Hz. Ömer, henüz Müslüman olmadan önce ticaret yapmak amacıyla İran’a gider.
Konakladıkları şehirde çeteler, bazı yetkililerle iş birliği yaparak Hz. Ömer ve arkadaşlarının mallarına el koyarlar.
Tüccarlar, durumu hükümdar Nuşirevan’a bildirirler.
Nuşirevan onları dinler, mağduriyetlerinin giderilmesi için kendilerine bir miktar para verilmesini ve şehirden ayrılmalarını emreder.
Hz. Ömer ve arkadaşları şehir kapısından çıkarken gördükleri manzara karşısında dehşete düşerler.
Şehrin bir kapısında gasp olayına karışan Nuşirevan’ın kendi oğlunu, diğer kapısında ise olayı örtbas etmeye çalışan devlet yetkililerini asılmış hâlde bulurlar.
Nuşirevan, öz evladını ve suça göz yuman yetkilileri cezalandırmıştır.
Aradan yıllar geçer. Hz. Ömer, Müslümanların halifesi olur.
Şam’da bir caminin büyütülmesi için çalışmalar yapılmaktadır.
Caminin hemen yanındaki arsa ise bir Yahudi’ye aittir.
Şam Valisi, adam arsasını satmak istememesine rağmen kamulaştırır ve bedelini öder.
Haksızlığa uğradığını düşünen adam, adaletini duyduğu Halife Hz. Ömer’e şikâyette bulunmak için Medine’ye gider.
Medine’ye vardığında büyük bir saray arar. Ancak Hz. Ömer’i bir hurma ağacının gölgesinde, sade bir elbise içinde, tek başına uyurken bulur.
Adam, durumunu anlatınca Hz. Ömer çok öfkelenir.
Çevresinden bulduğu kuru bir kemik parçasının üzerine kılıcının ucuyla şu cümleyi yazar:
"Bilesin ki ben, Nuşirevan’dan daha az adil değilim."
Kemiği adama uzatarak, "git bunu valiye ver." der.
Adam şaşkındır. Koskoca valiye bir kemik parçasıyla gitmeyi garipser.
Ancak çaresizce Şam’a döner ve yazıyı valiye teslim eder.
Vali, yazıyı okuduğu anda rengi sararır, titremeye başlar.
Derhâl cami inşaatını durdurur, arsayı sahibine iade eder ve adamdan özür diler.
Adam, bu korkunun sebebini sorunca vali şöyle cevap verir:
"Sana verdiği o mesajda şunu söylüyor:
Gençliğimizde Nuşirevan’ın adaletine birlikte şahit olmuştuk.
O, Müslüman değildi ama adaleti çiğnediği için kendi evladını bile astı.
Ben ise Müslümanların halifesiyim.
Eğer adaleti çiğnersen, Nuşirevan’ın oğluna yaptığını ben sana yaparım."
Nuşirevan, adalet uğruna kendi evladını bile cezalandırmıştı.
Hz. Ömer, adaletin makamdan, mevkiden ve yakınlıktan üstün olduğunu göstermişti.
Adalet, yalnızca başkalarına hesap sormak değildir.
Asıl adalet, kendi yakınımıza da başkasına uyguladığımız ölçüyü uygulayabilmektir.
Çünkü adalet, güçlüleri korumak değil, güçlünün de hesap verebilmesini sağlamaktır.
Fonlar meselesi ne olacak, bilmiyorum.
Ama bildiğim bir şey var!
Vicdanın sesini dinleyen, makam ve mevki gözetmeden herkese eşit uygulanan, tavizsiz bir adalet anlayışına çok ihtiyacımız var.