III: EĞİTİM BOYUTU
FETÖ Gülen hareketi, Türkiye’nin toplumsal ve siyasal tarihinde, eğitimden medyaya, finans kuruluşlarından sivil toplum örgütlenmelerine kadar uzanan geniş bir yelpazede faaliyet gösteren, ancak bu faaliyetlerin gerisinde oldukça tartışmalı bir ideolojik ajanda barındıran özgün bir "sosyal ağ" olarak vücut bulmuştur.
Hareketin toplum nazarında meşruiyet kazanmasında en etkili araç, şüphesiz "eğitim" olmuştur. Dershaneler, özel okullar ve yurtlar üzerinden kurulan bu ağ, başlangıçta sınıfsal yükselme vaadiyle kırsaldan merkeze akan kitleleri entegre eden bir mekanizma olarak pazarlanmıştır.
Ancak bu süreç, basit bir "toplumsal kalkınma" projesi değil; neoliberal politikalarla uyumlu, piyasacı ve cemaatçi bir "yeni insan" yaratma girişimi olarak okunmalıdır.
Eğitimden İdeolojik İnşaya: Bir "Kültürel Mühendislik" Projesi
Hareketin eğitim faaliyetlerini, salt bir hayırseverlik veya aydınlanma çabası olarak okumak, tarihsel gerçekliğin üstünü örtmek olur. FETÖ Gülen hareketi, eğitim kurumlarını birer "kadrolaşma üssü" olarak konumlandırmıştır.
Buradaki asıl amaç, modern eğitim disiplini ile cemaat içi disiplini sentezleyerek, devletin kritik pozisyonlarına liyakat temelli değil, cemaate sadakat temelli "yetişmiş insan gücü" devşirmekti. Yani, eğitim, toplumsal bir kalkınmanın aracı değil, devletin bürokratik aygıtlarını içeriden kuşatmanın stratejik bir basamağıydı.
Bu yaklaşım, kamusal eğitimi özelleştiren, eğitimde fırsat eşitliğini yok eden ve yerine cemaat hiyerarşisini koyan bir "kültürel dönüşüm" projesidir. Hareket, devletin eğitimdeki boşluklarını kendi imkânlarıyla doldururken, aslında kamusal alanın özgürleşmesini değil, aksine dini referanslı bir otoriter yapının toplum üzerindeki tahakkümünü pekiştirmiştir.
Hareketi yalnızca yerel bir dini cemaat olmaktan çıkarıp, uluslararası bir "küresel ağ"a dönüştüren itici güç, sermaye birikimi ve sermayenin dışa açılma ihtiyacı ile yakından ilişkilidir. Özellikle 1990’lı yıllardan itibaren Orta Asya ve Afrika gibi bölgelerde açılan okullar, sadece bir "eğitim ihracı" olarak sunulmuş, ancak arka planda Türkiye merkezli sermayenin ve küresel güç odaklarının bölgedeki yumuşak gücü (soft power) olarak işlev görmüştür.
Bu ağ, orta sınıfın yükselen dinamikleri ile sermaye sahiplerinin çıkarlarını birleştiren bir "kalkınmacı" söylem üretmiştir. Fakat bu kalkınmacılık, emeğin haklarını gözeten veya gelir adaletsizliğini sorgulayan değil, sermaye birikimini cemaat içi dayanışma (himmet) mekanizmasıyla merkezileştiren bir yapıdır. Bu durum, piyasa ekonomisinin "din soslu" bir biçimde yeniden üretilmesinden başka bir şey değildir.
Hareketin "toplumsal kalkınma" söylemi, aslında bireyin özgürleşmesini değil, bireyin cemaat otoritesine tam bağımlılığını hedeflemiştir. Öğrenciler ve mensuplar, modern dünyanın eğitim araçlarıyla donatılırken, zihinsel süreçleri katı bir itaat disipliniyle "karantinaya alınmıştır." Bu, bir aydınlanma değil; aksine, aklın ve eleştirel düşüncenin yerine "takiyyeyi" ve Fethullah Gülen’in mutlak otoritesini koyan, dogmatik bir "kapalı devre" toplum modelidir.
Biz insanın özgürleşmesinin ancak kamusal, parasız, nitelikli ve laik bir eğitimle, cemaatlerin veya sermayenin vesayeti altında olmayan bir toplumsal yapıyla mümkün olabileceğini savunuyoruz. FETÖ Gülen hareketi, eğitim aracılığıyla toplumsal dokuyu dönüştürürken, aslında Türkiye’nin ihtiyacı olan demokratik, özgürlükçü ve eşitlikçi bir toplumu değil, kendi hiyerarşisi içerisinde şekillendirdiği, devletin içine yerleştirilmiş bir "paralel vesayet" düzenini inşa etmiştir.
15 Temmuz kalkışması da göstermiştir ki; bu eğitim ağının ürettiği "nitelikli insan gücü," aslında devlete hizmet etmek için değil, kendi cemaat ideolojilerini topluma dayatmak ve iktidar pastasını paylaşmak için eğitilmiş birer "operasyon elemanı" olarak kullanılmıştır.
Bu hareketin eğitim çalışmaları, modern çağın imkânlarını kullanarak geçmişte kalması gereken (arkaik) ve otoriter bir yapıyı iktidar odağı haline getirme çabasıdır. Türkiye, cemaatleşmiş bir eğitimden ziyade, kamucu bir anlayışla yeniden ayağa kalkmak zorundadır.
1.1 Bir "Altın Nesil" Vizyonu
FETÖ Fethullah Gülen'in eğitim felsefesinin merkezinde "altın nesil" yetiştirme vizyonu yer almaktadır. Gülen'e göre eğitim, toplumun gelişiminde anahtar bir araç olup, bireyleri doğru kararlar alabilen sağlam bir zihne sahip olmaya yöneltmelidir. Bu vizyon, yalnızca akademik başarıyı değil, aynı zamanda İslami ahlak ve manevi değerlerle yoğrulmuş liderler yetiştirmeyi de amaçlamaktadır. "Zihnin ve ruhun asilliğine" ve "geleceği şekillendirme gücüne" sahip bireylerden oluşan bir neslin yetiştirilmesi, hareketin en üst amacı olarak belirtilmektedir. Bu felsefe, eğitimi ömür boyu süren ve yaşamın her yönünü kapsayan bir süreç olarak görmektedir.
1.2 Seküler ve Manevi Bilginin Sentezi
Hareketin eğitim yaklaşımı, geleneksel dini öğretimi modern, seküler bilimlerle birleştiren bir sentez sunmaktadır. FETÖ Gülen, modern ve bilimsel bir dünyada başarılı olmak için bilimsel ve teknik becerilerin kazanılmasının zorunlu olduğuna inanmaktadır. Bu nedenle, hareketin eğitim kurumları, bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik (STEM) derslerine büyük önem vermektedir. Bu model, aşırı modernleşme ile köktenci İslam arasındaki çatışmaya "orta bir yol" olarak sunulmaktadır.
Bu yolla İslam, modern, küreselleşmiş ve bilimsel dünyanın eşit bir parçası haline gelmektedir. Hareketin okullarında müfredat, genellikle bulunduğu ülkenin ulusal standartlarına uygun olup, öğretim dili çoğu durumda İngilizce veya yerel dil olmaktadır. FETÖ Gülen'in bizzat kendisinin, bu okulların hiçbirinin sahibi veya işletmecisi olmadığını ısrarla vurgulaması, okulların takipçileri tarafından kurulan bağımsız kuruluşlar olarak konumlandırılmasına bir örnek teşkil etmektedir.
1.3 Küresel Bir Harekete Geçirme Çağrısı
FETÖ Gülen hareketinin eğitim ağının hızlı büyümesi, 1990'ların başında Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla hız kazanmıştır. Gülen, bu yeni dönemi, takipçilerini küresel çapta, özellikle Orta Asya'daki Türk cumhuriyetlerinde okullar kurmaya teşvik etmek için bir fırsat olarak görmüştür. Bu çağrının arkasında, Gülen'in 1970'lerde Türkiye'deki siyasi olarak kutuplaşmış eğitim ortamına bir tepki olarak geliştirdiği bir düşünce bulunmaktadır.
FETÖ Gülen'e göre, bu okullar hem sol hem de sağ kanattan gelen radikal unsurların etkisinden uzak, kaliteli bir eğitim sunan güvenli limanlar olacaktı. Bu stratejik adım, harekete, daha sonra ekonomik ve siyasi ağının çekirdeğini oluşturacak, iyi eğitimli profesyonellerden oluşan güçlü bir taban inşa etme imkânı sağlamıştır.
FETÖ Gülen hareketini Türkiye’de birçok siyasetçi de destekliyordu. Bu destek hareketin ulusal ve uluslararası alanda örgütlenmesini elbette ki çok kolaylaştırıyordu. Hareket sadece ülkemizde destek bulmuyor küresel güçler de destekliyordu. Gülen’nin uzun yıllar ABD’de himaye görmesi çok anlamlıdır!
DSP’nin iktidara gelmesinde FETÖ Gülen’in bir rolü oldu mu bilmiyorum ama Ecevit’le ters düştüğüm olaylardan biri ‘iyi tarikat-kötü tarikat’ kabulüydü. Parti içinde birkaç isim vardı, Afyon milletvekili Gaffar Yakın mesela. Sonradan İsmail Cem onunla ayrı parti (YTP) kurmaya kadar gitti. FETÖ Fethullah Gülen, Vatikan’ı ziyaretine, büyükelçinin arabasıyla gitmişti, Dışişleri Bakanı İsmail Cem’di. Bölünmesinde rolü oldu. Bir başka kolla beraber bize bakan olarak Amerika’dan gelen biri vardı” diyen Gürel, Kemal Derviş’e ve İsmail Cem’e dikkat çekti. FETÖ Gülen’le ilgili esprili bir anımız var. Uluslararası bir yemekte Patrik Bartholomeos ile masada yan yana düşmüştük. Sonrasında Ecevit’e, Patrik Hazretlerinin size selamı var dedim. ‘Patrik beni çok sever çünkü ikimiz de Fethullahçıyız’ demişti gülerek (https://ilerihaber.org/icerik/baslik-58122.html).
(DEVAM EDECEK)