Eski dünya haritalarına dikkatle bakarsanız, kıtaların bittiği, denizlerin bilinmeze açıldığı yerlerde tuhaf yaratıklarla karşılaşırsınız. Dev yılanlar, deniz canavarları, kanatlı ejderhalar. Bazılarının yanına Latince bir ifade eklenmiştir: Hic sunt dracones… “Burada ejderhalar var.”

İşin ilginç tarafı, tarihçiler bu ifadenin çok az haritada gerçekten kullanıldığını söyler. Ama insanlar onu öylesine benimsedi ki, bugün bir sembole dönüştü. Çünkü mesele ejderhaların gerçekten var olup olmaması değildi. Mesele, insanın bilmediği her şeyi korkuyla doldurma alışkanlığıydı.

Haritacı, gitmediği yeri çizemiyordu. Çizemediği yere ise hayal gücünü koyuyordu. İnsanlık yüzyıllar boyunca bilinmeyen denizlere ejderhalar yerleştirdi. Oysa o denizlerde çoğu zaman sadece su vardı. Ejderhalar, haritanın değil, zihnin ürünleriydi.

Aradan yüzyıllar geçti. Gemiler okyanusları aştı. Uydular dünyanın en ücra köşesini fotoğrafladı. Mars'ın yüzeyini bile yüksek çözünürlükte görebiliyoruz. Ama garip olan şu ki, haritalardan ejderhalar silindi; zihinlerimizden silinmedi.

Bugün de tanımadığımız insanlardan korkuyoruz. Bilmediğimiz fikirlere mesafe koyuyoruz. Duymadığımız bir düşünceyi hemen tehlikeli ilan edebiliyoruz.

Sosyal medyada birkaç cümleyle ya kahraman yaratıyor ya da canavar ilan ediyoruz. Çünkü zihnimiz hâlâ eski haritacı gibi çalışıyor. Bilmediği alanı bilgiyle değil, varsayımla dolduruyor.

Belki de günümüzün ejderhaları; önyargılarımızdır.

Bir mesleği tanımadan küçümsemek…

Bir milleti tanımadan yargılamak…

Bir inancı dinlemeden mahkûm etmek…

Bir insanı konuşmadan suçlu ilan etmek…

Dijital alemin ekranının arkasına kalmak…

Sosyal hayattan, birebir diyaloglardan uzaklaşmak…

Komşunu bile tanımadan motamot bir hayata hapsolmak…

Hepsi görünmeyen ejderhalardır.

Üstelik bu ejderhalar ateş püskürtmüyor; güveni, diyaloğu ve ortak aklı yakıyor.

Tarih bize ilginç bir ders veriyor. Cesur denizciler, haritaların kenarındaki ejderhalardan korkup limandan çıkmasalardı, bugün bildiğimiz dünyanın büyük kısmı keşfedilemeyecekti. Onlar, korkularının üzerine yelken açtılar. Ejderha sandıkları yerde, yeni kıtalar, yeni ticaret yolları, yeni kültürler buldular.

Belki bizim de kişisel haritalarımızın kenarında görünmez bir not yazıyor:

“Burada korkular var.”

Oysa o sınırın ötesinde yeni dostluklar, yeni bilgiler, yeni fırsatlar ve belki de kendimizin hiç tanımadığımız bir yönümüz bekliyor. Haritaların kenarındaki ejderhalar çoktan kayboldu. Ama günümüz dünyasının temel ve en çok görülen hastalığı Anksiyete (Kaygı Bozukluğu) tamda bu ejderhaların yeni adı.

İslam inancı da insanın fıtrat gereği sosyal bir varlık olduğuna ve toplumsal bir yaşam sürmesi gerektiğine işaret eder. Şimdi sıra, zihinlerimizin kenarındaki ejderhaları silmeye geldi. Tabi ki ekranlarda ve sosyal medyada değil.

Bekir Aydoğan