Niyet; “ yönelmek, ciddiyet ve kararlılık göstermek”, kalbin maksada uygun bir fiile yönelmesi anlamına gelmektedir. Niyetle amel arasında ruh - beden misali bir ilişki olup; kulluğun sırrı, amelin özü, ruhu ve direği olduğu bildirilmiştir. Bu sebeple Rahmet Elçisi meşhur hadisinde “ Ameller ancak niyetlere göredir…” buyurmuştur.
Niyet bir anahtar misalidir; açmak istediği kapının ne olduğunu en iyi kişinin kendisi ile Rabbi bilir. Kişinin kalbindeki sırrıdır niyet, bir işe başlamadaki ciddiyeti ve kararlılığıdır. Arzu ve isteklerinin ruhundaki yansıması, kulluğunun yönelişi ve gayretidir. Niyetle şekil alır her amel ve davranış, ibadetin samimiyeti ya da gösterişidir. Cömertliğin sunulması ya da saçılmasıdır. Güzel sözün allanıp pullanması ya da dile tercüman olmasıdır. Gönül cevherinin parlaması ya da cevher sandığının pasının görünmesidir. Bir kimsenin niyeti oranındadır azmi ve gayreti, niyetin sağlamlığının anlaşılması için sınanması gerekir.
Yöneldiğin yönde sebatkâr mısın, ihlaslı mısın? Denenmeyen aşka sevda denir mi? Yola çıkan kişi, yoldaki taşı, çamuru, çukuru, engebeyi, yokuşu görünce devam edebiliyorsa menzile taliptir. Zahmetsiz rahmet arayan akla şaşmak gerekir. İmtihana tabi olmadan olgunluğa ermek, ihlası yakalamak mümkün değildir. Hamken pişmenin oradan da yanmanın usulü, zorluklar karşısındaki sebatkârlıktadır. İnsana bu karalılık azmini veren ise samimi olan niyetidir.
Bu yüzden hicret esnasında Rahmet Elçisinin söylediği niyet hadisi, kişinin Allah için mi zahmetlere katlandığını yoksa dünyevi bir niyetinin mi olduğuna vurgu yapmaktadır. Kâinatın Sahibi ise ihlaslı olan kullarına niyetleri için dahi ecir vereceğini müjdelemiştir. Eyleme dökemediğimiz ancak samimi bir niyetle yapmak istediklerimiz işler için dahi Mevla’nın mükâfatının olması, kullarını rahmete erdirmek isteyen Yaratıcının Ğaniy isminin bir tecellisidir.
Niyet aslında kullukta Hak katında hangi konumda olduğumuzun bir göstergesidir. Bu yüzden erenler “ Niyet hayır, akıbet hayır,” düsturunu hayatlarına usul edinmiştir. Güzel bir niyetle çıkılan yolun hayra erdireceğine inanmışlardır. Niyetin istikamete yön verdiğini bilmişler, bu sebepten gece gündüz niyetlerini gözden geçirmişlerdir. Çünkü “beşer şaşar”, ihlasla başlanılan bir iş de dahi hataya düşmeyeceğinin garantisi yoktur. En Sevgili dahi “ Göz açıp kapayıncaya kadar beni nefsimle baş başa bırakma”, diye dua ederken acizliği her halinden belli bizlerin her an nefsimizi hesaba çekmemiz gerekmektedir.
Menzile varmak için çıktığımız bu yolda en hassas noktalarımızdan imtihana tabi tutulacağımız bellidir. Bize düşen sınav halinde iken nasıl bir duruş sergilediğimizdir. Niyetimiz Hakkın rızası ise gayretimiz de o oranda azimli olur. Dünyevi bir niyetle yola çıktık ise belki ona kavuşuruz ancak mükâfatımız sadece bu dünyalık olur. Rabbin rızasını kazanmadıktan sonra fani dünyada hükümdar olsan ne olur!
Samimi bir gönülle çıkılan yolda, yolcunun ruhu huzurlu, kalbi mutmain, zihni duru, duruşu sağlam, adımları emindir. Kendini Hakka teslim etmiş, halini Mevla’sına arz etmiş, dünyadan gelecek her türlü musibete karşı sabrı ve rızayı virt edinmiştir. Bu sebeple güzel bakar, güzel düşünür, akıbetinin hayır olması için mücadele eder ve bilir ki o seferden sorumludur, zafer ise Allah’tandır.
Niyeti bozuk olanın, gönlü bulanık, ruhu rahatsız, kalbi çalkantılı, zihni karışık, duruşu gel-gitli, adımları kararsızdır. Şeytana teslim ettiği nefsi, gelecek her şey için isyankâr, şikâyetçidir. Bu sebeple kötü görür, kötü düşünür. Sadece dünyalık olanadır arzusu ve sadece görüntüdeki başarıdan sarhoştur. Hakiki zaferin gölgesinde avutur ve bir ömrü boşa harcar…
Sözün özü; “ Niyet kalbe istikamet çizer. Niyetini düzeltirsen, Allah da halini düzeltir.” ABDÜLKADİR GEYLANİ
Sevda ÇEVİK
Kaynak: gencgazete.net