Bir zamanlar bir lokantada fakir bir adam her gün kalabalık saatte gelir yemeğini yer ve parasını ödemeden sessizce çıkıp gidermiş.
Bir gün müşterilerden biri lokanta sahibine yaklaşıp fısıldadı:
"Bu adam kalabalığı fırsat bilip her seferinde parasını ödemeden gidiyor."
Yaşlı usta gülümsedi:
"Bırak gitsin, sonra konuşuruz." Dedi.
Fakir adam yemeğini bitirdi.
Etrafına bakındı ve kalabalığın arasından süzülüp çıktı.
Müşteri şaşkınlıkla sordu:
"Neden gitmesine izin verdin?"
Usta dedi ki: "Bunu fark eden ilk sen değilsin.
O dışarıda oturur, içerisi kalabalıklaşınca girer, yer ve gider.
Yıllardır görmezden geliyorum.
Ne kovdum ne rezil ettim.
Ne de gönlünü kırdım.
Çünkü inanıyorum ki bu kalabalık onun duasının bereketidir.
Dışarıda oturup lokanta dolsun diye dua ediyor.
Ne tuhaftır ki, lokanta ancak o gelince doluyor.
Bu yüzden denmiştir ki:
Başkasını doyurduğunla övünme.
Belki de geçindiğin rızkın sebebi odur.
Belki Allah bizi;
Bize muhtaç sandığımız insanların bereketiyle rızıklandırıyor.
Bazen kendimizi veren, başkasını alan sanırız.
Oysa kimin kime vesile olduğunu bilemeyiz.
Sen, bir yoksulun sofrasına aş koyduğunu sanırsın;
Belki de Allah, senin sofrana bereketi onun duasıyla indiriyor.
“Sen bir garibin elinden tuttuğunu düşünürsün;
Belki de Allah, onun vesilesiyle senin elinden tutuyor.
Bu yüzden kimseyi küçümseme.
Kimseyi yoksulluğuyla utandırma.
Kimseye yaptığın iyiliği başına kakma.
Çünkü iyilik, insanı ayağa kaldırırken onurunu da koruyabilmektir.
Bugün yardım ettiğin insanın yarın sana ne getireceğini bilemezsin.
Ama daha önemlisi, yaptığın iyiliğin Allah katındaki karşılığını da bilemezsin.
İyiliğini büyütme…
Gönül kırma…
Rızkınla övünme…
Nimetin sahibini unutma...
Allah'ım!
Bizi kimseyi incitmeden iyilik yapan,
Nimetin kıymetini bilen,
Gönül kazanmayı mal kazanmaktan üstün tutan kullarından eyle.
Rızkımıza bereket, kalbimize merhamet ver.
Selam ve dua ile…