Halk nazarında itibarı olmayan TÜİK Mayıs ayının ekonomik verilerini paylaştı, insanlarda bir güven kaybı yine oluştu. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Mayıs ayı enflasyonunu aylık %1,71, yıllık %32,61 olarak açıkladı. Akademisyenlerden oluşan Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) ise Tüketici Fiyat Endeksini Mayıs ayı için %2,16, 12 aylık artış oranını ise %53,13 olarak açıkladı.
Enflasyon, temelde bir para biriminin değerinde zamanla meydana gelen aşınmayı, kısacası bireylerin satın alma gücündeki değişimi ifade eder. Ekonomik büyüme ise bir ülkede belirli bir dönemde üretilen mal ve hizmetlerin toplam değerindeki artışı gösterir.
Ekonomik büyüme; üretim kapasitesinin arttığını, ekonomik faaliyetlerin canlandığını gösterirken; negatif büyüme, durgunluk ve daralmanın olduğunu gösterir.
İster ülke olsun isterse birey olsun çalışanını korumayan bir kurum ve kuruluşun ayakta kalması, devamlılığını sağlaması mümkün değildir. Biliyoruz ki emeği ile geçinen insanın alın teri kutsaldır ve gasp edilmesi hoş görülmez. Kadim kültürümüzde emek en kıymetli bir değerdir.
Bu anlamda Peygamberimiz ‘"İşçinin ücretini teri kurumadan önce ödeyiniz." hadis-i şerifiyle emeğin sömürülmemesini, hakkın tam zamanında teslim edilmesini ve çalışanın mağdur edilmemesini emretmiştir. Emekli ve emekçinin hakkının korunması, insan hakkı olması hasebiyle ahlaki bir değerdir.
Çalışma hayatında, emeğin karşılığı, değer kaybetmeden ve gereksiz bekletmelere maruz bırakılmadan verilmelidir ki adalet sağlanmış olsun. Böyle yapmakla emekçi ve emeklinin hakkı gözetilmiş, sosyal adalet sağlanmış ve çalışma barışı sağlanmış olur.
Türkiye ekonomisinin yılın ilk çeyreğinde yüzde 2,5 büyüdüğü açıklandı. Bu açıklama ile birlikte ülkemiz ekonomisinin kesintisiz olarak 23 çeyrek büyüdüğü de ifade edildi. Ülke ekonomisinin kesintisiz olarak 23 çeyrek büyüdüğü ifade edildiği halde emekçilerin ve emeklilerin ekonomilerinin niçin büyümediği sorusunu sormak bir vatandaş olarak insanların hakkı olduğunu düşünüyorum.
Devlet memurları ve bunların emeklileri birdir ve bütündür. Kanunlarda da bu iki kesim birlikte değerlendirilmektedir. Memurlara verilen seyyanen zamdan emeklilerin mağdur edilmeleri bir hak gaspıdır. Bu gaspın giderilmesi için çaba göstermeyen iktidar ve sendika yetkilileri birlikte suçludur.
23 çeyrek büyüyen ekonomiden emekçi ve emeklilerin haklarının verilmemesi bir ahlak sorunudur. Emekliler açlığa ve sefalete mahkûm edilmişlerdir. Açlığın ve sefaletin giderilmesi iktidarın ve sendika yetkililerinin namus borcudur.
Memur emeklilerinin hakları gasp edildiği gibi işçi ve BAĞKUR emeklilerinin de hakları da gasp edildi. En düşük işçi emekli maaşlarını yükseltmek amacıyla yapılan düzenlemeden, yüksek emekli maaşı almak ümidiyle yüksek pirim ve yüksek gün üzerinden pirim ödeyenler bu düzenlemelerden mahrum edildi, bu kesimin de hakları gasp edildi. Bunu yapmakla yüksek pirim ve yüksek pirim gün sayısı ödeyenler adeta cezalandırıldılar.
Sosyal güvenlik sisteminde adalet terazisi öylesine şaştı ki düzeltebilene aşk olsun. Sosyal güvenlik sisteminin temeline dinamit atıldı. Ekonomik sisteminin işleyişi tamamen yüksek vergi ve zam üzerine kuruldu, sürekli vergi oranları artırılıyor, sürekli zamlar yapılıyor, kümeste ki kazlar ha bire yolunmaya devam ediliyor.
Yatırım yapma ortamı hızla yok edildi. İnsanlar yatırım yapmaktan adeta korkar oldu, rant ekonomisi baş tacı edildi. Yüksek faizin bütün olumsuzlukları bilinmesine rağmen paradan para kazanma dönemi hiç bu kadar cazip olmamıştı.
Bir ülkenin ekonomik gidişatını anlamak için fiyatların nasıl değiştiğine, üretimin ne kadar arttığına, insanların iş bulup bulamadığına, paranın maliyetine, dövizin seyrine, dış dünyayla kurulan ekonomik ilişkilere bakmak ve buna göre değerlendirilmek gerekir.
Bu göstergeler, ekonominin sadece ne kadar büyüdüğünü değil, bu büyümenin toplumun farklı kesimlerine nasıl yansıdığına, ne kadar sürdürülebilir olduğuna ve hangi riskleri barındırdığını da açıklar.
Enflasyon, büyüme, işsizlik, faiz, döviz kuru ve cari denge gibi temel değişkenler bir arada ele alındığında, ekonomik sistemin istikrarı, kırılganlıkları ve geleceğe dair yönü hakkında daha sağlıklı bir değerlendirme yapmak mümkün olabilir.
Ekonomik büyümenin; vatandaşın alım gücüne, sosyal ve kültürel yaşamına olumlu yansımaları olduğu zaman bir anlamı olur. Vatandaşın yaşamında olumlu değişimlere sirayet etmeyen büyümeler kâğıt üzerinde kalan büyüyen Türkiye’de küçülen bireylere sebebiyet veren değersiz değer olarak kabul edilir, vesselam.
ÖZER YILMAZ