(Deniz Gezmiş, Celal Polat, Carl Sagan ve Cennetin Ejderleri’ni Bir Araya Getiren Yazı. NOT: Bu siyasal bir yazı değildir)

Celal Abi amcamın oğludur. Koruma refleksi mi geliştirdi bilmiyorum ama amcam da köyümüzün efsane sağcılarındandır.

1969-70 arası bir tarihte Celal Abi, Deniz Gezmiş’le birlikte gündeme giren ve onun adıyla anılan; daha sonra birçok devrimcinin dayanışma amacıyla gidip geldiği Filistin’e İsrail ile savaşmaya giderken sınırda yakalanır.

Hapse düşer. 74 Affıyla çıkarlar. 12 Eylül 1980’de örgütlere operasyon çekilince Geçici Koordinasyon Kurulunda görev alır ve Mayıs 1982’de yakalanır.

1982 Sonbaharında Filistin’den döndükten sonra yakalanan İlhami Aras’la birlikte yargılanır. İşte benim çocukluğuma damgasını vuran bu olaydır.

12 Eylül 1980’den yakalandıkları Mayıs 1982’ye kadar geçen 20 aylık süre. Amcamlarla evlerimiz yan yana idi.

Bu 20 ay boyunca Jandarma gün aşırı amcamın evine baskına gelirdi. Köyün tek telefonu olan postanesine ve belediye binasına (Yenice, o zamanlar belediye idi) arananlar diye resimleri de asılmıştı. Onlar yakalandıktan sonra bu baskınlar bitti.

1983’te de ben Dokuz Eylül Üniversitesi İktisat Fakültesini kazanıp İzmir’e gittim. İnciraltı yurdunda kalıyorum. Yurt müdürü albay. 12 Eylül darbesi olunca yurtta direniş göstermiş öğrenciler darbeye karşı.

Yurda 12 Eylül Cuntası operasyonla girmiş. Duvarlar hala kurşun delikleriyle doluydu biz oradayken. Okulumuz Alsancak’ta. Daha sonra İktisat Buca’ya taşındı. Bir sabah yurttan otobüse bindik.

Deniz kıyısından Alsancak’a yürümek hoşuma gidiyordu, Konak’ta indim, okula doğru yürüyorum. Birden irkildim, sokak direklerinde renkli küçük afişler; Cuntaya karşı örgütlenin, Genç Komünistler Birliği. Öyle korkmuşum ki diğer afişleri okuyamadım, önüme baktım.

Sanki birileri gelip neden okuyorsun diye beni de tutuklayacaklar… (Korku da bir yere kadar, 4 sene sonra Eskişehir’de Kenan Evren’in YÖK yasasına karşı çıktığımız için 12 Eylül sonrası Eskişehir’in ilk siyasal tutukluları biz olacaktık. Aynı siyasetten olmadığımız efsane Bayram Kaya ile birlikte, 37 kişi.)

Albay ara ara topluyor bizi Deniz Gezmiş'lere özenen olursa onlar gibi asılırlar diyor. Haliyle yurt müdürü de albay olunca korkuyoruz solla anılan yazar ve kitapları okuyamıyoruz. Yurtta okuyacak kitap bulamıyoruz. Siyasal kitaplar yasak. Bazılarını da biz korkudan alamıyoruz.

1984’te olmalı elime 25 sayfası dışında başı ve sonu yırtılmış bir kitap geçti. Başladım okumaya. Carl Sagan yazıyor sayfanın bir tarafında diğerinde Cennetin Ejderleri.

Yıllar sonra Kasım 2012’de Say Yayınları, kitabı yeniden yayımlamış. Ama tabii belki unuttular, Türkçede 1. baskı diye kapağa bilgi koymuşlar. Tabii hasretle bitirdim, 271 sayfalık kitabı.

(Benim gibi Ticaret Lisesi çıkışlı, İktisat Fakültesinde okuyan biri için alanına hiç uymayan bir kitaptı. Şimdi düşünüyorum eğer kitabın tamamı o zaman elime geçseydi, daha farklı bir üniversite değişikliği yapabilirdim.

Belki o kadarı da etkiledi ki İktisadı bırakıp Tarih bölümüne geçtim.)

Kitabın rüyalarla ilgili kısmı (1984’ten 2012’ye kadar) 28 yıl hep aklıma takılı kalmıştı. Bütün insanların ortak gördüğü rüyalar neler? Bu ortak rüyalar yetişkinlikte kaybolmaya başlıyor. Çocuklukta daha çok görülüyor.

Anne karnına ilk halimize belki de ilkel halimize yakın dönemlere ait rüyalar. Düşmek, kaçıp kaçıp kaçamamak vb. Kendim de daha sonraları sınıflarda öğrencilerime böyle rüyalar görenler var mı diye sorduğumda çoğunlukla ortak görülen rüyaların bunlar olduğunu teyit ettim. Lise 1’lerde son sınıflara göre daha fazla.

İnsanların en eski devirlerinde gündüz yırtıcılara görünmeden yaşamaları gerekmiş. Gece eğer ağaçta konaklamışlarsa, düşmeyi unutan ağacın dibindeki aslan ve kurtlara yem olmuş, çığlık çığlığa. En ortak rüyamız düşme oradan kalma.

Diğer ortak rüyamız kaçıp kaçıp kaçamamak ise onun devamı. Düşen kaçmaya çalışıyor ama nafile…(Günümüzde fare deneyleri ilk kuşakların yaşadığı travmaların ara nesiller bundan uzak tutulsa bile birkaç nesil sonraya aktarıldığını ispatlamış)

Artık tüm memelilerin rüya gördüğü biliniyor. Benim aklıma takılan binlerce değil yüzbinlerce yıl önce dil gelişmemişken yazı yokken insanlar rüyalarını nasıl anladılar, nasıl yorumladılar? En çok hangi rüyaları gördüler?

Kendilerini avlamaya çalışan vahşi hayvanlar girmiş olabilir rüyalarına. Ya da kendilerini onlardan koruyan ama artık hayatta olmayan anne babalarını atalarını rüyalarında görmüş olabilirler. Bunları anlamlandırmaya çalışmış olmalılar.

Bunları anlatırken mimik jest ve seslerini değiştirmişlerdir. Bunların üzerine fikir geliştirenler, yorum yapanlar, bunlarla ilgili konuşanlar belki de o klanın ilk şamanları, bilicileri olmuşlardır.

Kendisi alanında profesör olan ama kitaplarında bunu kullanmayan İsmail Gezgin’in bu alanı işleyen önemli çalışmaları var. Hocamız arkeolog, turist rehberi gibi yönleri de olan biridir. Kharon’un Kayığı, ölümün ve ölüm ötesinin çok güzel akıcı bir dille anlatılmış tarihidir.

Tabii devletin oluşumu ile ortaya çıkan zor aygıtının sınıfsal sömürüyü devam ettirmek için buna müdahalesi de kaçınılmaz olmuştur. Kitap mağara devri kanıtlarını, ilk yazılı ürünleri, günümüze yakın Afrika, Sibirya, Güney Amerika ve Kuzey Amerika yerlilerinin ölümle ilgili ritüellerini birbirleriyle ilişkileri bağlamında ustaca değerlendirmektedir.

Nasıl çocukluğu bir insanın yetişkinliğini belirliyorsa, insanlığın ortak geçmişi de günümüz ortak hafızasını, davranışlarını belirlemektedir.

Binlerce yıl önce ağaçlarda yaşadıysanız, gece yırtıcıları altınızda düşmenizi bekleyecektir. “Eğer ağaçta yaşıyorsanız, ölmenin en kolay yolu düşme tehlikesini unutmaktır” Carl Sagan. Rüyanızda düştüğünüzü ya da kaçıp kaçıp kaçamadığınızı, en son ne zaman gördünüz?

İsmail POLAT- Tarihçi

Kaynak: gencgazete.net