Yıllar önce adalet hizmetlerinde görevli bir üst düzey yargı görevlisi ‘Bir karar verirken vicdanımız ile cüzdanımız arasında kalıyoruz’ demişti. Tabi bu söz o dönemde çok sansasyonel bir açıklama olmuş söz konusu görevli çok ağır bir şekilde eleştirilmişti.
Burada esas olan vicdanın yanına onuru konumlandırmak mümkün mü, değil mi? İnsani olarak, vicdani karar ile onuru yüceltmek her türlü değerin üstünde olduğunu kabul etmek mümkün mü değil mi? Bunun cevabını da vicdani olarak vermek gerek.
Ameli yönüyle Yahudilik ile İslamiyet, Hıristiyanlığa göre birbirine daha yakın. Bu yakınlık Müslümanlar ile Yahudileri yan yana getirmesi ve bir arada yaşamalarını sağlaması gerekirken Siyonist İsrail’in, Müslümanların toprağına çökmek istemesi nedeniyle bu iki grubun bir arada barış içinde yaşamaları imkânsız hale gelmiş durumda.
Tarihsel bir inceleme yapıldığında Yahudilerin topraklarından sürgün edilmeleri, Hıristiyanlar tarafından yapılmıştır. Müslümanlar ise Yahudilerden bir zarar gelmediği müddetçe bir arada yaşamayı yeğlemişlerdir.
Yahudilerin, topraklarından sürgün edilmeleri farklı dönemlerde çeşitli güçler tarafından yapılmış. En büyük ve kalıcı sürgünler; birinci sürgün M.Ö. 597'de Babil İmparatorluğu II. Nebukadnezar; ikinci sürgün M.S. 70'te Roma İmparatorluğu Titus; üçüncü sürgün ise M.S. 628 yılında Bizans İmparatoru Heraklius tarafından yapılmıştır.
Bu sürgünler Hıristiyanlar tarafından yapılmış olmasına rağmen bugün Siyonist İsrail Hıristiyanlar ile birlikte hareket ederek Müslümanlara karşı soy kırım uygulamakta.
Siyonist İsrail 1948 yılında kuruldu. Bu katil devletin kurulması için kurulan terör örgütü 1945 yılında başladığı terör olaylarına hala devam etmekte.
Öyle ki bu terör örgütü, Siyonist terörist İsrail’in silahlı kuvvetlerinin temelini oluşturdu. İngilizlerin desteği ile kurulan Siyonist, katil terörist İsrail ne yazık ki Filistinlileri topraklarından zorla sürgün etmekte, insanların evlerini yıkmakta, topraklarına zorla el koymakta, zulüm ile abat olmaya çalışmakta.
Siyonistler, dünya düzeninin hâkim odak noktalarını kontrol altında tutmaktalar. Bu hâkimiyet öylesine yaygınlaşmış ki sinema sektöründen tutunda, oyun sektörüne; oyun sektöründen tutun da hizmet sektörüne; hizmet sektöründen tutunda teknoloji sektörüne, teknoloji sektöründen tutun da bilim sektörüne; bilim sektöründen tutunda gıda sektörüne kadar hemen hemen her sektöre hâkim durumdalar.
Bu hâkimiyet öylesine yaygın bir hal almış ki, sıradan bir markete alışverişe gittiğinizde bile Siyonistlerin hâkim olduğu ürünleri almadan çıkmak istediğiniz zaman marketten fileniz ile boş çıkabilirsiniz. Siyonistlerin hâkimiyeti vicdanların olaylara ve yargılara hâkim olmasını engeller nitelikte.
Bugün artık dünya düzeni vicdan ile cüzdan arasında sıkışmış durumda. Devlet yöneticileri, üst düzey görevliler koltuklarını korumak uğruna, vicdanının sesine kulak vermek yerine, cüzdanın cazibesinin sesine kulak vermeyi yeğlemekte, inadına vicdanının sesini görmekten imtina etmekteler.
Bir topluluğu düşünün ki o topluluk hiçbir kurala kaideye tabi tutulmuyor ve her istediğini pervasızca yapabiliyor. Bu terörist topluluğun yaptığı soykırımı devlet yöneticileri, iş insanları, sanatçılar, sporcular, bilim insanları eleştirme cüretinde bulunamıyor, onlara bir laf edemiyor. Laf eden birisi olduğunda da adeta tefe tutuluyor, bütün kapılar üzerine kapanıyor.
Terörist Siyonistlerin dünya üzerinde ki hâkimiyetleri nedeniyle yaptıklarına kimse gıkını çıkaramıyor. Biraz el kaldıran olunca ya koltuğunu ya işini kaybediyor ya da ekonomik iflasa sürükleniyor. Bütün bu olup bitenler, insani değerlerin vicdan ile cüzdan arasında sıkışıp kaldığını gösteriyor.
Vicdan ile cüzdan arasında kalan bir dünya düzeninden çıkmak için, vicdanın gönüllerde taht kurmasını sağlamak için üretmek, yeni buluşlar bulmak, teknolojiyi takip etmek her daim öncü olmak her daim bir adım önde olmak ile mümkün. Bunu sağlamak için de gelişim, dönüşüm ve onurlu vicdanların varlığı ancak ve ancak pozitif bilimin toplumsal değerleri ile bütünleşerek ülke sathına yayılan eğitim sistemiyle olur.
ÖZER YILMAZ