Bilgi, görgü ve kültür birikimi yapmak amacıyla birçok ülkeye gitme imkânım oluyor. Ülkemizin dışına çıktığımda yabancı ülkelerin havaalanlarını, trafik kurallarını, alışveriş kurallarını, yeme içime kültürünü, gastronomi kültürünü, çevre temizlik kültürünü, insani ilişkilerini, eğitim sistemlerini incelemeye gayret gösteriyorum. Şunu peşinen ifade etmek istiyorum ki ülkemiz seçilmiş bir coğrafya üzerinde, yaradan her türlü özelliği ülkemize vermiş. Bu kadar eşsiz bir ülke üzerinde yaşıyor olmamıza rağmen insani gelişmişlik yönünden aynı şeyleri söylemek maalesef mümkün görünmüyor.

Ülkemiz jeopolitik yönden öyle bir yerde konumlanmış ki bütün kapılar ülkemize açılmak zorunda. Bir tarafta Avrupa, bir tarafta Orta Asya, bir tarafta Orta Doğu ve bir tarafta da dünya üzerinde en büyük toprağa sahip Rusya var. Ülkemiz bütün bu jeopolitik yapı içinde çok stratejik bir toprak bütünlüğüne sahip. Ülkemizin bu kadar jeostratejik bir konumda olmasına rağmen ekonomik gelişmişlik ve insani gelişmişlik yönünden dünya devletleri içinde arka sıralarda olması çok düşündürücü bir durum.

Bu durum yala yut kavramıyla açıklanması ancak mümkün oluyor. Yala yut nereden çıktı diyebilirsiniz ama herkesin bildiği bir güldürü programında bir kahramanın adı. Malum ‘Güldür Güldür’ adlı programda adıyla müsemma Yala Yut adlı bir şahsiyet var. Bu şahsiyetin üretme, çalışma, tasarruf yapma gibi bir kişilik yapısı olmadığı gibi başkalarının üzerinden asalakça geçinmeyi meslek edinmiş bir alışkanlığı var. Yala Yut skecini izledikten sonra ülkemiz sisteminin buna ne kadar benzerlik gösterdiğine şaşırıp kalıyorum.

Dar gelirli insanlarımız yıllardır yüksek enflasyon ortamında yaşamakta, adeta yüksek enflasyon cenderesi altında ezilmeye mahkûm edilmekteler. Enflasyonun yüksek olması yetmezmiş gibi yalayutçu TÜİK tarafından reel enflasyon gizlenerek insanlarımız enflasyon altında iki kat daha ağır şartlarda yaşamaya mahkûm edilmekteler. Hazine ve Maliye Bakanı enflasyonun yüksekliği ile ilgili inandırıcı olmayan bir açıklama yaptı.

‘Eğer savaş olmasaydı enflasyon şu anki halinden yedi puan daha düşük olacaktı.’ diye. Savaşın içinde bulunan Rusya’nın, Ukrayna’nın, İran’ın, ABD’nin, İsrail’in, Lübnan’ın, Suriye’nin her nedense enflasyon oranları bizim ülkemizde ki enflasyon oranından daha düşük, yani bizim enflasyon oranımız savaşta ki ülkelerin enflasyon oranından daha yüksek. Ağlamak mı gerekiyor gülmek mi? Çok trajik bir durumdayız.

Bütün bunca ekonomik bunalım yetmezmiş gibi yalayutçuların sebep olduğu milyarlarla ifade edilen bir fon yolsuzluğu ortaya çıktı. Ülkemizde ekonomi sisteminin işleyişini düzenleyen ve denetleyen birçok birim var. Devlet Denetleme Kurulu var, Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı müfettişler var, MASAK var, BDDK var, SPK var. Bu büyüklükteki yolsuzluğun olmasına neden ve niçin bu zamana kadar bu kurumlar göz yumdu, yalayutçulara niçin ve neden ses çıkarmadı.

Büyük umutlarla Maliye ve Hazinenin başına İngiltere’den getirilen Bakan, ekonomik sistemi; ürünlere zam yapmaya, vergileri arttırmaya, emekçilerin alın terlerini vermemek üzerine kurdu. Ürünlere zam yapmakla, vergilerin artırılmasıyla, emekçilerin haklarının verilmemesiyle ekonomik sistemin düzlüğe çıkacağını zannetti. Öncelikle vatandaşın sırtına kene gibi yapışmış asalak yalayutçuların engellenmesi sağlanmadıkça ekonomik sistemin düzlüğe çıkması pek olası görünmüyor.

Yalayutçular kimler acaba derseniz, onları kısaca şöyle sıralamak mümkün. İki yıl görev yapan ama ömür boyu emekli maaşı alan milletvekilleri. Finans sektörünün açıklarından yararlanarak sistemi çıkmaza sokan foncular, bankacılar. Vergi ve SSK borcunu ödemeyen, aflardan yararlanan holdingler ve iş insanları.

Fakirliğin erdemlik olduğunu ancak kendilerinin bir elinin yağda bir elinin balda olduğu sözde tarikat liderleri ve aveneleri. Bir yerden aldığı maaş yetmiyormuş gibi yönetim kurulu üyeliği adı altında oburca birçok yerden ödeme alan siyasiler ve bürokratlar. Devletin malı deniz, yemeyen keriz zihniyetinde olanlar. Halkı tasarrufa yönlendiren ancak kendileri tasarrufun ‘T’ sini gerçekleştirmeyen siyasiler ve bürokratlar. Bu listeyi sayfalar dolusu yazmak mümkün bundan sonrasını okuyucuya bırakıyorum.

Ülkemizde ciddi anlamda her alanda ama her alanda yapısal reformlar yapılmadığı sürece yalayutçuların engelleneceği olası görünmüyor. Sermayenin tabana yayılması hedefi ile çıkılan yolda ne yazık ki sermaye dikey bir süreç takip etti, tabandan çok tavana doğru kaydı.

İnsanlar arasında ki gelir dağılımı çok bozuldu zengin iyice zengin oldu, fakir ise daha çok fakirleşti. İktidar partisinin kuruluşu sırasında hedeflediği vizyon ve misyonu ile şu an gerçekleşen vizyon ve misyonun arasında dağlar kadar fark var. Üretim, tasarım, vizyon olmadığı müddetçe yalanlar üzerine inşa edilen yalayutçular var oldukça gelir dağılımı bozuk bir ülkede yaşamaya mahkum olarak devam edeceğiz gibi görünüyor.

ÖZER YILMAZ