“Bir araya gelebilmemiz için illa ülkece canımızın bu kadar yanması mı gerekiyor?”
Dünyada en zengin %1 bölgelere göre değişmekle birlikte gelirin (servet değil) %35’ini alıyor. Bunun matematiksel doğal sonucu en fakir %35’in gelirin %1’ine sahip olmasıdır.
Bu dilimleri daha da netleştirirsek en zengin %10 dünya gelirinin (servet değil) %55 civarına el koymaktadır. En yoksul %50’nin geliri %8 civarında kalmakta hakkı olan %42’ye üst sınıflar el koymak- tadır.
Bunlar yıllık bazda gelirler üzerinden rakamlardır. Servet bazında (ev, arsa, nakit, hisse senedi, vb.) mülkiyete baktığımızda durum daha vahşi bir hal almaktadır.
En zengin %10 küresel ölçekte servetin %80’ine sahiptir. En zengin %1 küresel servetin (gelir değil mülkiyet) %40’ına sahiptir. Basit matematik hesapla en yoksul %40 dünya servetinin %1’iyle yetinmek zorunda bırakılmaktadır.
Kıtasal ölçekte bölgelere bakacak olursak Avrupa eşitsizliğin nispeten en az hissedildiği yer gibi görünüyor. En zengin %10 gelirin %25’ini alırken bu oranlar Orta Doğu ve Latin Amerika’da %60’ları aşabiliyor. Afrika’nın bazı bölgelerinde insanlar hesaba dahil bile olamıyorlar.
Peki sistem nasıl böyle sürebiliyor?
Öncelikle zengin kapitalist sınıf yoksul sınıflardan çok daha fazla ideolojik! sınıfsal bakış açısına sahiptir. Paraları var, kendileri tembel aptal bile olsalar çıkarları için çalışacak, alt sınıfları ezecek, elemanlar (ideolojik propaganda elemanları, güvenlik-bodyguard-koruma) bulabiliyorlar. Bu elemanlar herhangi birimiz ya da yakınımız olabilir.
Alt sınıfları bastırmanın çeşitli mekanizmaları vardır. Kulağa basit geliyor ama en bilineni tarih boyunca “böl, parçala, yönet” olmuştur. Bir fabrikaya sendika gireceği zaman, bir başka işçi sendika getirmeye çalışan arkadaşını çeşitli nedenlerle kıskanıp patrona haber uçurmakta, işten atılmasına neden olabilmektedir. O fabrikada çalışanlar yıllar boyu sendika lafından korkarak yaşayacaktır. İnegöl bunun sayısız örnekleriyle doludur.
Zengin %10, yoksul %90’ı bölerken en sevdikleri kültürel farklılıklardır. Irk, din, mezhep; Egemen Sınıflar için her zaman iş görmüştür ve hala da alt sınıflar için en tehlikeli bölünebilme yoludur.
Sadede gelecek olursak, içinde yer aldığım ve 1990’lardan beri sendikal mücadelesini desteklediğim eğitim çalışanları sınıfı 17 Nisanda İnegöl’de ortaklaşa iş bıraktı. 15 ve 16’sında her sendika kendi başına iş bırakmıştı.
17 Nisanda İnegöl’de uzun yıllardır görmediğim ortaklaşmış kalabalığı gördüm. Kalabalığın en dikkat çekici yanı her renkten kıyafetiyle kadın çalışanların erkeklerden daha kalabalık oluşuydu. Galiba kadınlar erkeklerden daha kolay diyalog kurabiliyorlar. Öte yandan bir arkadaşımın da dediği gibi annelik refleksi, acı olay birçok yavrumuzu anne babasından ayırdı. Kadınlar erkeklerden daha tepkisel gibi.
Sadece eğitim çalışanları değil emekçiler dünyaya sınıfsal çıkarları açısından bakarsalar, birleşirseler yazının büyük bölümünde andığımız rakamlar belki bir dengeye, adalete oturur.
Yaşadığımız her şey maalesef ideolojiktir. Bu kelimeye her ne kadar Kenan Evren 12 Eylül darbesinden sonra itibar suikastı yapmış olsa ve hala bazılarımızın bilincinde onun yargısıyla yer alsa da, ideoloji, dünya görüşü demektir. Nasıl bir dünya istediğimizin ifadesidir.
Bu son yaşadığımız saldırı bile sınıfsal çelişkileri arttıracak, üst sınıfları zenginleştirecek ideo- lojik dinamikleri içinde barındırmaktadır. 2000’lerin başında Türkiye’de 1100 civarında özel okul bulunurken günümüzde 14 bini geçmiş durumdadır. Bu saldırılardan sonra güvenlik kaygısıyla bir çok aile özel okullara yönelecek yeni zenginler yeni yoksullara yol açacaktır. Kötü olan zenginlik değil, zenginliğin adaletle paylaşılmamasıdır.
Bu durumu düzeltebilmek tüm dünyada emekçilerin bir araya gelmesiyle mümkündür. Kapitalist emperyal sermaye yani %1, %9’un işbirliğiyle, %90’ı sömürürken; Türk emekçi, Kürt emekçi, dindar işçi, laik işçi diye ayırım yapmaz. Bu ülkeyi çocuklarımıza miras bırakacaksak, birleşmeliyiz. Farklılıkları bir arada tutmanın en iyi yolu “ortak çıkarlar” ve “ortak akıl” etrafında birleşmektir. Ve en iyi birleşme tepeyi beklemeden tabanda yan yana duranların attığı adımlardır. Eğitim çalışanları ve tabii tüm emekçiler, kültürel kodlarınızı cebinizde tutun, dertlerimiz ortak değil mi?
İsmail POLAT /TARİHÇİ