Çoğu zaman hayatımızın kendi elimizde olduğuna, biz kendimiz için bir şeyler yapmazsak kimsenin bizim için bir şeyler yapamayacağına inanırız.
Bir şeyleri değiştirmek, elde etmek ve ilerlemek için çaba göstermemiz gerektiği doğrudur. Sonuçta hayat bizim hayatımızdır ve attığımız adımlar, verdiğimiz kararlar önemlidir.
Peki ya bu düşünce, fark etmeden omuzlarımızda taşıdığımız ağır bir yüke dönüşürse?
Belki de kendimiz için hep en iyisini, hatta en mükemmelini istedik. Mükemmel bir işe sahip olmak, kusursuz bir ebeveyn, çocuk, kardeş veya eş olmak… Her şeyi doğru yapmak, hiçbir şeyi eksik bırakmamak ve hayatımızı mümkün olduğunca kontrol altında tutmak istedik.
Başladığımız bir işi sonuna kadar götürmek için mücadele ettik. Bazen bu mücadele sırasında kendimizi tükettik, bunalttık ve üzdük. Çünkü durmayı, vazgeçmeyi ya da “Bu kadarı yeterli” demeyi başarısızlık olarak gördük. Oysa bazen devam etmek kadar durabilmek de bir seçimdir.
Kontrol etme ihtiyacı, insanın zihnini en çok yoran şeylerden biri olabilir. Elbette hayatımızda sorumluluk almamız ve kontrolümüzde olan şeylerle ilgilenmemiz gereken pek çok alan vardır.
Ancak her şeyi kontrol etmeye çalışmak, bir süre sonra hayatın kendisini yaşamaktan bizi uzaklaştırabilir. Sürekli bir sonraki adımı düşünürken içinde bulunduğumuz anı kaçırabilir, her ihtimali hesaplamaya çalışırken hayatın getirebileceği sürprizlere kendimizi kapatabiliriz.
Belki de zaman zaman ipleri biraz gevşetmeye ihtiyacımız vardır.
Her şeyi kontrol edemeyeceğimizi kabul etmek, hiçbir şey yapmamak anlamına gelmez. Aksine, enerjimizi gerçekten değiştirebileceğimiz şeylere yöneltmemizi sağlar. Bazen bir durumun istediğimiz gibi sonuçlanmadığını kabul edip kendimize yeni bir rota çizmek, aynı yerde ısrar etmekten çok daha sağlıklı olabilir.
Günlük hayatımızda da bunun küçük örneklerini görebiliriz. Aynı anda birçok şeyi yetiştirmeye çalışmak yerine önceliklerimizi belirlemek, bizi zorlayan bir konuda yardım istemek, başkasının yaptığı bir işi kendi yöntemimizden farklı olsa bile kabul edebilmek, istemediğimiz durumlarda “hayır” diyebilmek ve gerektiğinde sınır koyabilmek… Bunların hepsi kontrolü tamamen kaybetmek değil, kontrolün nerede başlayıp nerede bittiğini fark etmektir.
Bazen kendimizi yıpratacak bir şeye kendi içimizde bile “dur” diyebilmek gerekir. Kendimize ve başkalarına karşı daha şefkatli olmak da bu sürecin önemli bir parçasıdır.
Çünkü her zaman başarılı olamayabiliriz. Her şeyi doğru yapamayabiliriz. Bazen çok istediğimiz bir şey gerçekleşmeyebilir. Böyle zamanlarda kendimizi suçlamak yerine, elimizden geleni yapıp yapmadığımıza bakmak belki de daha değerlidir. Eğer elimizden geleni, kendimizi tüketmeden yaptıysak, sonucu kabullenebilmek de bir tür güçtür.
Hayatın bütün iplerini elimizde tutmaya çalışmak yerine, bazen hangilerini gerçekten tutmamız gerektiğini seçebiliriz. Çünkü ipleri bırakmak her zaman düşmek anlamına gelmez.
Bazen sadece biraz nefes alabilmek için ellerimizi serbest bırakmamız gerekir.
Psk: Zehra Şen