Her yıl binlerce kamu görevlisine törenlerle başarı belgeleri veriliyor.
Kürsüler kuruluyor, alkışlar yükseliyor, objektiflere gülümseyen mutlu yüzler yansıyor.
Takdir edilmek güzeldir.
Emek veren insanın görülmesi, ödüllendirilmesi ve örnek gösterilmesi çalışma hayatının en önemli motivasyon kaynaklarından biridir.
Aslında başarı belgesi, başarının tamamını değil; sadece görülebilen küçük bir bölümünü temsil eder.
Fakat bütün bu törenlerin arasında cevap bekleyen sessiz bir soru vardır:
Başarı belgesi alamayanlar başarısız mı?
Elbette hayır.
Çünkü başarı, bir A4 kâğıdına sığmayacak kadar büyüktür.
Bir kurumun görünmeyen kahramanları vardır.
Görülemeyen fedakârlıklar…
Kimsenin haberdar olmadığı emekler…
Sessizce yapılan iyilikler…
Mesaiden sonra bile sorumluluğunu bırakmayan nice insan...
Çoğu zaman görülmez.
Onların emeği çoğu zaman alkış almaz.
Fakat o kurumun ayakta kalmasını sağlayan asıl güç de onlardadır.
Sahada bilinen bir gerçek var:
Bazı memurlar işini ne kadar başarılı yaparsa yapsın, amiriyle iyi ilişkiler kuramadığı için yıllarca hak ettiği belgeyi alamıyor.
Buna karşılık, ortada kayda değer bir başarı olmadığı hâlde sadece yöneticisiyle yakın ilişkileri sayesinde başarı belgesi alanlar da olabiliyor.
İşte asıl sorun burada başlıyor.
Adalet duygusunun zedelendiği yerde motivasyon da kayboluyor.
Ödüllendirme sistemi, çalışkan insanları küstürmeye değil, daha çok çalışmaya teşvik etmeye hizmet etmelidir.
Çünkü bir kurumun başarısı birkaç kişinin omuzlarında yükselmez.
Saat yalnızca akreple çalışmaz.
Yelkovan da aynı emeği verir.
Devlet hizmeti de böyledir.
Görünen kadar görünmeyen emek de değerlidir.
Belki de en büyük başarı, kimsenin görmediği zamanlarda da aynı özenle görevini yapabilmektir.
Gerçek karakter, ödül varken değil; ödül yokken de işini hakkıyla yapabilmektir.
Başarı belgesi dosyalara girer.
Güzel ahlak ise insanların gönlüne.
İnananlar için asıl belge ise üzerinde mühür bulunan bir kâğıt değil;
Mahşer günü sağ taraftan verilecek amel defteridir.
Selam ve dua ile…