Ölünce tabutuma yazdıracağım söz:
“Dikkatli taşımanıza gerek yok.
Artık kırılmaz.
Sağken yeterince kırıldı…”
İnsan bazen öyle kırılır ki ne sesi duyulur ne de yarası görünür.
Sonra sorarsınız:
“Ne oldu sana? Neden böylesin?”
“Bir şeyim yok.” der.
Oysa vardır…
Hem de anlatmaya kelimelerin yetmeyeceği kadar çok şey vardır içinde.
Ama anlatmaktan yorulmuştur.
Defalarca kendini anlatmış, anlaşılmayı beklemiş, her defasında biraz daha kırılmıştır.
Artık konuşsa ne değişeceğini düşünür ve susar.
Çünkü bazen insanın en büyük yorgunluğu, yaşadıklarını kimseye anlatamamaktır.
Bazı insanlar vardır; herkesin derdini dinler, herkese omuz olur ama kendi derdini anlatacak birini bulamaz.
Herkesin yükünü taşır da kendi yükünün altında ezildiğini kimseye belli etmez.
Çünkü bazı acılar vardır ki insan onları anlatamaz.
Anlatsa da anlaşılmaz.
Anlaşılmadıkça içine gömer, içine gömdükçe daha da ağırlaşır.
Bazı yaralar görünmez.
Kolun kırılırsa alçıya alınır, yaran kanarsa sarılır.
Peki ya kalbin kırılırsa?
Kimin kapısını çalacaksın?
Kime göstereceksin içindeki acıyı?
İnsan bazen bir sözle kırılır.
Hele o söz, en çok güvendiği insandan gelmişse…
Bir de anlatamadıklarımız vardır:
Yanlış anlaşılmamak için sustuklarımız, kimse üzülmesin diye içimize attıklarımız, büyütmeyelim diye görmezden geldiklerimiz…
İşte insanın en acı hâli budur:
Kırıldığı hâlde belli etmemek, incindiği hâlde gülümsemek, içi kan ağlarken başkalarına “İyiyim.” demek…
Bazen insan, sevilmediği için değil, sevildiğini sandığı insanların yanında bile kendisini değersiz hissettiği için yorulur.
Bazen bir insanı kaybetmek için ölmesi gerekmez.
Onu hayattayken kırarak da öldürürsünüz
“Dikkatli taşımanıza gerek yok.
Artık kırılmaz. Sağken yeterince kırıldı…”
Ne ağır bir sitem!
Ne büyük bir yalnızlık!
Ne kadar geç kalınmış bir anlayış!
Öyleyse sevdiklerinizi sevgisiz bırakmayın.
Kırdığınız kalbi onarmayı ertelemeyin.
Sevginizi göstermekten utancınız sizi alıkoymasın.
Çünkü insanın susması, acısının bittiği anlamına gelmez.
Bazen anlatmaktan yorulmuş, bazen anlaşılmaktan umudunu kesmiş, bazen de ne söylese değişmeyeceğini düşünerek kendi içine çekilmiştir.
Sonra bir gün o insan gider.
Ardından herkes konuşmaya başlar:
“Çok iyi insandı.”
“Allah rahmet etsin.”
“Kimseyi kırmazdı.”
“Herkesin yardımına koşardı.”
“Keşke biraz daha yaşasaydı.”
Peki, yaşarken neredeydiniz?
Bir insanın tabutunu dikkatli taşımak kadar, yaşarken kalbini incitmemeye de özen göstermek gerekmez mi?
Bir gün hepimiz bir tabutun başında duracağız.
Ya bir başkasını uğurlayacağız ya da bizi uğurlayanlar olacak.
Dilerim ki arkamızdan ağlayanların gözyaşları, yaşarken esirgenen sevgilerin pişmanlığı olmasın.
Dilerim ki kimse, güzel sözlerini söylemek için bir insanın yokluğunu beklemesin.
Selam ve dua ile…