Sevgili gazete okurları, tarihin bazen bir tek haberci ulağın gecikmesiyle, bazen de bir kasabanın tozlu yollarında nasıl tamamen yön değiştirdiğine hiç şahit oldunuz mu?
Bugün sizleri Osmanlı İmparatorluğu’nun kaderini sarsan, taht kavgalarının en dramatik ve hüzünlü hikayelerinden biriyle, Şehzade Cem Olayı ve bu büyük fırtınanın İnegöl’e yansıyan yönleriyle baş başa bırakıyorum.
Fatih Sultan Mehmed, 1451 ile 1481 yılları arasında hüküm sürdüğü görkemli devrinin son seferine çıktığı sırada, Gebze ordugâhında beklenmedik bir anda hayata göz yumdu.
Bu ani vefat, Osmanlı tahtına kimin oturacağı konusunda devlet adamları arasında derin bir görüş ayrılığını da beraberinde getirdi.
Gebze ordugâhında bulunan Sadrazam Karamânî Mehmet Paşa, Karaman sancakbeyi Şehzâde Cem Sultan’ı tahta davet etme kararı aldı.
Buna karşın İstanbul muhafızı İnegöl’lü İshak Paşa ise Amasya sancakbeyi Şehzâde Beyazıt’ı tahta geçmek üzere İstanbul’a davet etti.
Fakat kaderin cilvesi burada tecelli etti; Karaman sancakbeyi Şehzâde Cem Sultan’a gönderilen haberci, Anadolu beylerbeyi Sinan Paşa tarafından tutuklandı.
Haber Şehzâde Cem’e zamanında ulaşmayınca, genç şehzade İstanbul’a gelip tahta oturmakta gecikti.
Buna karşın Amasya sancakbeyi Şehzâde Beyazıt, haberi alır almaz Amasya’dan harekete geçti.
Bolu üzerinden süratle İstanbul’a varan Şehzâde Beyazıt, yeniçerilerle anlaşarak sekizinci Osmanlı padişahı olarak tahta oturdu. Bu gelişmenin ardından İstanbul muhafızı İnegöl’lü İshak Paşa ikinci defa sadrazamlığa getirildi.
Fatih Sultan Mehmed’in son sadrazamı olan ve Şehzâde Cem Sultan’ın padişah olmasını destekleyen Karamânî Mehmed Paşa ile taraftarları ise ortadan kaldırıldı.
Ağabeyi Şehzâde Beyazıt’ın hükümdarlığını kabullenmeyen Karaman sancakbeyi Şehzâde Cem Sultan, askerî harekât için gerekli hazırlıklarını tamamladı.
İnegöl üzerinden Bursa’ya gelen Cem Sultan, burada hükümdarlığını ilan ederek adına para bastırdı.
Bu hamle üzerine ağabeyi Sultan II. Beyazıt, Cem Sultan üzerine Ayaz Paşa komutasında bir askerî birlik sevk etti.
Ancak Ayaz Paşa’nın mağlup olmasıyla birlikte Sultan II. Beyazıt, ordusunun başında bizzat Bursa üzerine yürüdü.
Yenişehir Ovası’nda ve Göksu çayı kenarında yaşanan kanlı mücadele sonucunda Cem Sultan yaralandı ve ordusu ağır bir hezimete uğradı.
Bu yenilgi üzerine Cem Sultan, süratle Konya’ya geri çekilmek zorunda kaldı.
Konya’daki hazinesini ve aile efradını yanına alan Şehzâde Cem Sultan, süratle oradan ayrılarak Tarsus ve Antakya üzerinden Halep’e ulaştı ve Kölemen hükümdarına sığındı. Buradaki ikameti esnasında hac farizasını ifa etmek üzere Mekke’ye giden Cem Sultan, Medine’yi de ziyaret ettikten sonra tekrar Kahire’ye döndü.
Karamanoğlu Kasım Bey’in vaat ettiği mali ve askeri desteğe güvenerek, onun tahriklerine kapılan Cem Sultan, yeniden Anadolu’ya gelerek iktidar mücadelesini sürdürmek istedi. Ne var ki, Anadolu’da yapılan mücadelelerle iktidarın kazanılamayacağını anlayan şehzade, bu defa Rodos şövalyeleri ile anlaştı. Akdeniz yoluyla Balkan coğrafyasına geçmeyi ve mücadelesini orada devam ettirmeyi planladı.
Ancak genç şehzade Rodos şövalyeleri tarafından tuzağa düşürüldü. Balkanlar yerine önce Rodos Adası’na, ardından da Fransa’ya götürülerek bir malikânede hapsedildi. Rodos şövalyelerinin istekleri doğrultusunda Fransa ve Papalık tarafından bir şantaj aracı olarak kullanılan Şehzade Cem Sultan, malikâne malikâne dolaştırılarak sefahate alıştırıldı. 1495 senesine kadar geçen 15 yıl boyunca Papa ve Fransızlar, her yıl için Sultan II. Beyazıt’tan 35 bin duka altın haraç alarak Cem Sultan’ı ellerinde tuttu.
Alman İmparatoru, şantaj aracı olarak kullanılan Cem Sultan’ı Papalığın elinden almak üzere İtalya seferine çıkınca, Papalık 35 bin dukalık haraçtan mahrum kalacağını fark etti. Bunun üzerine gizlice Osmanlı hükümdarı Sultan II. Beyazıt ile 300 bin duka altın karşılığında anlaştılar ve Şehzade Cem Sultan’ı zehirleterek öldürttüler. Sonuç olarak Alman ve Fransızlar, çıktıkları İtalya seferinden eli boş döndüler.
Alman ve Fransızları İtalya’dan çıkaran bu gelişmenin ardından, bu kez de Şehzade Cem Sultan’ın naaşına İtalya Napoli Kralı el koydu ve Sultan II. Beyazıt’tan haraç istemeye kalkıştı. Bunun üzerine Osmanlı hükümdarı Sultan II. Beyazıt, 904/1499 senesi Kânûn-i Sânî / Cumade’l-ûlâ (Ekim-Aralık) ayında Napoli Kralı’na bir harp gemisiyle son bir elçi gönderdi. Sekiz gün mühlet verilerek, bu süre içinde cenaze teslim edilmediği takdirde Türk ordusunun İtalya sahillerini derhal işgal edeceği tebliğ edildi. Bu kararlı tutum karşısında, o ayın 29'uncu günü zavallı Cem Sultan’ın talihsiz tabutu, Türkiye’ye sevk edilmek üzere merasimle San-Catolda İskelesi’ne nakledildi. Mudanya’ya getirilen cenaze, büyük bir merasimle Bursa’ya nakledilerek Fatih devrinde ölen büyük kardeşi Şehzade Mustafa’nın Muradiye’deki türbesine defnedildi.
Bu büyük tarihî olayların gölgesinde, İnegöl adı tarih sayfalarında farklı bir görevle de anılmaya devam etti. Noktacı Kasım Efendi, İnegöl’e gelmeden önce Bursa Muradiye Külliyesi’nin haziresinde yer alan şehzade türbeleri ile ilgili düzenlenmiş vakfiyedeki dinî hizmetleri yaptırmak ve denetlemek üzere “noktacılık” görevi üstlenmişti. Bu değerli hizmetinden ötürü Kasım Efendi halk arasında “Noktacı” lakabı ile anılmaya başlandı ve adını tarihin mahrem sayfalarına yazdırdı.
Tarih, bazen kaybedilen bir tahtın, bazen de asırlar boyu süren hüzünlü bir gurbet hikayesinin izlerini bugün bile topraklarında taşımaya devam ediyor. İnegöl'ün bu olaylardaki kavşak rolü ise hafızalardan silinmeyecek birer tarihî hatıra olarak kalıyor.
MURAT ALTIN