Son yazımızda “Şimdi PISA sonuçlarını konuşma zamanı” demiştik. Sabahında Manisa’nın Turgutlu ilçesinden gelen okul önündeki silahlı saldırı haberiyle sarsıldık.
22 Eylül 2026 sabahı İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi yakınında meydana gelen olayda, ilk resmi açıklamalara göre 11 kişi yaralandı. Şüpheli yakalandı; adli ve idari soruşturma başlatıldı. Yaralıların bir an önce sağlıklarına kavuşmasını diliyoruz.
İnsan, eğitim üzerine yazarken birdenbire okul kapısının önünde silah sesleriyle karşılaşınca ne söyleyeceğini şaşırıyor. Çünkü okul dediğimiz yer, çocuğun dünyayı tanımaya başladığı, arkadaşlık kurduğu, soru sorduğu, geleceğe hazırlandığı yerdir. Orada silahın, korkunun, ölüm ihtimalinin bulunması bile başlı başına bir toplumsal çözülüş işaretidir.
Ben Urfa Lisesi mezunuyum. Bizim öğrencilik yıllarımızda okulda ya da sınıfta tartışmalar, küçük kavgalar olurdu. Bazen mesele “çıkışta görüşürüz” sözüyle ertelenirdi. Çıkışta da çoğu zaman itiş kakışla, bazen arkadaşların araya girmesiyle mesele sona ererdi. Elbette o kavgalar da masum değildi.
Bir çocuğun arkadaşına vurması, onu aşağılaması, korkutması kabul edilebilir değildi. Fakat bugün karşı karşıya olduğumuz tehlikenin niteliği değişti. Okulun önünde tüfekle ateş açılması, çocukların yaralanması ve ailelerin evlatlarını okuldan sağ salim alıp alamayacağı korkusunu yaşaması, sıradan öğrenci kavgası sınırlarının çok ötesindedir.
Bu mesele yalnızca Türkiye’ye özgü de değil. Dünyanın farklı ülkelerinde okullar şiddet olaylarıyla, silahlı saldırılarla, akran zorbalığıyla ve ruhsal yıpranmayla karşı karşıya kalıyor. Ancak başka ülkelerde de yaşanıyor olması, bizim sorumluluğumuzu azaltmaz. Tam tersine, çocukların güvenliği konusunda ortak bir insanlık sorunu bulunduğunu gösterir. Her ülke kendi okulunu, mahallesini, ailesini ve toplumsal koşullarını anlamak zorundadır.
Okulda şiddeti yalnızca kapıya güvenlik görevlisi koyarak çözebileceğimizi düşünmek büyük bir yanılgıdır. Güvenlik önlemleri gereklidir; fakat tek başına yeterli değildir. Bir çocuğun şiddete yönelmesinin arkasında zorbalık, dışlanma, aile içi sorunlar, silaha erişim, sosyal çevre, okul iklimi, ekonomik ve toplumsal baskılar bulunabilir. Bunların her olayda aynı biçimde ortaya çıktığını söyleyemeyiz.
Manisa’daki saldırının nedenleri de soruşturma tamamlanmadan kesinleştirilemez. Ama her olaydan sonra yalnızca saldırganı konuşup çocukları o noktaya taşıyan koşulları görmezden gelirsek, sorunun kendisini değil, sonuçlarını tartışmış oluruz.
Eğitim, çocuğa yalnızca matematik, fen bilgisi ya da sınav başarısı kazandırmak değildir. Eğitim, birlikte yaşama kültürüdür. Öfkeyi tanımayı, itiraz etmeyi, farklı düşünene tahammül etmeyi, hakkını şiddete başvurmadan savunmayı öğrenmektir.
Bir çocuğun kendisini değersiz hissettiği, sürekli aşağılandığı, dinlenmediği bir okulda güven duygusunun gelişmesi kolay değildir. Öğretmenin de öğrencinin de kendisini güvende hissetmediği bir ortamda, en parlak müfredat bile toplumsal yarayı kapatamaz.
Burada öğretmenlerimize özel bir sorumluluk yüklemek de haksızlık olur. Öğretmen, aynı anda kalabalık sınıflarla, yoğun iş yüküyle, sınav baskısıyla, ailelerin beklentileriyle ve çoğu zaman yetersiz rehberlik hizmetleriyle mücadele ediyor.
Okul psikolojik danışmanları, sosyal hizmet uzmanları ve çocuk gelişimi alanında çalışan uzmanlar eğitim sisteminin ayrılmaz parçaları olmalıdır. Şiddet ortaya çıkmadan önce fark edebilen, çocuğun sesini duyabilen, aileyle okul arasında güven kurabilen bir sistem kurulmalıdır.
Bir başka gerçek de şudur: Çocukların güvenliği, okul bahçesinin sınırında başlayıp bitmez. Evde, sokakta, sosyal medyada, televizyon ekranında ve yetişkinlerin birbirine kurduğu cümlelerde çocuklar dünyayı öğrenir.
Şiddetin bir sorun çözme yöntemi gibi sunulduğu, silahın güç göstergesine dönüştürüldüğü, hakaretin ve tehditin sıradanlaştırıldığı bir toplumda okulu bütün kötülüklerden yalıtılmış bir ada gibi düşünemeyiz. Okul toplumu dönüştürür; fakat toplum da okula kendi yaralarını taşır.
PISA sonuçlarını konuşmak elbette önemlidir. Matematik, okuma ve fen becerilerindeki durumumuzu, eğitimdeki eşitsizlikleri, okul dışı kaynaklara erişimi ve çocukların öğrenme koşullarını değerlendirmeliyiz. Fakat eğitim başarısını yalnızca puanlarla ölçemeyiz.
Bir çocuğun okula korkmadan gidebilmesi, arkadaşına güvenebilmesi, öğretmeninden yardım isteyebilmesi de eğitimin temel göstergelerindendir. Çocuklarımızın sınavlarda başarılı, hayatta ise yalnız ve korkmuş olmaları kabul edilemez.
Sosyal medyada görüntüleri izledim, bir baba ve eğitimci olarak içim acıdı. Manisa’da yaralanan öğrencilerin ve ailelerinin acısını paylaşırken, bütün eğitim camiasına şu soruyu sormalıyız: Okullarımızı yalnızca sınava hazırlayan kurumlar olmaktan çıkarıp güvenli yaşam alanlarına dönüştürmek için ne yapıyoruz?
Şiddeti önlemek için hangi verileri topluyor, hangi riskleri izliyor, hangi uzmanları görevlendiriyor, hangi önlemleri uyguluyoruz? Her saldırıdan sonra birkaç gün konuşup sonra unutmak yerine, sürekliliği olan bir okul güvenliği ve çocuk koruma politikası oluşturabilecek miyiz?
Çocuklarımızın geleceği, korkunun değil umudun üzerine kurulmalıdır. Bir okulun kapısında silah sesleri duyulduğunda, hepimizin içindeki eğitimci, anne, baba, yurttaş ve insan ayağa kalkmalıdır. Çünkü mesele yalnızca bir okulun güvenliği değildir. Mesele, çocuklarımızın nasıl bir toplumda büyüyeceğidir.
Okullarımızda yeniden güveni, dayanışmayı ve insan onurunu büyütmek zorundayız. Bunu başaramazsak PISA puanlarımız ne olursa olsun, asıl sınavı kaybetmiş oluruz.
PISA sonuçlarını konuşacağız elbette. Ama önce çocuklarımızın hayatta kalabildiği, korkmadan öğrenebildiği, birbirine güvenebildiği okulların nasıl kurulacağını konuşmak zorundayız. Çünkü eğitim hakkı, her şeyden önce yaşama ve güvenlik hakkıyla başlar.
Ülkemizin kaybedenler kulübü üyesi olmasını istemiyorum, ya siz? Sizin de benim gibi düşündüğünüze inanıyorum!
Okuma Önerisi: Okulda Şiddet, Küresel Bir Tehdit; Eric Debarbieux
Ercan EROĞLU Eğitim Bilimleri Uzmanı, Araştırmacı