Bireylerin inançları, davranışları, tutumları, yargıları düşünceleri, değerleri bireylerin kişiliklerini oluşturur. Kişilik bireye has ve bireyin en özelidir. Her insan gerek çevresinde ki insanların gerekse içinde yaşadığı toplumu oluşturan bireylerin, kişilikli bireylerden oluşmasını ister.
Kişilikli insan demek; dürüst insan, kaliteli insan, nitelikli insan, üreten insan, insanlığa hayrı dokunan insan, insanlığın değerlerine değer veren insan, değerlere değer katan insan, insanlara karşı adaletli davranan insan, vicdanlı insan, inandığı değerlere göre yaşayan insan, insanlara güven veren insan, insanlara güvenen insan demektir.
Bir eğitimci olarak zaman zaman insanlığın ve toplumların hangi sosyal değerler üzerine yükselmeye çalıştığını inceler, irdeler ve araştırırım. Gün geçtikçe bütün dünya da olduğu gibi toplumumuzda da kişiliğini tamamlamamış insan yoğunluğu ile karşı karşıya kalıyoruz.
İnsanların kişilik yapılarının bozukluğu toplumun sosyolojik yapısını olumsuz etkilediği gibi inanç ve değer yargılarını da olumsuz etkilemekte.
Her insanın bir takım inanç değerleri var ve bu değerlerin kendisine yüklediği bir takım yükümlülükleri var. Bu yükümlülüklerin gerçekleşmesi için insanların bir takım görevleri ve bu görevlere bağlı ritüelleri yerine getirmesi gerekiyor.
Müslümanların da Cuma namazlarını cemaatle birlikte kılmaları zorunlu bir dini görevdir. Gerçekten inanan insanlar arınmak ve yaratanına şükrünü ifade etmek için ibadetlerini yaparlar. Riyakâr, çıkar gözetenler ise ibadet yapıyormuş görüntüsü altında başka şeyleri planlarlar. Bununla ilgili birçok yaşantıyı her zaman görmek sosyal yaşam içinde mümkündür.
Cuma günü, üzerimde montum, boynumda asılı yakını görmek için kullandığım gözlüğüm olduğu halde camiye gittim. Müezzinin, cemaati namaza davet etmesiyle birlikte gözlüğümü boynumdan çıkardım montumun cebine koydum, montumu yakınımda bulunan askılığa astım. Namaz ve dua faslı bittikten sonra montumu aldım, ayakkabılıktan ayakkabılarımı giydim, dışarı çıktım.
Dışarıda, tanıdıklarımla karşılaştım ve onlarla ayaküstü bir kaç kelam ettikten sonra yoluma devam ettim. Yolda gözlük kullanma ihtiyacı hâsıl oldu, elimi montumun cebine daldırdım ama gözlüğümü bulamadım. Montun bütün ceplerine sırayla baktım gözlük yoktu.
O an içimde bir boşluk oluştu, kalbimden bir şeylerin koptuğunu hissettim. Şizofrenler gibi içimden kendi kendime gülmeye başladım. Gözlük birileri tarafından alınmıştı. Müslüman olduğunu iddia edenlerin ne hale geldiğini içim cız ederek bizzat yaşadım.
İnsanlarımız gerçekten Müslüman mı? Bunu beynimde şimşekler çakarak düşünmeye başladım. Müslümanların davranışları münafıklar tarafından taklit ediliyor. Sözde Müslüman olanlar riyakâr değerler içinde sahtekârlıkta çağ atlıyorlar.
Müslümanların hasletleri; toplumun üretim kapasitesine, tüketim alışkanlıklarına, davranış biçimlerine, inanç değerlerine, adalet anlayışına hâkim olmadıkça bu sorunların ahlaki sınırlar içinde çözülmesi mümkün olacak gibi görünmüyor.
Ahlaki değerler içinde, vicdanlı insanların toplumun sesi olmadıkça, güven bunalımı içinde ki toplumların sosyal yapısı kanayan bir yara olarak kalacaktır. Bu sorunun çözümüne yönelik çare ve çareler bulunması elzem olarak karşımızda duruyor.
Tüketime sunulan ürünlerin üretim kalitesi ile bireylerin kişilik kalitesini aynı kefede değerlendirmek yanlış bir yargı olmayacaktır. Kaliteli kişilikler kaliteli ürünleri üretir. Bir zamanlar Ülkemiz gıda sektöründe kendi kendine yeten ülkeler içinde kabul edilirken şimdi birçok gıda ithal ediliyor. İthal edilen gıdalar yetmiyormuş gibi üretilen birçok ürün, kalite reytingi bakımından o kadar düşük ki taklit ve tağşiş yönünden de tel tel dökülüyor.
Ürünlerin ve hizmetlerin taklit ve tağşiş edilmesi, ibadetlerin riyakârca yapılması, siyasilerin işlerini algı ile yönetmeye çalışması, bireylerin kişilik kalitesi toplumun sosyal yapısına olumsuz olarak yansımakta. Toplumun bozulmuş sosyal yapısının sağlıklı bir yapıya dönüşmesi nasıl sağlanabilir sorusunun cevabını bulmak gerekiyor.
Bu amaçla eğitim sisteminin merkezine her ne şart altında olursa olsun kazanmak yerine erdemli, vicdanlı ve ahlaklı insan yetiştirme paradigması alınabilir ve bu doğrultuda uygulamalar yapılabilirse bireysel kişiliklerin olumlu yönü sosyal yaşama yansımaları daha olumlu olabilecektir.
ÖZER YILMAZ