Minik bir hikâye…

Çölde devesiyle yolculuk yapan zengin bir bedevi, kumların üzerinde yatan ve susuzluktan ölmek üzere olan bir adam görür. Merhametine yenik düşen bedevi, devesinden inerek kendi su kabını adama uzatır.

Suyu içip kendine gelen adam, aniden bedeviyi iter. Bedevinin yardımseverliğinden faydalanan bu kişi aslında bir hırsızdır. Hırsız, bedevinin devesine atladığı gibi kaçmaya başlar.

Devesini kaybeden bedevi hırsızın peşinden koşmaya başlar. Ancak hırsız devenin üzerindedir ve uzaklaşmaktadır. Tamamen gözden kaybolmadan hemen önce bedevi hırsıza seslenir: "Dur, gitme! Senden bir ricam var!"

Hırsız merakına yenik düşüp deveyi durdurur. Bedevi ona şu sözleri söyler:

"Deveyi alıp gitmene bir şey demiyorum. Ancak senden ricam, bu olayı ve çölde susuzluktan ölmek üzere olan birine yardım ettiğimi kimseye anlatma."

Hırsız şaşırır ve sorar: "Neden anlatmamı istemeyesin ki? Bu senin iyiliğini gösteren bir şey."

Bedevi şu unutulmaz cevabı verir: "Bu olayı herkese anlatırsan, insanlar bir daha çölde gerçekten zor durumda olan, yardıma muhtaç birine rastladıklarında merhamet edip ona su vermezler. Asıl kötülük, insanların iyiliğe olan inancını ve yardımseverliği kaybetmesidir."

Neden böyle bir hikâyeyi örnek verdim?

Hikâyenin ana fikriyle başlarsam; kötülük yapanların iyilikleri suistimal etmesi ihtimalinin bile, yardıma muhtaç insanlara el uzatmaktan ve iyilik yapmaktan vazgeçmek için bir bahanesi olmaması gerektiğidir.

Neden ve kimden bahsettiğim, herhalde televizyon ve haber izleyen ya da sosyal medya kullanan herkesin malumudur. Haluk Levent…

Haluk Levent’in AHBAB derneği…

Arapça kökenli bir kelime olan ahbap, kendisiyle yakın ilişki kurulan, sevilen ve güvenilen dost veya arkadaş anlamına gelir.

AHBAB derneğinin açılımı ise; "Anadolu Halk ve Barış Platformu" adının ilk harflerinden oluşturulmuş (Ne güzel bir tanımlama değil mi?

Yakın ilişki kurulan sevilen, güvenilen dost… Anadolu… Halk… Barış…)

Ve 2017 yılında kurulan bu sivil toplum kuruluşu, Levent'in sosyal medya aracılığıyla yardımsever bireylerle ihtiyaç sahiplerini bir araya getirme girişimleri sonucu ortaya çıkan bir yapı. Kısa sürede de örgütlü hale gelmiş.

Başlangıçta Ahbap Platformu adıyla faaliyet gösterirken, 31 Temmuz 2017'de resmî olarak Ahbap Derneği adını almış ve merkezi İstanbul olmuş.

Burada bir durup, minik birkaç toplumsal özelliğimizden bahsedeceğim.

Biz cephede savaş halinde iken düşmana, aman dileyene merhamet eden bir milletin ferdiydik. Millet olarak karıncayı incitmekten bile imtina eder, garibe, ihtiyaç sahibine, komşumuza, yolda kalmışa, tanımasak bile Tanrı misafiri der, dinine, milletine, menşeine bakmadan, evimizi, soframızı açan son lokmamızı, cebimizde son paramızı paylaşan bir millettik. Yolda yürüyen birini arabamıza alırken kimdir, nedir, necidir diye sorgulamazdık. Alırdık. Maç izlerken iki takımdan zayıf olanı tutar desteklerdik. MERHAMETİMİZ…

İNSANLIĞIMIZ... MİSAFİRPERVERLİĞİMİZ… Örnekti. Ya şimdi. Düşünün!

Ve son tahlilde halkın tüm bu kutsal değerlerini örseleyen biri çıktı karşımıza. İsim ve parasal sağladığı kaynak miktarı… Kumarı… Dolandırıcılığı… O su, busunu geçtim… Herkes konuşuyor… Söylüyor… Anlatıyor zaten… Aynı şeyleri burada yazmamım tekrardan öteye bir faydası yok. Tek cümle edeceğim. “Depremde, insanlar evlatlarını, annelerini, babalarını toprağa verirken, kendi yaralarını sarmaya çalışırken, milyonlarca insan elindekini avucundakini gönderirken… Onlar üzerinden para devşiren kim varsa “ALLAH BELASINI VERSİN!”

Ayrıca… Deprem sırasında sosyal medyadan kurtarma ekiplerinin düzenini bozup “SEL GELİYOR! BARAJ PATLADI!” yalanını yayarak, insanların, kurtulma ümidi olanların o toprağın altında kalıp ölmesine sebep olanlarında “ALLAH BELASINI VERSİN!” (Masumiyeti olanlara sözümüz yok.)

Bir toplumu bitirmek için… Önce değerlerinden başlarsın… Sonra aile kavramına el atar ve Aileyi bitirirsen… O toplumu bitirirsin… Bu konuyu da Allah ömür ve izin verirse ayrıca bir yazımda ele alacağım. Örseleniyoruz.

Ben 1970lerden bu günlere yaşadıklarımı, gördüklerimi, gözlemlediklerimi, okuduklarımı şöyle gözden geçiriyor… Ve bugün… Çevreme… Topluma… Şu A’na bakıyorum… Ve iç sesim şöyle bağırıyor:

“Ya hu! Biz nereye gidiyoruz? Biz kime neye dönüşüyoruz? Noluyoruz Abi?”

Son Sözüm: “Asıl kötülük, insanların değerlerini, iyiliğe olan inancını ve yardımseverliği kaybetmesidir."

Bu deprem felaketinde, gerçek gönüllü olan, hizmet eden, sözünü tutan herkese ve DEVLETİMİZE… Teşekkürlerimi iletiyorum. O gün yok denilen Devlet, Kızılay ve AFAD, milyonlarca insana başta sıcak yemek sağlıyor, canla başla depremzedelere yardım için koşuşturuyordu.

Bugün ise devlet verdiği sözü tuttu mu? Tüm binaları teslim etti mi? Etti. Bölgenin alt yapıdan üst yapıya yeniden imar ve inşasını dünyada benzeri olmayacak bir hızda sürdürüyor mu? Evet… (Nokta)

H.BEKİR AYDOĞAN