“Acı duyabiliyorsan canlısın.
Başkalarının acısını duyabiliyorsan insansın.”

İnegöl Kafkas Yardımlaşma Derneği Başkanı Osman Şentürk’ü Allah için seviyorum.
Afrika’nın tozlu çöllerinde birlikte çok yol yürüdük.
Farklı coğrafyalarda ki mazlumların acısını yüreğinde taşıdığına defalarca şahit oldum.
Osman abinin kalbi bana hep bir çocuğun kalbini hatırlatmıştır:
Temiz… Taze… Yumuşak… Merhametli…

Yıllar önce Arıkan’daki mülteci kampında birlikteydik.
Etrafımızda yoksulluk, çaresizlik ve yerinden edilmiş insanlar vardı.
Osman abinin orada söylediği bir cümle, yıllardır zihnimden hiç çıkmadı:

“Acı duyabiliyorsan canlısın.
Başkalarının acısını duyabiliyorsan insansın.”

İlk duyduğumda çok etkilenmiştim.
Şüphesiz hepimizin bir acısı, bir derdi vardır.
Asıl mesele, kendi acısından çok başkasının acısını hissedebilmektir.
Belki de dünyadaki en büyük yoksulluk, başkalarının acılarına duyarsız kalmaktır.

Rahman, Allah’ın güzel isimlerinden biridir.
Acıyan, koruyan ve merhamet eden anlamına gelir.
Dünyada, inanan ve inanmayan bütün canlılara merhamet eder.

İnsanın nereli ve hangi milletten olduğunun veya hangi dili konuştuğunun bir önemi yok.
Acının adresi değişebilir.
Ama acının kendisi değişmez.
Çünkü acının pasaportu yoktur.

Bir annenin feryadı İstanbul'da da aynıdır, Gazze'de de, Şam'da da, Afrika'nın en ücra köşesinde de…
Bir yetimin gözyaşı Türkçe akmaz.
Arapça akmaz.
İngilizce akmaz.
İnsanlık diliyle akar.

Bir mazlumun feryadını anlamak için tercümana ihtiyaç yoktur.
Mazlumun kimliği sorulmaz; önce yarası görülür.

Kendi yaranı hissetmek seni hayatta tutar.
Başkasının yarasını hissedebilmek ise insanlığını ayakta tutar.
Canı yanan canlıdır.
Başkasının canı yandığında içi yanan ise insandır.
Bazen yapılabilecek en büyük iyilik, acı çekenin yanında olmaktır.

Başkasının gözyaşını görmüyor, çığlığını duymuyor, acısını hissetmiyorsan eksik olan dilin değil;
İnsanlığındır.

Selam ve dua ile…