1986 yılı, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi, Eğitim Yönetimi ve Planlaması 1. sınıf öğrencisiyim. Heyecanlı, meraklı, tutkulu ve çoşkulu… bırakın kendimizi, ülkemizi ve dünyayı o “büyük insanlık ailesi” için değiştirme gücünü ve inancını sanki ellerimizde tutuyoruz. Hepimiz Prometheusuz, ateşi çalmaya, insanlığa sunmaya adayız.
Eğitim Bilimine Giriş dersinde Prof. Dr. Tanju Gürkan, Fatma Varış’ın ders kitabı olan Eğitim Bilimine Giriş kitabında yer alan İvan İllich’in okula yönelik radikal eleştirilerini anlatıyor. Dikkatimi çekti birden, yazarın Okulsuz Toplum kitabından alıntılanmış anlatılanlar. Bir süre sonra kitabı alıp okuduğumda yazarın öğrenme ağlarından söz ettiğini, okulun eşitsizlikleri derinleştirdiğinden dolayı okul kurumunu reddettiğini öğrendim, şaşkındım.
Aslında şaşkınlığım devam ediyor hala. Çünkü okulsuz toplumun eşiğindeyiz adeta…
Yüzyıllar boyunca yükseköğrenim, bireylere hayat boyu konfor ve prestij sağlayan altın bir anahtar olarak görüldü. Üniversite kapısından adımını atıp diplomayı eline alan bir genç, mesleki geleceğini ömrünün sonuna kadar garanti altına aldığını düşünürdü.
Ancak 21. yüzyılın hızla akan dijital nehirleri, bu köklü inancı temelinden sarsıyor. Bugün iş dünyasının koridorlarında fısıldanan, hatta yüksek sesle dile getirilen radikal bir gerçek var: Diplomaların son kullanma tarihi geçti.
Yapay zekânın, otomasyonun ve veri analitiğinin her sabah yeni bir çehreyle karşımıza çıktığı günümüzde, üniversitede edinilen bilgilerin yarılanma ömrü hiç olmadığı kadar kısaldı. Dünya Ekonomik Forumu’nun raporları, gelecek bilimciler bugün mevcut olan mesleki becerilerin önemli bir kısmının önümüzdeki birkaç yıl içinde geçerliliğini yitireceğini yazıyor.
Bu durum, kariyer yolculuğunu "eğitimini tamamla ve emekli olana kadar uygula" şeklinde doğrusal bir çizgi olarak gören geleneksel insan kaynakları anlayışının da sonu anlamına geliyor. Artık statik diplomaların değil, dinamik ve esnek yetkinliklerin hüküm sürdüğü "Yeniden Öğrenme" Devrimi’nin içindeyiz.
Bilgi Çağından "Öğrenme Çağına" Geçiş
Peki, bizi bu noktaya getiren ne oldu? Aslında cevap, teknolojinin geometrik bir hızla büyümesinde saklı. Bir mühendisin, bir yazılımcının, hatta bir pazarlama uzmanının, öğretmenin üniversite sıralarında öğrendiği teorik bilgiler, mezuniyet kepini havaya fırlattığı gün eskimeye yüz tutabiliyor.
Yapay zekâ araçlarının rutin zihinsel emeği devralması, iş gücünden beklenen profili de kökten değiştiriyor. İş dünyası artık çalışanın "ne bildiğiyle" değil, "ne kadar hızlı yeni şey öğrenebildiğiyle ve becerileriyle" ilgileniyor. Bilginin kendisi bir tıkla (!) ulaşılabilir hale geldiği için, hafızada tutulan bilginin değeri düşüyor, yok oluyor.
Buna karşın, iletişim becerileri, yeni durumlara uyum sağlama, kültür şoklarına dayanıklılık, eleştirel düşünme ve disiplinler arası köprüler kurma becerisi yükseliyor. Bu bağlamda, fütürist Alvin Toffler’ın meşhur kehaneti tam anlamıyla gerçeğe dönüşüyor: "21. yüzyılın cahilleri okuma yazma bilmeyenler değil; öğrenmeyen, öğrendiğini unutamayan ve yeniden öğrenmeyenler olacak."
Yeniden öğrenme devrimi, sadece çalışan bireyin omuzlarına yüklenmiş bir sorumluluk da değil. Şirketler ve kurumlar için de bir hayatta kalma stratejisi. Küresel rekabette geride kalmak istemeyen vizyoner yapılar, insan kaynakları departmanlarını birer "öğrenen organizasyon" merkezine dönüştürüyor. Artık öğrenen birey ve öğrenen örgüt kavramları gündemde.
Bu süreç iki temel aşamadan oluşuyor: İlki, "Unutma" süreci. Bireyin veya kurumun geçmişte başarıyı yakalamasını sağlayan ancak bugünün şartlarında ayak bağı olan eski alışkanlıkları, yöntemleri ve dogmaları terk etmesi gerekiyor.
İkinci aşama ise, boşalan bu zihinsel alana güncel, dijital ve esnek yetkinlikleri inşa etmek, yani "Yeniden Öğrenme". Geleneksel eğitim modellerinin hantal yapısı, iş dünyasının bu ani hızına ayak uydurmakta zorlanıyor.
Bu açığı kapatmak adına, mikro-öğrenme modülleri, dijital sertifika programları ve iş başında sürekli eğitim modelleri yükselişe geçiyor. Dört ya da beş yıllık bir lisans diploması yerine, altı aylık odaklanmış bir veri bilimi sertifikası ya da yapay zeka okuryazarlığı eğitimi, işe alımlarda çok daha belirleyici bir kriter haline geliyor.
Bu devrim, diploma elitizminin de sonunu hazırlıyor. Diplomanın arkasına sığınarak entelektüel ve mesleki gelişimini durduranlar, unvanları ne olursa olsun sistemin dışına itilme riskiyle karşı karşıya.
Buna karşılık, kendini sürekli güncelleyen, merak duygusunu kaybetmeyen ve her yaşta "çırak" olmayı göze alabilenler için önümüzdeki dönem muazzam fırsatlar barındırıyor. Sonuç olarak, duvara asılan o afili çerçeveli diplomalar artık bir varış noktasını değil, yalnızca geçmişte bırakılmış güzel bir kalkış noktasını temsil ediyor.
İş dünyasının yeni mottosu açık: Eğitim biten bir süreç değil, hayat boyu süren bir akıştır. Bu yeni düzende ayakta kalmanın tek yolu, her gün yeni bir güne uyanır gibi, bilginin taze sürümüne geçiş yapabilme cesaretini göstermektir.
Yazımızı Mevlana’nın sözleriyle bitirelim; “Dün dünde kaldı cancağızım, artık yeni şeyler söylemek lazım…”
Okuma Önerisi: Okulsuz Toplum, İvan İllich
Ercan EROĞLU Eğitim Bilimleri Uzmanı, Araştırmacı