Merhaba İnegöl'ün güzel insanları!
İnegöl'ün tarih ve kültürüne dair yazılarımıza devam ediyoruz.
Geçmişin tozlu sayfalarını araladığımızda, üzerinde yaşadığımız bu toprakların ne denli derin ve köklü bir tarihe ev sahipliği yaptığını daha net görebiliyoruz. Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş ve gelişim sürecinde Bursa ve çevresi, sadece birer yerleşim yeri değil, adeta imparatorluğun kalbinin attığı mukaddes bir merkezdi. Bugün bu coğrafyanın her köşesinde, tarihin izlerini sürmek ve unutturulmaya yüz tutmuş detayları gün yüzüne çıkarmak büyük bir önem taşıyor.
Fatih Sultan Mehmet Hân’a gelene kadar geçen dönemde yönetim başında bulunan ilk altı Osmanlı hükümdarı, vefat ettiklerinde Bursa’da inşâ ettirdikleri türbelerine defnedilmişlerdir. Özellikle Sultan II. Murat’ın inşâ ettirdiği Muradiye Külliyesi’nin haziresine, başta Fatih Sultan Mehmed’in validesi Hümâ Hatun olmak üzere, hânedâna mensup kadın-erkek birçok kişi defnedilmiştir. Söz gelimi: Fatih Sultan Mehmed’in oğullarından Şehzâde Mustafa ile Şehzâde Cem, Sultan II. Murad Külliyesi’ne defnedildikleri gibi Sultan II. Beyazıt’ın oğullarından Şehzâde Abdullah, Şehzâde Şehinşah ve torunu Şehzâde Mehmet de yine bu külliyede yer alan türbelere defnedilmişlerdir.
Tarih sadece padişahların ve şehzadelerin izleriyle sınırlı kalmamış; bu mekanların idaresinde ve sosyal dokusunda da pek çok önemli şahsiyet rol oynamıştır. Söz konusu bu yapının idari boyutunda ise dikkat çeken bir isim karşımıza çıkmaktadır. İnegöl’de adına tekke ve zaviye yapılmış olan “Cevahirü’l-Ahbar” kitabının yazarı Noktacı Kāsım Efendi, Sultan II. Murat Külliyesi’nde yer alan şehzâde türbe vakıflarının yönetim ve denetimini üstlenmiştir.
Osman Gâzî’nin ağabeyi Savcı Bey’in soyundan gelen ve hânedâna bu yolla akraba olanlar başta olmak üzere; Sultan II. Murad’ın zevcelerinden İsfendiyar Bey’in oğlu İbrahim Bey’in kızı Hatice Âlime Hatun gibi hânedâna mensup hatunlar da Bursa Çekirge-Kükürtlü’de tesis olunan ‘‘Havâtîn = Kadınlar Mezarlığı”ndaki türbe ve kabirlere defnedilmişlerdir.
Yöre tarihi açısından dönüm noktalarından biri de 1461 yılıdır. Bu tarihte Fatih Sultan Mehmet tarafından Kastamonu ve Sinop, kan dökülmeksizin fethedilince Kastamonu Beyi İsmail Bey’e Fatih Sultan Mehmet Hân, başta İnegöl olmak üzere; Yenişehir ve Yarhisar’ı dirlik olarak ihsan eylemiştir. Âlim ve de bilgin bir kişi olan İsmail Bey, aile efradıyla bu yöreye gelip yerleşmiştir. Ancak kardeşi Kızıl Ahmed, Fatih tarafından kendisine dirlik olarak verilen Bolu Sancak Beyliğini yeterli görmeyip –siyaseten Fatih’in rakîbi olan Uzun Hasan’a iltica edince– bu durumdan İsmail Bey çok tedirgin olmuş ve Fatih Sultan Mehmet Hân’a re’sen müracaat ederek kendisine Rumeli’de yeni bir dirlik tahsis edilmesini talep etmiştir. Yapılan bu talep kabul edilmiş ve İsmail Bey’e Rumeli’de Filibe şehri ve yakın civarı dirlik olarak tahsis edilmiştir.
Ancak bu coğrafi hareketliliğin içinde yerel bağlarını koruyanlar da olmuştur. Dikkati çeken husus, İsmail Bey İnegöl yöresinden ayrılmakla birlikte halası ve İshak Paşa zevcesi Tâcünnisâ Sultan Hatun İnegöl’den ayrılmamıştır. 1461 yılında Anadolu beylerbeyliğine getirilen İshak Paşa, 1466 yılında vezaret pâyesi almış; 1469 yılında da sadrazamlığa getirilmiştir. 1469-1471 yılları arasında sadaret makamında bulunan İnegöl’lü İshak Paşa, bu süre zarfında –medrese bölümü hariç– İnegöl’deki muhteşem imaretini inşâ ettirerek hizmete açmıştır.
Bölgenin mimari ve dini yapılarındaki değişimler yüzyıllar boyunca sürmüştür. 1396 yılında Yıldırım Beyazıt (1389-1402) tarafından gerçekleştirilen Niğbolu Savaşı’ndan sonra İnegöl’de inşa ettirilen Cuma Camii ile İshak Paşa tarafından inşa ettirilerek halkın hizmetine sunulan İnegöl Çarşı Camii, 1876 yılında Sultan II. Abdülhamit (1876-1908) tarafından önce mazbut vakıflar arasına alınmış; ardından da onarılmıştır. Aynı yıllarda Cuma Camii de aşağıda yer alan plana göre tadil edilerek kubbeli bir şekilde yeniden inşa edilmiştir. Tadilat projesinde yapımı öngörülen 2 kubbeden sadece biri yapılmış, ikincisi yapılmamıştır.
Geçmişin izlerini taşıyan bu kadim yapılar ve hikâyeler, bugün bizlere sadece eski günleri hatırlatmakla kalmıyor, aynı zamanda bu topraklara katılan değerlerin ne kadar kalıcı olduğunu da bir kez daha kanıtlıyor.
Sıradaki yazımızda görüşmek üzere! Yaşam sevinciniz eksik olmasın!
MURAT ALTIN