Merhaba İnegöl'ün güzel insanları!
İnegöl'ün tarih ve kültürüne dair yazılarımıza devam ediyoruz.
Bugün sizleri, yaşadığımız bu toprakların köklerine, adını şehre kazımış büyük bir devlet adamının, Îsâbeyzâde İshak Paşa’nın hüzünlü ama bir o kadar da gurur dolu hayat hikâyesine götürmek istiyorum. Sokaklarından geçerken belki de sıradanlaştırdığımız o tarihi yapıtların arkasında, Fatih’in ve II. Beyazıt’ın sadrazamının asırlar öncesine uzanan vizyonu yatıyor. Gelin, bu coğrafyaya mübârek bir mühür vuran İshak Paşa’nın adımlarını ve o mirasın bugüne kadar gelen serüvenini birlikte yâd edelim.
Takvimler 1469 yılını gösterdiğinde, Osmanlı İmparatorluğu’nun sadaret makamına getirilen Îsâbeyzâde İshak Paşa, gözünü ve kalbini İnegöl’e çevirmişti. Fatih Sultan Mehmet’in bu önemli görevle onurlandırdığı İshak Paşa, medrese kısmı hariç olmak üzere İnegöl’de adeta devasa bir medeniyet merkezi inşa ettirdi. Cami, kervansaray, hamam, türbe ve dükkânlardan oluşan bu görkemli imaret, 1469 yılında halkın hizmetine sunuldu.
Fakat onun hizmet tutkusu bununla sınırlı kalmadı. Yıllar sonra, 1481’de Sultan II. Beyazıt tarafından ikinci defa sadaret makamına getirildiğinde, İnegöl’deki imaretine bir de medrese ünitesi ilave ederek kasabada örgün eğitimin meşalesini yaktı. Sadece taş ve duvar ördürmemişti; Bedre deresi’nin suyunu ustalıkla bir kanal aracılığıyla kasaba merkezine naklederek, adeta o devir için bir "terkos sistemi" kurmuştu. Bu sayede mahalle çeşmeleri ve imaret şadırvanı tatlı suyla buluştu.
1482 yılında sadaretten azledilip ikinci defa Selanik valiliği’ne atandığında bile durmadı; orada da İnegöl’dekine benzer bir cami merkezli imaret inşa ettirerek hizmete açtı. İshak Paşa, Anadolu beylerbeyliği’ne atandığı 1461 yılından itibaren Ankara, Kütahya, İnegöl, Bursa, Edirne, Selânik ve İstanbul’da hayrî eserler bırakmış, her biri için ayrı ayrı vakfiyeler düzenletmişti. Vefatından bir yıl önce, 1486’da ise Selanik’teki hayratı dışında kalan tüm vakıf eserlerini içine alan Arapça birleştirilmiş büyük bir vakfiye düzenleyerek yasal tescilini yaptırdı.
1487 yılında hayata gözlerini yuman İshak Paşa, vefatından sonra naaşının İnegöl’deki külliyesi dâhilinde adına inşa olunacak bir türbeye defnedilmesini vasiyet etmişti. Nitekim vârisleri, onun Selanik’teki hayrî eserleriyle ilgili takrîrî bir vakfiye düzenleterek mahkeme onayını sağladılar; ayrıca Ankara’da yapılması planlanan hamam için de bir "zeyl-i vakfiye" tescil ettirdiler.
Ne var ki, o devrin konjonktür gereklilikleri, İshak Paşa adına müstakil bir türbe yapılmasına izin vermedi. Selanik’te 1487 yılında vefat eden İshak Paşa’nın naaşı İnegöl’e getirilerek, külliyede halihazırda bulunan eşi Tâcünnisâ Sultan Hatun Türbesi’nin dışına, girişine göre sol ön tarafına defnedildi. Kabrinin üzerine rûmîlerle bezenmiş mermer bir lahit konulmuş ve kitabeli mezar taşlarıyla tezyin olunmuştu.
Ancak tarih, her zaman güllük gülistanlık yollardan geçmiyor. 1937 yılında İshak Paşa Külliyesi çevresinde yapılan düzenlemeler sırasında hazîrede yer alan bütün mezarlar kaldırıldı ve cami çevresi parka dönüştürüldü. Bu süreçte İshak Paşa’nın lahit mezarı ve şahideleri de yerinden sökülerek eşi Tâcünnisâ Sultan Hatun Türbesi’nde koruma altına alındı.
Aradan yıllar geçti; 1963 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından külliye ve Tâcünnisâ Sultan Hatun Türbesi onarımdan geçirildi. İşte bu restorasyon sırasında türbe içinde bulunan lahit ve mezar taşları bir araya getirilerek, eşi Tâcünnisâ Sultan Hatun türbesi içinde İshak Paşa adına bugün gördüğümüz yapay bir mezar oluşturuldu.
Bugün İnegöl’ün kalbinde soluklanan bu külliyeye baktığımızda, karşımızda sadece taş binalar değil; eğitime, suya, ticarete ve hayra adanmış bir ömrün özeti duruyor.
İshak Paşa’nın vasiyeti tam anlamıyla taşa kazınamamış olabilir, fakat onun bu şehre bıraktığı ruh, asırlardır İnegöl’ün hafızasında yaşamaya devam ediyor. Bize düşen görev ise bu eşsiz mirasa sahip çıkmak, onun adını ve bu topraklar için yaptıklarını gelecek nesillere gururla aktarmaktır.
Bir sonraki yazımızda buluşmak dileğiyle, tarihimize sahip çıktığımız huzurlu günler dilerim.
Yaşam sevinciniz eksik olmasın!
MURAT ALTIN