Kaan ile Betül üniversitede okurken tanışmış ve evlenmişlerdi. Yeni evli gençlerin ikisi de aynı kurumda işe başlamışlardı. Gençlerin İstanbul gibi bir Metropolde yaşamlarını sürdürmeleri çok kolay değildi. İşe girmişlerdi ama aldıkları maaşları yeterli gelmiyordu. Ayakta kalmak, geleceklerine yatırım yapmak, rahat bir yaşam sürdürebilmek için yeni iş imkânlarını araştırıyorlar ve yeni iş alanları bulmaya çalışıyorlardı.

Mesaiden sonra çalışmaları gerektiğine karar verdiler. Şansları yaver gitmiş Kadıköy’de kırık dökük eski bir ev bulmuşlardı. Gençler müteşebbis ruhluydular ama ellerinde fazla imkânları yoktu.

Kaan işleri yoluna koymak için yakınlarından borç para almak istiyordu. Akşam yemeğinde, fikrini Betül’e açtı. Betül borç para alma fikrine şiddetle karşı çıktı. Ben aç gezer tok sallanırım kimseden borç para almam, almana da müsaade etmem. İlla bir iş kuralım diyorsan aha kolumda birkaç bilezik, parmağımda evlilik alyansım, kulaklarımda düğün hediyemiz küpeler var.

Bunları satar namerde muhtaç olmak istemem. Kaan, Betül’ün bu yüce gönüllü davranışından etkilenmiş ne kadar doğru bir insanla evlendiğine kanaat getirmiş, içten içe de duasını yapmıştı. Kaan, Betül’ün takılarını almak istemedi, çünkü onlarla Betül’ün hayalinde ki evi almak istediğinde satmayı düşünmüştü. Betül’ün karalı tavrı neticesinde düğün takıları satıldı ve Kadıköy’de Türkiye’nin ilk Şifre Çözmeli Korku Evi iş yerini açtılar.

İş yerlerinde ikinci mesai yapıyorlardı. Telefon ile rezervasyon alıyorlardı. İşleri yoğun geçiyordu, iş yoğunluğu nedeniyle zaman zaman iş yerlerinde kalıyorlardı. Kazandıkları para ile yaptıkları harcamaları yerine koymaya başlamışlardı. Kaan gözü kara biriydi, Betül ise daha naif ve daha uysaldı. İki ayrı işte çalışıyorlardı ama hallerinden şikâyetçi değillerdi. Maceraperest müşterilerin yoğun talebi, çevrede ki esnafın dikkatini çektiği gibi mafyanın da dikkatini çekmişti.

Bir akşam haraç almak için birkaç kişi iş yerine baskın yapar gibi geldi, haraçlarını istedi. Kaan gözü kara, hak, hukuk nedir bilen biriydi, haraç verebilecek bir zihniyette değildi. Kaan’ın bu özelliği mafyanın umurunda değildi. Mafya ile başa çıkamayacağını bildiği halde onları oyalayabileceğini düşünüyordu. Bugün git yarın gel taktiklerini uyguluyor bir yandan da bu işin içinden nasıl çıkabileceğini düşünüyordu.

Bir hafta sonu yine özel sektör mesailerinden yorgun argın iş yerlerine gelmişlerdi. O hafta oyuna yoğun talep olmuştu. Dinlenebilecek zamanları bile kalmıyordu. Dinlenme sorununa çözüm bulmak için bazı saatlere rezervasyon almamışlardı. O hafta sonu yoğun bir çalışma temposunun sonuna yaklaşmışlardı. Son oyundan sonra kahvaltı yapmak, dinlenmek sonra da ikinci mesailerine dönmek istiyorlardı. Kaan oyun sonrası çevre düzenlemesi yaptı, Betül de kahvaltı hazırladı.

Yoğun ve yorgun iş yükleri olmasına rağmen mutluydular ancak mutlulukları kısa sürdü. Mafyanın haraç isteği mutluluklarının üzerine kar taneleri gibi çökmüştü. Kahvaltıya oturdular ama ne Kaan, ne de Betül konu hakkında bir tek kelime bile etmediler. Kahvaltıdan sonra Betül temizlik işini yaptı, Kaan‘da çantaları hazırladı, mesaiye yetişmek için acele ile çıktılar.

Betül, Kaan’ın koluna girdi, otobüs durağına doğru hızlı adımlarla yürümeye başladılar. Betül yorgun düşmüş ama Kaan’a belli etmiyordu. Betül’ün fiziksel tükenmişliği SOS vermeye başlamıştı. Başı döndü, gözleri karardı, Kaan’ın kolunda ki eli fersiz kaldı, boşluğa düştü. Betül bir çuval gibi Kaan’ın yanına yığılıp kaldı.

Kaan ne yapacağını bilemedi, orada bulunanlar ambulans ambulans dediler ama Kaan kimseyi duymuyordu. Eli avucuna karışmış ne yapacağını bilemez bir halde avara avara ortalıkta dolaşmaya başlamıştı. Kimin ambulansı çağırdığını bile bilmiyordu ama ambulans gelmiş, Betül’ü hastaneye kaldırmışlardı.

Doktorlar tahlil, tetkik yaptı. Kaan derin bir üzüntü içinde içeriden gelebilecek bir haberi koridorda ki banklarda oturarak bekliyordu. İçerden bir doktor çıktı ve eşinin adını söyleyerek durumunu öğrenmek istedi ama doktor eşinin doktoru olmadığını kendisini yetkili bir doktorun bilgilendirebileceğini, biraz daha sabırlı olması gerektiğini ifade etti.

Beklemekten sıkılmış, eşinden bir haber alamayışı canını sıkmış, sevdiceğine bir şey olmasından korkmuş gözleri buğulanmıştı. Bir doktor daha çıktı, çekinerek eşinin adını söyledi ve durumunu sordu.

‘Betül Kalkavan’ın eşi misiniz?’

‘Evet’

‘Gözünüz aydın olsun, eşinizin sağlığı da bebeğin sağlığı da iyi’

Doktor, Kaan’nın beklemediği ama sevinçten naralar atabileceği haberleri vermişti. Kaan, sevinçten mi yoksa şaşkınlıktan mı bilinmez doktora bir şey söyleyemedi. Betül’ün çıkmasını bekledi. Baba olacağının sevinciyle mafyanın haraç işini de bahane ederek el altından iş yerini başka birilerine devrettiler. Büyük umutlarla başladıkları ilk müteşebbis ruhu sessiz sedasız böylece bitmiş oldu.

ÖZER YILMAZ