Bir savaşçı olmasına rağmen Kemal Paşa’nın belki de en sivil ve evrensel önermesidir, “Yurtta Barış Dünyada Barış.” SSCB yıkılıp NATO’cu Kapitalist batı bloku galip gelince Engin Ardıç başta olmak üzere Türkiye’deki Kapitalist-Liberallerin en çok eleştirdiği söz bu oldu.

Ardından sağın muhafazakar kanadından Ahmet Davutoğlu, Stratejik Derinlik diye, Osmanlı hayalleri kurarak bana göre Türkiye’yi ve etkilediği cenahı stratejik bir körlüğe yönlendirdi. Osmanlı hayalleri kurulan her coğrafyada ya NATO ya da İsrail çıkarlarıyla karşılaştık.

Peki NATO bunları kolayca nasıl hayata geçirdi? Çünkü NATO’nun ve batı kapitalizminin çıkarlarını “ZAMAN’ı” iyi ayarlayarak, Osmanlı hayalleri kurdurarak “BİZİM” zannettirdiler. Kurtlar Vadisi ile başlayan süreçte TV dizileri de bizim coğrafyada hayaller kurulmasını sağladı.

ABD yanlışlıkla oldu diyerek gemilerimizin kumanda merkezini uçurdu, askerimize K. Irakta saldırdı, hepsinin intikamını dizilerde aldık. Kaldı ki bizim diyerek hayal kurduğunuz coğrafyaları tekrar ele geçirmeyi düşünüyorsanız ABD yayılmacılığına sahiden karşı duramazsınız.

ABD ve İsrail, İran’ı vuruyor “bizim” insanlarımız ama onlar “Müslüman değil” diyebiliyorlar. (Seküler bir insan olarak Molla rejiminin tamamen karşısındayım. Ama oraya düzen getirecek olan ABD mi olmalıydı?) Tamamen mezhepçilik kokan bir yaklaşım hakim. Daha önce de bunun diğer versiyonlarını yaşadık.

Tamam hepsi sorunlu ülkeler; Libya, Irak, Suriye. İslam dünyasında akılcılık ve seküler siyaset karşılık bulsa ve Avrupa Birliği gibi mezhepleri-mezhepçiliği yok eden ekonomik gelişmeyi ve ortak aklı önceleyen siyaset hakim olsa bu ülkelere o siyaset ayar çekebilseydi kaynaklarımız emperyalizm tarafından yağmalanamazdı.

Mezhepçi ve teokratik siyasetler “ORTAK AKIL”da buluşmayı beceremiyorlar tarih bunun örnekleriyle ve çözümüyle dolu. Batı dünyası da uzun yıllar (1517-1648) mezhepçi savaşlar yaşadı. Sonra ise akılcı siyaseti yani Sekülerizmi icat ettiler, dünya üzerinde hegemonya kurdular.

Artık tüm dünyayı barışta ve kaynaklara erişimde eşitlemenin zamanı geldi de geçiyor. Yoksa dünya kuraklık, kıtlık iklim kuşağına girdi akılcı çözüm bulamazsak güçlüler yaşar yoksullar için kıyamet.

Bizler savaşları I. Körfez Savaşından beri televizyonlardan maç izler gibi izliyoruz. Dünyanın bu gidişata dur demesi gerekiyor.

ABD’nin saldırıları özel sektörcü kapitalist-liberallerce her ülkede taraftar buluyor. Venezuela petrolünü emperyal batılı şirketlere vermedi, ABD seçilmiş devlet başkanını tutukladı. Libya petrolünü vermedi lideri sokakta linç edildi. Irak petrolünü vermedi lideri idam edildi. İran petrolünü batılı şirketlere vermiyor, bombalanıyor. Bunlardan korkup “devletin elinde köprü bile kalmamalı” diyenler var.

Devlet patron olmamalı, özel sektörcü kapitalist bir argümandır. Başka devletlerin ekonomik siyasetleri hakkında karar vermek emperyalist bir siyasettir.

ABD nasıl bu kadar kolay dünyayı savaşa sürüklüyor? Çok basit ateş düştüğü yeri yakar. ABD 161 yıldır kendi topraklarında savaş görmedi. 1861-1865 yılları arasında iç savaş yaşayan ABD ondan sonraki süreçte, I. Dünya Savaşı, II. Dünya Savaşı, Vietnam, Kore savaşlarını yaptı hiç birinde kendi topraklarında savaş görmedi.

ÇÜNKÜ Uçak Gemileri var. Dünyanın her yanına füze ve uçak taşıyabiliyor. ABD toprakları 161 yıldır savaştan uzak. ABD toprakları füze ya da bomba görse bu kadar kolay savaş kararı veremezler. Onlar da “Yurtta Barış, Dünyada Barış” derler.

Galibin olduğu her savaş intikam için sıra bekleyen mağluplar yaratır. İsrail siyonizmi bunun en canlı örneğidir. Roma İmparatorluğu MS 70 yılında Kudüs’te bulunan Yahudi Tapınağını yıktı ve isyancıları sürdü. 1878 sene boyunca Siyonizm bu olayı mağduriyet ve kenetlenme ideolojisi olarak kullandı.

Dünya artık teknolojik olarak o boyutlara geldi ki büyük bir savaş dünyanın sonunu getirebilir. Dünyada her geçen gün dünyanın sonunu getirebilecek silahlar geliştiriliyor.

Tüm dünyanın ORTAK AKILLA hareket ederek saldırganları caydıracak bir sistem geliştirmesi acil bir ihtiyaçtır. Yurtta Barış, DÜNYADA SAVAŞ, değil, “Yurtta Barış, Dünyada Barış.”

Dünya Çapında Yapılması Gerekenler;

Emperyal bir güç sizin kaynaklarınızı patron sınıfının çıkarları (dünyanın %1’i) doğrultusunda nasıl kullanacağınıza karar veriyor. Kararını sizinle konuşmuyor size dikte ediyor. Azgın Azınlık sınıfı (açgözlü kapitalist-patronlar) büyük çoğunluğun (dünya nüfusunun %90’ından fazlası) çıkarlarını eze eze elinden alıyor.

Aşırı petrol, doğalgaz, maden tüketimi dünyanın içini boşaltıyor. Bu durum yer üstünde küresel ısınma, kuraklık, depremlere neden oluyor. Azgın Azınlık (Emperyal Kapitalistler) kendine yalıtılmış güvenli alanlar yarattığı için büyük çoğunluğun yaşadığı sıkıntıları çözmeyi değil kâra dönüştürmeyi düşünüyor. Dünyanın küresel ısınma, iklim krizleri ve kaynakların yağmalanmasını önleyecek bir devrime, yeniden yapılanmaya ihtiyacı var.

Orta Doğu ve İslam Dünyasında Yapılması Gerekenler;

İspat edilebilen ya da yanlışlanabilen şeyleri bildiğimiz için buna bilmek yani bilim deriz. İspat edemediğimiz, yanlışlayamadığımız ama “bize göre” öyle olan şeylere de inanırız, inanç deriz.

Herkesin bir inancı var. Kimse süs olsun diye bir şeye inanmaz ya da karşı çıkmaz. Birbirimize ispat edemeyeceğimiz inançlarımızı çatıştırmak yerine birbirimize saygı duyarak yaşayabiliriz. İnsan haklarını ve inançların farklılığını devlet garanti eder, korur. Devlet belli bir mezhebe inanca ait değil “Kamu”ya ait bir alandır. Yoksa ayakta kalamaz.

Bazı örnekler sürekli akılda tutulmalıdır. Yoksa tarihin deney ve gözlemi yoktur. Laboratuvarı geçmiş yaşanmış olaylardır. Tekrarı sizi yıkar. ( “…Tarih’i tekerrür diye ta’rif ediyorlar; Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?” Mehmet Akif)

Yugoslavya’da Sırplar diğer etnisiteleri yok saydı bu yüzden içinden 7 tane devlet çıktı. Sünni Saddam; Irak’ta Şii çoğunluğu tanımadı, tam tersi Suriye’de Esad; Sünni çoğunluğu tanımadı sonuç, yıkılan devletler, parçalanmış güç merkezlerine bölündü.

İslam dünyasının dünyevi meselelere, birbirleriyle ilişkilerine ve başkalarıyla ilişkilerine, insan haklarına daha seküler bakmasının zamanı geldi de geçmeden yakalamalı. Yoksa onlar zaten bizim gibi değil diye diye hep seyirci kaldık, bize de seyirci kalırlar…

Eski dünyanın emperyal-kapital saldırganlıkları bizlerin ırk (Türk-Kürt, Azeri-İrani) ve Şii-Sünni mezhepsel (Irak-Suriye ve şimdi İran’a yönelik saldırılar) bölünmemizle başarıya ulaştı.

Bu bölünmeleri ancak demokrasi ve ortak akılla seküler bir yaklaşımla ortadan kaldırıp Avrupa Birliği tarzı bir birliktelik kurabiliriz. Tüm Orta Doğu devletleri İspanya kadar tepki gösterebilseydi bırakın İsrail’i ABD bile bu toprakları terk etmek zorunda kalabilirdi.

İsmail POLAT

Tarihçi