İnsanoğlu hem açgözlü, hem obur, hem doyumsuz, hem de bencil. Sigmund Freud’un psikoanalitik kuramına göre insanların davranışları id, ego ve süperego örüntüsü içinde irdelenmekte.

Bencillik psikoanalitik kuramın en aşağılık davranışlarının sergilendiği ve en ilkel duyguların temsil edildiği id örüntüsü içerisinde değerlendirilmekte. Ulusal ve yerel siyaset anlayışında olduğu gibi küresel siyaset anlayışında da gerçek yaşam ile gösterilmek istenen yaşam arasında ki fark hem bireysel, hem toplumsal, hem de küresel kaotik çıkmazların ana kaynağı.

Dünya bir çıkmazın içinde. Bu çıkmazın baş müsebbibi bencil, açgözlü, hırsız ve doyumsuz kişiliklerin iktidarı ele geçirmiş olmalarından kaynaklanmakta. İktidarları ellerinde tutanlar şifozrenik hastalıklı ruhi yapıya sahip kişiler dünyanın barış düzenini alt üst etmekteler. Bu şizofrenik kişiler adeta halüsinasyon görüyorlar.

Hayatın normal akışını ters düz ederek insanlığın önüne seriyorlar. Hayatın normal akışı içinde devam etmesi şizofrenik özelliği olan ruhlardan kurtulması ile mümkün olacak. Mevcut düzen içinde bu şizofrenik ruhların görevlerinden uzaklaştırılmaları ise mümkün görünmüyor. İnsanlar adeta afyon yutmuş gibi tepkisiz ve vurdumduymaz olmuşlar. Merhametin üzeri ölü toprağı ile adeta örtülmüş. Bunca masum insanın dökülen kanı vicdanları titretmediği gibi ahlaki yozlaşmayı da engellemiyor.

Ahlaki yoksunluğun, adalet yoksunluğunun, mal mülk oburluğunun temelinde id yatmakta. İd örüntüsü içindeki bir insanın psikolojik tekâmülünü tamamlamadığı anlamı çıkıyor. Ne yazık ki bugün birçok devlet ve hükümet yöneticilerinin birçoğunun psikolojik tekâmülünü tamamlamadığı anlaşılmakta. Şizofrenik yapıya sahip yöneticilerin başını hiç kuşkusuz katil Siyonistlerin dünya düzenine hâkimiyetlerini sağlamak için canla başla çalışan, şeksiz ve şüphesiz bunları destekleyen birçok Siyonist uşağı devlet ve hükümet başkanları gelmekte.

Dünya, galaksi içinde tek bir devlet olarak kabul edilirse, bütün maddi ve manevi değerlerin hepsi aslında insanlığın ortak malı. Bu mantalite ile hareket edildiğinde insanlık dışı eylemlerin olmaması gerektiğini aklı selim herkes kabul eder. Dünya üzerinde ki kaynaklar sınırlı ve insanlar bu kaynaklara rahatça ulaşmakta zorluklar yaşamakta.

Kaynaklara ulaşımda ki zorluklar kaynakların sınırlı olmasından çok insanların güçsüz oluşundan kaynaklanmakta. Bir avuç kalburüstü şizofrenik insanın yaşamlarını devam ettirebilmelerini sağlamak adına insanlar bilinçli olarak din, dil ve ırk ayrımına tabi tutulmakta. Bu ayrımlar öylesine radikal söylemlerle keskinleştiriliyor ki birçok insan kendisini bu uğurda seve seve feda ettiği gibi karşı tarafı da sorgusuz ve sualsiz yok edebiliyor.

Yıllarca batı medeniyeti ve batı demokrasisi rüyası ile beyinler uyutuldu. Medeni ve demokratik kabul edilen ülkelerin geçmiş tarihleri irdelendiğinde hiç te öyle medeni ve demokratik olmadıkları, iliklerinde sömürgecilik ve hırsızlığın yattığı tarihi olayların incelenmesinden anlaşılmakta. İngilizler ve Fransızlar sömürge tarihinin en baş aktörleri olarak insanlık karşısına çıkmakta.

Afrika’da siyahların yer altı ve yer üstü kaynaklarına çöktükleri gibi Amerika kıtasında ise Kızılderililerin topraklarına zorla çöktüler. Medeni ve demokratik ülke olarak kabul edilen Hollanda, İspanya, Portekiz’de unutulmamalı ki sömürgeci zihniyetin temsilcileri olarak yer almaktalar. Bugün bile bazı ülkeler çeşitli bahanelerle bazı ülkelerin mal varlıklarına el koymakta, sömürgeci zihniyetlerine ve haydutluklarına hala devam etmekteler.

Dünya cahil, hırsız, bencil ve obur yöneticiler yüzünden gün geçtikçe çekilmez bir hal alıyor. Kontrolsüz gücün karşısında ancak kendisini kontrol eden güç durabilir. Kontrollü güç gerek maddi gerekse manevi yönden güçlü bireylerin iş başına gelmesiyle oluşur. Güçlü bireyler, güçlü iktidarlarla mümkün olabilir. Güçlü iktidarlar, bilinçli, merhametli, vicdanlı, ahlaklı yöneticilerin iş başında olmasıyla olur.

Bilinçli, merhametli, vicdanlı, ahlaklı yöneticilerin varlığı; bilinçli, merhametli, vicdanlı, ahlaklı seçmenlerin iş başında olmasıyla sağlanabilir. Bir avuç toprağın insan gözünü doyurduğu bu dünya da; bir avuç toprağın esiri olmayan zihniyetin iş başında olmasını sağlayabilmek için eğitim sisteminin güzel ahlakı ve değerleri mihenk taşı yapmasıyla olur.

ÖZER YILMAZ