Ekonomi sistemi; üretim, finans, pazarlama, satış, reklam ve tüketim üzerine kurulmuştur. Üretilen mal ve hizmetler; insanların ihtiyaçlarını karşılayabildiği ya da insanların yoksunluklarını giderebildiği ölçüde insanlar nazarında anlamlı oluyor. Üretilen mal ve hizmetler insanların bir ihtiyacını ya da hissettiği bir yoksunluğu gideremiyorsa o mal ve hizmetin insan nazarında bir hükmü anlamı olmaz, o mal ve hizmet zamanla akamete uğrar ve piyasadan çekilmek zorunda kalır.

Mal ve hizmet üretimi klasik anlamda değerlendirildiğinde, o mal ve hizmetlerin üretim amacı gerçek anlamda hasıl olmaz. Mal ve hizmetlerin üretimi hem ülkeyi, hem işletmeyi, hem de insanları ayakta tutmayı başarabilmeli.

Mal ve hizmetlerin kurumsal ya da şahsi işletmeleri ayakta tutabilme becerisi, muadili mal ve hizmetlerle rekabet edebilecek düzeyde olması halinde gerçekleşebilir. Mal ve hizmetlerin devamlılığı sadece kalitesi ile olmuyor aynı zamanda ederi bakımından da muadilleriyle rekabet edebilecek düzeyde olması beklenir. Üretilen ve bu özellikleri taşıyan mal ve hizmetler o zaman insan nazarında daha anlamlı ve değerli oluyor.

Bir zamanlar dünya üzerinde gıda sektöründe kendi kendine yetebilen ülkeler içinde ülkemiz sayılır ve bundan Türk insanı olarak onur duyardık. Gün geçti, devran döndü, katma değeri yüksek ürünlerin üretilmesi tarım ürünlerinin önüne geçti. Özünde küresel ölçekte insanlığın devamının sağlanması bakımından olayların analizi yapıldığında tarım ürünlerinin üretimi hiçbir zaman önemini yitirmez. Tarımın önemsiz olduğu algısı oluşturularak insanların tarımdan uzaklaştırması ülkeleri varlık ve yokluk ikilemi içinde bıraktı.

Gıda üretmek, temin etmek ve gıda güvenliğini sağlamak aslında devletleri ayakta tutabilen en önemli stratejik hamle olarak karşımıza çıkmakta. Vatandaşlarının belenme sorunlarını çözmesi, devletin geleceğini teminat altına alması anlamına gelir. Ne kadar katma değeri yüksek ürün üretilirse üretilsin, vatandaşının beslenme sorununu çözemeyen devletin geleceği teminat altına alınmış olamaz. Bu anlamda insanlar topraktan ve tarımdan koparılmamalı, hobi bile olsa insanların toprak ile iştigal etmeleri teşvik edilmelidir.

Tarım işi ile iştigal eden sektörlerin; üretim öncesi, üretim sırası ve üretim sonrası desteklenmeleri için gerekli yasal düzenlemeler yapılabilmelidir. Bu anlamda üretim öncesi toprak analizleri ve o toprakta yetişebilecek ürün çeşitleri hakkında mühendislik desteği ve tohum desteği verilebilmelidir.

Üretim aşamasında ise ilaç, akaryakıt, sulama, elektrik ve doğal afetlere karşı koruma destekleri verilebilmelidir. Ürünlerin üretilmesi ve hasat edilmesiyle problem çözülmüyor. Burada üretilen ürünlerin sağlıklı bir ortamda depolanmaları ve pazarlama iş ve işlemlerinde de destek sağlanabilmelidir. Üreticiler, burada ifade edilemeyen başka argümanlarla da teşvik edilmeli, desteklenmeli, komisyoncuların ve tefecilerin insafına terk edilmemelidir.

Yıllarca yapılan yanlış tarım politikaları nedeniyle Türk toplumu topraktan uzaklaştırıldı, ürettiği ürünü değerlendiremedi, köyde yaşadığı halde eti, sütü, yumurtayı marketten alır hale geldi. Tarım politikaları, tarım işletmelerinin ayakta kalmalarını güçleştirmekte, onların rekabet edebilirliklerini engellemektedir.

Anadolu insanın topraktan kopmaması için toprak ile kurduğu bağın güçlü kalmasını sağlamak için milli bir politika geliştirilmesi gerekiyor. Bu anlamda üretime katkısı olmayan işlerin desteklenmesi yerine üretime katkı sağlayacak sektörlerin ve tarım işi yapan insanların ve işlemelerin desteklenmeleri milli bir politika haline getirilmelidir.

Türk insanı, ata tohumlarının, verimsiz ve kalitesiz olduğu gerekçesiyle ata tohumlarını kullanmaktan uzaklaştırıldı. Ata tohumunun kullanılması yerine Siyonist İsrail’in kısır hibrit tohumlarının kullanılması için insanlar teşvik edildi.

Dünya, dijital bir devrimden geçiyor ama unutulmamalı ki dijital devrimin muhtaç olduğu kaynak ta yine toprakta. Dijital sitemde eğer yetki, etki, tasarım ve kontrol sizin elinizde değil ise dijitalleşme ülkenin kâbusu olabilir. Bu anlamda dijitalleşmede üretim, kontrol, tüketim, tasarım, kullanım ve etki alanı kontrol altındaysa geleceğiniz emin ellerde olabilir.

Ülkemiz hakikaten çok farklı bir ülke. Ayağımıza adeta kurşun sıkıyoruz. Mal ve hizmet üretimi yapan sektörler yerine lobi faaliyetleri ile daha güçlü olan sektörlerin desteklendiğini görmek insanın canını acıtıyor. Özgürlük özgün üretime bağlı, özgün üretim ise lobi faaliyetlerine kurban edilmemesine bağlı. Bunun için özgün üretimin teminat altına alınması halinde özgür bir ülke kurmak mümkün olabilir.

ÖZER YILMAZ