Sosyal medya artık bir “toplumölçer” olmuştur. İçinde yaşadığımız toplumun neyle meşgul olduğunu bilmek istiyorsak elimizdeki sihirli ekranın üzerinde parmağımızı birkaç defa kaydırmamız yeterli.
Bugünlerde sosyal medya üzerinden “Görebildiğimiz manzara şudur.” demek isterdim lakin algoritmik filtrelerin dikkatime sunduğu kadarıyla, toplumun farklı kesimlerinin belli konularda birbiriyle atışmasına şahit oluyorum.
Yeni eğitim-öğretim yılı başlarken Millî Eğitim Bakanlığının okullara gönderdiği bazı düzenlemeler vardı. Özellikle öğretmenlerin önlük giymesine karşı çıkanlar, eylem yapanlar neyin derdinde? Okullarda cuma namazı kılınmasıyla ilgili yayımlanan genelgeye karşılık bazı vatandaşlar, "Oğlumu o gün okula göndermeyeceğim." diyerek itirazlarını, hatta isyanlarını beyan ediyor. Buna karşılık muhafazakâr kesimin YouTuber'ları da dilleri döndüğünce cevap veriyor.
Bunlara bir nevi "fikir savaşları" da diyebiliriz. Sosyal medyada fikirlerini özgürce beyan ettiğini sanıp devlete karşı ağzına geleni söyleyen, ileri geri konuşan ve kendisine cevap verilmeyeceğini zanneden bu kişiler; başlarına hukuki bir süreç geldiğinde "Konuşmak bile yasak!" diyerek yeniden mağdur rolüne bürünmek istiyorlar.
Aslında herkes ve her yönetim kendine yakışanı yapıyor. Geçmişte de buna benzer şeyler yaşanmıştı. Devlet gücünü kullanarak inançlı halka zulmedenlere karşı, halkın hakkını korumaya çalışanlar o günlerde nasıl karşılık verdiyse bugün de devlet kendine yakışanı yaptığında kendini haklı sanan bazı kesimler itiraz ediyor. Yani döngü kendini tekrar ettiriyor.
Ayrıca İstanbul'da kültür sanat festivalleri çerçevesinde bazı saptırılmış inançların ritüellerini dans kılıfı altında sembolik hareketlerle icra eden sanatçıların programları, İçişleri Bakanlığı ve valilikçe yasaklandı. Burada da mülki amirlerin kendilerine yakışanı yaptığını ifade edebiliriz.
Fakat muhalif zihniyete sahip olanlar, olayın başka yönlerini ele alıp yönetimi "sanat düşmanı" ilan ediyor. Zaten en kolay iş suçlamak. İçeriğin ne olduğu, neyi anlattığı onlar için hiç önemli değil. Sadece nefret ettikleri hükûmet veya bakanlık yasakladı diye hemen tepki gösteriyorlar. Bunu genç nesillerin gözünde haklı çıkarmak adına da asılsız sözler sarf ediyorlar.
Bu zihniyet sahiplerinin "özgürlük" adı altında yanlış tutumlar sergilediklerini ve beyhude işler yaptıklarını hep birlikte görüyoruz.
Dolayısıyla “Herkes kendine yakışanı yapıyor.” cümlesinin altını çizmemiz lazım. Müslümanlar Müslümanca davranıp harama ve günaha geçit vermemeli; bâtılı savunmaya çalışanlar ise kendilerine yakışanı yapıp itiraz etmeli.
Bana kalırsa en tehlikeli insan modeli, "Bırakın herkes istediği gibi yaşasın, kimse kimseye karışmasın." diyenlerdir. Bu tür fikirlere sahip olanların, günün sonunda kötülüklere ve yanlışlara yol açanların yanında durduklarını rahatlıkla ifade edebiliriz. Hak ile bâtıl kavga ederken "Her şey serbest olsun." diyenler, haksızlığın yanında yer aldıklarını fark etmiyorlar mı, bilmiyorum.
"Tarafsızlık, namussuzluktur." diyen Cemil Meriç; zulüm ve haksızlık karşısında sessiz kalmayı veya ortada durmayı bir entelektüel ihanet olarak kabul eder. Dolayısıyla uyanık olup hakkın, doğrunun, millî ve manevi değerlerin yanında duran insanların yaptıklarını desteklemeyi kendimize vazife bilmeliyiz.
Gençlerimiz; inanç değerlerimize aykırı, birtakım karanlık ritüellere sahip sanatçıları dinlemekten uzak durmalıdır. Herkesin özgürce yaşadığı bu topraklarda kimseye baskı yapmaya gerek yok; ancak gençlerimiz de cahil değil; kendi doğrularını, vatana ve millete hayırlı olanı elbette bilirler. Bazı odakların doğruyu söylemeyip gençlerin saf zihinlerini bulandırarak onları devlete ve millete karşı kışkırtmaya çalıştıklarını hepimiz fark ediyoruz.
Özetle; kendine yakışanı yapana şaşırmamak, kendine yakışanı yapmayanlara ise eleştirel bir gözle bakmak lazım. İşin hakikati bence budur.
AHMET TAŞTAN