Sevgili Dostum,

İletişim çağı dedikleri böyle bir zamanda avucumuzda tuttuğumuz sihirli ayna misali her şeyi bize gösteren cep telefonuna bakmıyor olamazsın. (Cep telefonu kelimesinin de artık kullanım tarihi geçmiş olmalı. Zira el telefonu demek işlevsel olarak daha doğru olur sanıyorum.) Avucumuzu konforlu bir yatak gibi kullanan ve gözlerimizin içine bakan bu ışıklı zarif kutudan izlediklerimiz belki de öğrendiklerimiz ne de çok?

Dünyanın ırak memleketlerinde en önemlisinden en bilinmezine kadar ne haber varsa bir bir gösteriyor. Haber bombardımanına uğramayan zihin yoktur herhalde. Ülkeleri tek tek ele geçirmekten öte insanların zihnini/beynini ben meşgul ediyor diyeyim, sen işgal ediyor anla.

Değerli Dostum,

Sen de belki saatlerini geçiriyorsun bu parlak ekran karşısında. “Şuna bakayım, buna bakayım” derken dakikalar su gibi akıp geçmiş oluyordur. Ben de senin gibiyim desem aklına "kişi kendinden bilir alemi" sözü gelir zannımca. Herkesin kendini özel sandığı bu alemde yok birbirimizden farkımız diyorum ya da dedirtiyorlar.

Bunlar buz dağının görünen ve tarif etmeye gerek görülmeyen tarafı...

“Peki, tüm bunları niçin yapıyorlar?” sorusunu saf bir merakla sormak istemem. Milletçe içinde bulunduğumuz; olumlu/olumsuz yorumlanmaya müsait manzarayı bir kez de bizim penceremizden izlesin insanlar.

Bir haber, bir açıklama içeren bir video/yazı paylaşmaya görün. Sosyal medya mahallesinin ücra kahvehanesinde oturup etrafı kesen bir çoğu belki emekli abiler, amcalar, teyzeler, gençler... Yorum yapabilecekleri kutucuğa akıllarının erdiği kadarının -bence- ötesinde kısa veya uzun yazıyorlar. İşte ben bunlara sosyal medya yargıçları diyorum.

Cübbeleri yoktur, hukuk fakültesinden mezun da olmamışlardır ama yüksek makamlarda otururlar. Devamlı birinin kalemini kırarlar. Küfürlü sözler söyleme lüksüne de sahiptir bazıları. Pervasızca icra ederler hükümlerini nereden aldığı bilmediğimiz yetkilerle.

Kulağımıza gelenlere bakılırsa bizim arkadaşlar da bu kervana kapılmışlar bu aralar.

Sevgili Dostum,

Sen ne yapıyorsun diye soracak olursan... Bazen bu yargıç (!) sananlara kendilerini hatırlatıyor, rehberlik ediyorum. Heyecanlarını yatıştırmaya çalışıyorum.

Bunlar stadyumlarda yanlış yapan hakeme, sert giren futbolculara haykıran azgın taraftar gibiler. Sanırım ilk bir iki yorumu okuyan yeni yargıç, daha öncekilerden geri kalır mı? Vurun abalıya... Söyletmen vurun tavrıyla vaziyet alır.

Böyle bir dalganın önüne geçmek, ezilmekten beter. “Durun, yapmayın, sakin olun!” diye bağırmak sinek vızıltısı gibi gelir. Seni de katarlar önlerine, iki değirmen taşı arasında kalmış mısır tanesi gibi ezerler. Diyorum ki:

“Tanıyor musunuz hakkında karalama yazısı yazdığınız kişiyi?” Cevap yok!

“Gördüğünüz bu hareketin sebebini biliyor musunuz?” Cevap yok!

“Lanetler okuduğunuz kişiye ve mağdur olana bir faydası var mı yorumlarınızın?” Cevap yok.

“Yetkililer araştırsın, sen sabret, kararı onlar versin, olmaz mı?” Cevap yok.

Muhatap olmuyor bazıları; dönüp bakmıyor bile... Herhangi bir sorumluluk hissetmiyor.

Burnu Kaf dağında yüce yargıcın. Zaten kendi adına değil, mağduru savunduğuna göre iyi iş yapıyor muhterem. Yeni bir mağdur yarattığına asla inanmıyor. Ona göre hak etti.... Alsın da cezasını görsün Anya’yı Konya’yı.

Sevgili Dostum,

"Hakkında bilgi sahibi olmadığın şeyin ardına düşme. Yoksa göz, kulak ve kalp bundan sorumludur" diye bir ayet meali aklıma düştü. “Sosyal medyanın da Rabbi Allah'tır!” cümlesini de okumuştum bir kitapta. Öyleyse sosyal medya, sınırsız bir özgürlük alanı değil...

Yaptıklarımızı gören, bilen bir Allah olduğunu aklımızdan çıkarmadan ölçülü cümlelerle yorum yapmak bizi rahatsız etmemeli, yeterli olmalı. Hıncını alamamış, hırslı bir boğa gibi tuşlara basmamalı.

Duymuşsundur “trol” adını verdikleri sosyal medyada gizli hesaplar mevcut. Şuna karşı bir yorum yaz dedikleri anda trol ordusu harekete geçiyor. Sevdiğin ya da beğendiğin kişilerden, icraatlardan şüpheye düşüyorsun.

Devletin en yetkilisi açıklama yapıyor. Bilgilerin en doğrusuna sahip olan adam bir şeyler söylüyor. Yırtıcılar hemen harekete geçiyor ve ortalık toz duman. Kim kime, dum duma.

Sosyal medya yargıçlarını her türlü yorumlar bölümünde bulabilirsin. Olumlu kelimeleri çok azdır. Hakaretin eleştiri kisvesiyle süslenmiş cümleler midesinin alt tarafından çıkıyor. Ezberlenmiş bir kaç cümleyi dillerine doladıkları için çözülmezler. Dolap beygiri gibi üç beş argümanı döndürürler.

Kadınlara dahi ağıza alınmayacak cümleler yazarlar. Doz, ölçü, hoşgörü, itidal, yavaş vb. kelimelere kapalıdırlar. Bir güzel temenni cümlesi bile kuramazlar.

Sevgili Dostum,

Bunları yazarken acaba ben de onlardan mı etkilendim, bilemedim.

Gerçi sosyal medya arenasına düşünce kendinizi etkilenmiş buluyorsunuz. Hak etmediğinizi düşündüğünüz nice cümleye muhatap oluyorsunuz. ne demişler, "hamama giren terler!"

AHMET TAŞTAN