​Bu başlığı okuduğunuzda bir an duraklayıp şaşırdınız, sanıyorum. Niçin böyle bir ifade kullandığımı müsaadenizle hemen açıklamak istiyorum.

Günümüz modern, çağdaş, seküler dünyasında "özgürlük" kelimesi günahları işlemenin maymuncuk anahtarı gibi olmuş. Kendini özgür(!) hisseden gençler bir günahın bağımlısı olmuş, bir kötülüğün peşine takılmış. Bunları niçin yaptın diye sorduğunuzda, "Kardeşim, memlekette özgürlük yok mu, istediğimi yaparım!" deyip çıkıyor.

Geçenlerde aklıma düştü bu fikir. Acaba Amerika'yı keşfetmekten ya da uzayda yeni bir gezegen bulmaktan daha etkileyici olduğunu düşündüm: Kim/ler buldu özgürlüğün günaha sevk edebileceğini?

"Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım" ilkesiyle hareket etmiş bir milletin evladıyım. Özgürlük konusunda herhangi bir derdim yok iken, özgürlük kelimesini belli belirsiz dert ettiler zihnimde.

​Diyelim ki günümüzde özgürlük kelimesi çok anlamlı ve "her istediğini yapabilirsin" manasına da geliyor. Sigara, alkol, uyuşturucu, eğlenceye bağımlısı olan bu insanlar özgürlüğün tadını herhalde buralarda buluyorlar!

​Esas itibarıyla Müslüman, teslim olan demektir. Dolayısıyla Müslüman; özgürlüğünü, dinini seçerek hiçbir baskı altında bulunmadan gönül rahatlığıyla Allah'a ve Resulü'ne teslim etmiş biridir. Mesela benim özgürlük anlayışımda şu ayet-i kerime yatar: "Allah ve Resulü bir konuda hükmettiği zaman mümin erkek ve kadına seçme hakkı yoktur." Ben böyle özgürüm! Benim özgürlüğüm kainat kadar geniş, çünkü kainatın sahibine kendimi teslim etmişim. Benim özgürlüğüm Hz. Muhammed (sav)'in şefkat ve merhameti kadar büyük, çünkü o âlemlere rahmet olarak gönderilmiş ve demiş ki: "Allah'ım, bir an bile olsa beni nefsime bırakma!"

​Seküler dünyanın özgürlük anlayışıyla arama uzun bir mesafe koymak istiyorum. Benim özgürlüğüm, en zor şartlarda bile Allah'a olan kulluğumu yerine getirecek güçte olmalıdır. Benim özgürlüğüm, tüm insanlar yanlışa doğru dese bile Hak yolu seçip istikamet üzere yürümekle kaimdir.

Zaten dinimizce de özgür olmayan insan cuma namazı kılamaz. Yakın tarihimizde Maraş'ta Fransızlar kaleye bayraklarını diktiğinde Rafet Hoca cuma namazını kıldırmadı. "Cuma namazı sizlere farz değil; kaleden Fransız bayrağını indirip şanlı Türk bayrağının altında cuma namazını eda edelim." diyerek camilerden kaleye çıktılar.

​Her zaman haykıracağız ki seküler dünyanın ürettiği her kavram içinde bir parça günah, bir parça isyan taşıyor. Çünkü sekülarizmin kendini konumlandırdığı yer müslümanlığın karşısıdır. Günlük hayatta ne Allah'ın emirlerini ne de Allah'ın rızasını hesaba katmadan yaşamanın adıdır sekülerizm, bana göre. Bu sebeple batı kültür dünyasının üretmiş olduğu her türlü kavram, teslim olmuş müslümanlar tarafından seçici geçirgen bir anlayışla kısmen kabul edilebilir olarak görülmelidir.

​

Bu zihniyet, Hak söze batılı karıştırıp önümüze sunduğunda aklımız karışıyor, gönlümüz bulanıklaşıyor. Halbuki Allah "Hakkı, batıla karıştırmayın" buyuruyor.

​İşte ben bu sebeple "Özgür değilim, Müslümanım" demek istiyorum. O zihniyetin karşısına, görmediğim halde iman ettiğim Rabbimin benden istediklerini koyuyorum. İnsan, günah işlerken özgür değil, bağımlıdır bence ve bir cezbeye kapılmıştır. Bir girdabın döngüsü içinde biraz sonra yutulup yok edilecektir. Biz ise sağlam bir kulpa yapışmış, sağa sola savrulmadan güvenli bir limanda demirlemişiz. Biz birçok efendiye hizmet eden köle değil, tek bir Allah'a teslim olmuş Müslümanlarız.

Bu dünyaya yönelik arzu ve isteklerimin hepsi "teslim olma" anlayışımızın süzgecinden geçer, kabul görürse uygularım. Nefsin tuzaklarından arınmış özgürlüğüme toz kondurmak istemem. Bu özgürlük anlayışı, bütün zaafiyetime ve acziyetime rağmen beni güçlü kılar.

​Bence sizler de kendi özgürlüğünüzü gözden geçirmeniz gerekir: Seküler dünyanın ürettiği özgürlük mü, yoksa bizi doğruya sevk edecek bir teslimiyet mi?

AHMET TAŞTAN