerine öncelikle nedenini anlamak ve gün içerisindeki öğünleri daha dengeli hale getirmek çok daha sürdürülebilir bir yaklaşım olacaktır.
Dyt. Berre Sude Mestan