Ne yazık ki İnegöl’de tarım katledildi.

Bunun en bariz örneklerini Hocaköy yolu üzerinde, İsaören’de, Deydinler’de, Cerrah’ta ve Kalburt mevkiinde ve başka birçok yerde açıkça gördük.

Şimdi ise benzer bir tehlike kapımızda!

Mahmudiye Mahallesi İpekyolu Camii’nin karşısında, çevre yolu üzerinde bulunan, yaklaşık 135 bin metrekarelik, hâlen tarımsal üretimin yapıldığı bir arazi için “sanayi depolama tesisleri” adı altında imar çalışmaları yürütülüyor.

Peki, neden?
Binlerce insanın yaşadığı, çocukların büyüdüğü, ailelerin hayatını sürdürdüğü bir yerleşim bölgesinin hemen karşısındaki tarım arazisini sanayi depolama alanına dönüştürmek hangi şehircilik anlayışının ürünüdür?

Bölgenin mevcut yapısı, nüfusu ve gelecekteki ihtiyaçları düşünüldüğünde bu alanın ticari depolama tesisleri yerine, insanların ortak kullanımına hizmet edecek sosyal donatı alanı olarak değerlendirilmesi çok daha doğru olmaz mı?

Bir camiye, okula, sağlık tesisine, parka, yeşil alana ve çocuk oyun alanlarına bu kadar ihtiyaç duyulan bir bölgede, böylesine kıymetli bir arazinin sosyal ihtiyaçlar için değerlendirilmesi ciddi şekilde düşünülmelidir.

Ben sanayiye, üretime ve istihdama karşı değilim.
İnegöl’ün sanayisi gelişsin, üretimi artsın, yeni yatırımlar yapılsın.
Bunların hepsini destekliyorum.
Ancak sanayi doğru yere yapılmalı.

Sanayi alanları, yerleşim bölgelerinin hemen yanı başına değil, şehir planlamasının gerektirdiği uygun bölgelere kurulmalıdır.

Çocukların oyun oynadığı, ailelerin yaşadığı, insanların nefes almaya çalıştığı alanların karşısına sanayi depoları yerleştirmek hangi akla, hangi şehircilik anlayışına sığar?

Üstelik bugün “depolama tesisi” adı verilen yapılaşmanın yarın nasıl bir gelişim göstereceğini de düşünmek zorundayız.

Bir kez sanayi kullanımına açılan alanın ilerleyen yıllarda farklı sanayi faaliyetlerine dönüşmesi ihtimalini göz ardı edemeyiz.

İnegöl’ün birçok bölgesinde konutlarla fabrikaların iç içe geçtiğini zaten görüyoruz.

Aynı hataları yeniden yapmak zorunda mıyız?

Bir taraftan modern şehirlerden, yaşanabilir kentlerden, çevre duyarlılığından söz ediyoruz; diğer taraftan insanların evlerinin karşısındaki tarım arazilerini sanayi yapılaşmasına açıyoruz.

Bu ne yaman çelişkidir!

Bir şehri büyütmek, önüne gelen her boş araziyi yapılaşmaya açmak değildir.

Asıl mesele, büyürken insanı, doğayı ve gelecek nesillerin hakkını koruyabilmektir.

Bugün bir tarım arazisini kaybettiğimizde yalnızca toprağı kaybetmiyoruz.
Üretim imkânını, yeşil alanı ve çocuklarımıza bırakacağımız doğal mirası da kaybediyoruz.

Bu nedenle Mahmudiye’deki 135 bin metrekarelik alanla ilgili karar verilirken yalnızca yatırım ve ticari beklentiler değil, bölge halkının ihtiyaçları, çevresel etkiler, tarımsal üretim ve kamu yararı birlikte değerlendirilmelidir.

İnegöl’ün geleceğini günübirlik çıkar hesaplarına teslim etmeyin!

Şehir planlaması, yalnızca arsaların nasıl değerlendirileceğine göre değil, insanların nasıl yaşayacağına göre yapılmalıdır.

Unutmayın; bir şehrin zenginliği yalnızca fabrikalarının sayısıyla değil, insanlarına sunduğu yaşam kalitesiyle ölçülür.

İnegöl’ün daha fazla fabrikaya mı, yoksa daha yaşanabilir alanlara mı ihtiyacı olduğunu yeniden düşünmek zorundayız.

Selam ve dua ile…