Aman dikkat PISA denilince ünlü İtalyan yemeği piza sanmayın. Biz bu yazımızda pizzayı değil bir sınav olan PISA’yı anlatmaya çalışacağız. Konu çok ciddi.
Evet, uluslararası sınavlar bize ne anlatıyor? Her halde masal anlatmıyor! Anladığımız, uluslararası sınav sonuçları bize iyi şeyler anlatmıyor.
Eğitim denildiğinde çoğu zaman aklımıza sınav puanları gelir. Matematikten kaç net yapıldı? Fen başarısında ne durumdayız? Üniversiteye kaç öğrenci yerleşti?
Oysa eğitim yalnızca akademik performanstan ibaret değildir. Bir öğrencinin okulda kendini nasıl hissettiği, arkadaşlarıyla kurduğu ilişkiler ve okulun ona sunduğu sosyal ortam da en az sınav sonuçları kadar önemlidir.
PISA 2022'nin en dikkat çekici bulgularından biride budur. Araştırma, dünyanın birçok ülkesinde öğrencilerin okulda kendilerini eskisine göre daha yalnız hissettiklerini göstermektedir. OECD raporları özellikle pandemi sonrasında öğrencilerin aidiyet duygusunda belirgin bir gerileme yaşandığını ortaya koymaktadır. Verilere bakıldığında ülkeler üç temel gruba ayrılmaktadır.
Birinci Grup: Yüksek Aidiyetli Toplumlar: Türkiye, Slovenya, İsrail, Norveç ve Litvanya listenin üst sıralarında yer almaktadır. Bu ülkelerde öğrencilerin önemli bir bölümü okulda kendilerini kabul edilmiş ve okula ait hissedebilmektedir. Özellikle Türkiye'nin ilk sırada bulunması dikkat çekicidir. Türkiye uzun yıllardır eğitim kalitesi, sınav baskısı ve fırsat eşitsizliği tartışmalarıyla gündeme gelmesine rağmen öğrencilerin okul aidiyeti açısından OECD ortalamasının oldukça üzerinde yer alması önemli bir göstergedir.
OECD verilerine göre Türkiye'de öğrencilerin yaklaşık %69'u kendilerini okula karşı aidiyetlik hissettiğini belirtirken OECD ortalaması %75 olsa da veriler Türkiye, birçok gelişmiş ülkenin önünde görünmektedir. Bunun nedeni Türkiye'deki güçlü arkadaşlık ilişkileri, aile bağları ve kolektif kültürel yapının okul ortamına yansıması olabilir.
Sosyolojik açıdan bakıldığında bu durum şaşırtıcı değildir. Türkiye hâlâ bireyciliğin tam anlamıyla egemen olmadığı bir toplumdur. Aile, mahalle, akrabalık ve arkadaşlık ağları gençlerin yaşamında önemli yer tutmaktadır. Bu bağlar öğrencilerin okulda sosyal destek bulmalarını kolaylaştırmaktadır.
İkinci Grup: OECD Ortalamasındaki Ülkeler: Fransa, Belçika, İsveç, Almanya, Avusturya, Finlandiya ve Polonya gibi ülkeler orta sıralarda bulunmaktadır. Bu ülkeler ekonomik olarak gelişmiş olsalar da öğrencilerin aidiyet duygusu beklenildiği kadar yüksek değildir.
Özellikle Fransa örneği dikkat çekmektedir. Dünyanın en gelişmiş sosyal devletlerinden biri olarak görülen Fransa'da öğrencilerin okulla kurduğu duygusal bağ OECD ortalamasına yakındır. Burada karşımıza modern kapitalist toplumların önemli bir çelişkisi çıkmaktadır. Ekonomik gelişmişlik, bireyin mutluluğunu veya aidiyet duygusunu artırmamaktadır. Tam tersine, bireyselleşmenin yoğun olduğu toplumlarda gençler daha fazla yalnızlaşabilmektedir.
Üçüncü Grup: Düşük Aidiyetli Eğitim Sistemleri: Grafiğin alt sıralarında Hong Kong, Makao ve Çin Tayvanı gibi yüksek rekabetçi eğitim sistemleri bulunmaktadır. Bu ülkeler PISA akademik başarı sıralamalarında genellikle üst sıralarda yer alsalar da öğrencilerin okulda kendilerini mutlu ve ait hissetme düzeyleri daha düşüktür. Bu durum eğitim sosyolojisinde uzun yıllardır tartışılan önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Başarılı okul mu önemlidir, mutlu okul mu? PISA verileri göstermektedir ki yüksek akademik başarı ile yüksek aidiyet her zaman birlikte gerçekleşmemektedir. Bazı eğitim sistemleri sınav başarısı üretirken öğrencilerin psikolojik iyi oluşunu ihmal edebilmektedir.
Peki, cinsiyet farkları bize ne söylüyor? Verilerin dikkat çekici bir diğer yönü kız öğrencilerin birçok ülkede erkeklerden daha düşük aidiyet hissetmesidir. Türkiye'de de erkek öğrencilerin oranı kız öğrencilerden daha yüksektir. Benzer durum Fransa, Almanya, Kanada, Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerde de görülmektedir. Bu farklılığın nedenleri üzerine yapılan araştırmalar, kız öğrencilerin okul yaşamında daha yüksek kaygı düzeylerine sahip olduklarını göstermektedir.
Özellikle başarı baskısı, toplumsal cinsiyet rolleri ve gelecek kaygısı kız öğrenciler üzerinde daha yoğun hissedilmektedir. Burada önemli nokta sorunun biyolojik değil toplumsal oluşudur. Kızların ya da erkeklerin doğuştan gelen özelliklerinden çok, eğitim sistemlerinin ve toplumsal beklentilerin yarattığı farklı deneyimler söz konusudur.
Türkiye'nin üst sıralarda yer alması sevindirici olmakla birlikte bu tabloyu romantikleştirmemek gerekir. Çünkü aynı Türkiye, çocuk yoksulluğunun OECD ortalamasının üzerinde olduğu ülkelerden biridir. Eğitimde bölgesel eşitsizlikler, okul türleri arasındaki farklar ve gelir temelli ayrışma önemli sorunlar olarak devam etmektedir. Başka bir ifadeyle öğrenciler okullarında kendilerini yalnız hissetmeyebilirler; ancak bu durum eğitimde adaletin sağlandığı anlamına gelmez.
Bizce, eğitimin temel amacı yalnızca öğrencilerin okulu sevmesini sağlamak değil, aynı zamanda toplumsal eşitsizlikleri de azaltmaktır. Bugün Türkiye'de bir öğrencinin başarısını belirleyen en önemli unsurlardan biri hâlâ ailesinin gelir düzeyidir. Büyük şehirlerdeki nitelikli okullar ile kırsal bölgelerdeki okullar arasında ciddi farklılıklar bulunmaktadır. Bu nedenle yüksek aidiyet duygusu tek başına yeterli değildir.
Gerçek anlamda demokratik bir eğitim sistemi; çocuk yoksulluğunu azaltmalı, her öğrenciye ücretsiz ve nitelikli eğitim sunmalı, okullar arasındaki kaynak farklarını azaltmalı, ücretsiz okul yemeği sağlamalı, psikolojik danışmanlık hizmetlerini güçlendirmeli, kız çocuklarının eğitimde karşılaştığı görünmez engelleri ortadan kaldırmalıdır.
Ulaşılan veriler bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Eğitim yalnızca sınavlardan ibaret değildir. Bir çocuğun okulda kendini değerli, kabul edilmiş ve ait hissetmesi akademik başarı kadar önemlidir. Türkiye'nin aidiyet duygusunda üst sıralarda yer alması, toplumsal dayanışma kültürünün hâlâ canlı olduğunu göstermektedir. Ancak eğitimde gerçek başarı, öğrencilerin yalnızca okulda mutlu olmalarıyla değil; aynı zamanda eşit fırsatlara sahip olmalarıyla mümkündür.
Bizce PISA 2022 verilerinin en önemli mesajı şudur: Çocukların yalnızlaşmadığı okullar kadar, yoksulluğun ve eşitsizliğin kader olmadığı okullara da ihtiyacımız var. Eğitim sistemi ancak o zaman hem başarılı hem de adil olabilir.
Bu konuya ilişkin siz ne dersiniz?
Ercan EROĞLU
Eğitim Bilimleri Uzmanı, Araştırmacı