Merhaba İnegöl'ün güzel insanları!
İnegöl'ün tarih ve kültürüne dair yazılarımıza devam ediyoruz.
Sevgili İnegöllüler ve tarih dostları, bugün köşemizde, kasabamızın ve coğrafyamızın kaderini değiştiren, adeta bir devrin mimarı olan İshak Paşa’nın mirasını ve onun sağ kolu, sadık kethüdası Sofu Hacı Sinan Efendi’nin izini süreceğiz. Elimizdeki tarihi vesikalar, o ihtişamlı dönemin perde arkasında yaşananları gözler önüne seriyor. Gelin, vakfiyelerden tahrir defterlerine uzanan bu büyüleyici hikâyeye birlikte, bir köşe yazarı gözüyle yakından bakalım.
Bir Vakfın ve Âzâdlıların Hikâyesi
Tarih sayfaları, İshak Paşa’nın 1486 yılında düzenleterek tescil ettirdiği vakfiyeyle başlar. Bu vakfiyeye göre mütevellilik hakkı İshak Paşa’nın kendisine ve çocuklarına bırakılmışken; hizmet cihetleri, nezâret ve kontrol görevi İshak Paşa’nın âzâdlılarına tevdi edilmiştir. İşte bu vesileyle İshak Paşa âzâdlıları, imaret çevresine yerleşmiş; ticaret ve sanatla meşgul olarak bölgeye can suyu vermişlerdir.
İmaretin üstlendiği misyonla ilgili tüm hizmetlerin bu âzâdlılar tarafından yapılması öngörüldüğünden, devlet nezdinde ‘‘ehl-i vezâif” olarak anılmışlardır. Hatta halktan alınan ve ‘‘tekâlîf-i divâniye” ismiyle bilinen vergiden de tamamen muaf tutulmuşlardır. Tahrîr defterlerinde “İshak Paşa Cemaati” adıyla da geçen bu âzâdlıların, o dönemde 16 hâne ve takriben seksen kişiden oluştuğu görülmektedir.
İshak Paşa’nın Vefatı ve Ankara’da Yükselen Bir Hamam
Yıl 1487’yi gösterdiğinde İshak Paşa vefat eder. Vasiyeti gereği nâaşı İnegöl’e getirilerek İshak Paşa Camii hazîresine, yani özel mezarlığına defnedilir. Sağlığında adına bir türbe yapılabilmesi için tahsisat ayıran ve bu hususta vakıf nâzırı ile kethüdâ Sofu Hacı Sinan Efendi’yi görevlendiren İshak Paşa’nın bu arzusu, dönemin siyâsî konjonktürü gereği o an için gerçekleştirilememiştir.
Ancak İshak Paşa’nın vefatından sonra vârislerinin ortak talepleri ve ikrarları doğrultusunda, 1487 yılında düzenlenen ve mahkemece tescil edilen ‘‘zeyl = ek vakfiye” devreye girer. Bu doğrultuda, Ankara’da yapılması öngörülen hamam, Kethüdâ Hacı Sinan Efendi tarafından hayata geçirilir. Ankara Ulus’ta, İskender Taşı civarında inşa ettirilen bu yapı, halk arasında bugün dahi hafızalarda yer eden “Şengül Hamamı” olarak anılacaktır.
Bu süreçte vakıf işleri de unutulmaz; İshak Paşa’nın, eşi Tâcünnisâ Sultan Hatun türbedarı için tahsis etmiş olduğu ilave ‘‘1/2” akçalık ödenek de türbedara verilerek günlük ücreti bir akçaya yükseltilir. Tâcünnisâ Sultan Hatun türbesine, kendisiyle birlikte kızları Hafsa ve Şehzâde Hatunlar da defnedilir. İshak Paşa’nın mezarı ise türbenin dışında yer almış ve 1937 yılına kadar tam 400 sene bu konumda kalmıştır.
Sofu Hacı Sinan Efendi’den Sinan Bey’e: İnegöl’ün Kaderini Tayin Eden İsim
İshak Paşa’nın oğullarından Halil İbrahim Bey Selânik’e, Pîrî Ahmet Çelebi İstanbul’a, Şadi Bey ise Biga’ya yerleşince; İnegöl coğrafyasındaki bütün kritik görevler ve hizmetler, İshak Paşa’nın kethüdâsı ve vakıf nâzırı Sofu Hacı Sinan Efendi’ye kalır.
Yıldırım Beyazıt (1389-1402) döneminde İshak Paşa’nın dedesi Îsâ Bey’e dirlik olarak tahsis edilmiş olan Îsâören Köyü ve Koçi Köyü’ndeki bazı araziler, bu kez Sultan II. Beyazıt (1481-1512) tarafından kethüda Sofu Hacı Sinan Efendi’ye tahsis olunur. İşte o günden itibaren Kethüda Sofu Hacı Sinan Efendi, halk arasında Sinan Bey olarak anılmaya başlar.
Geçen yıllarla birlikte İnegöl coğrafyasında yaşayan İshak Paşa soyuna mensup kişiler “İbrahimzâdeler” olarak anılırken; İshak Paşa âzâdlıları da “Sâdıkzâdeler”, “Tabakzâdeler” ve “Bîkârzâdeler” gibi farklı lakaplarla tarihin yapraklarındaki yerlerini alır.
Bugün İnegöl’ün sokaklarında yürürken, geçmişin bu köklü mirasını, Sofu Hacı Sinan Efendilerin, İshak Paşaların emeklerini hissetmemek elde değil. Tarih, unutmadığımız sürece bizimle yaşamaya devam ediyor.
Sıradaki yazımızda görüşmek üzere! Yaşam sevinciniz eksik olmasın!
MURAT ALTIN