Bir arkadaşımız kalp krizi geçirdi.
Durumu çok ağırdı.
Ölümle hayat arasında gidip geldi.
Öyle ki, bir ara onu kaybedeceğimizi düşündük.

Hemen ambulans çağrıldı.
Direksiyonda bir sürücü…
Yanında bir hemşire…
Arka tarafta bir sağlık görevlisi…

Hepsinin tek bir amacı vardı:
Bir insanın hayatını kurtarmak.

Ambulansın içinde zamanla yarışılıyordu.
Her saniye kıymetliydi.
Bir canı kurtarmak için mücadele ediyorlardı.

Ambulans hastaneye ulaşamadan kaza yaptı.
Ve acı haber geldi…

Sürücü hayatını kaybetti.
Hemşire hayatını kaybetti.
Sağlık görevlisi hayatını kaybetti.

Bir hayatı kurtarmak için yola çıkan üç insan…
Kendi hayatlarını kaybetmişti.

Ölümün eşiğindeki hasta ise hayatta kaldı.
Aradan dört yıl geçti.
O arkadaşımız hâlâ hayatta.

Düşündürücü değil mi?

Bir tarafta yaşaması için mücadele edilen bir insan…

Diğer tarafta onu yaşatmak için yola çıkıp hayatını kaybeden üç insan…

Kimin yaşayacağına, kimin öleceğine biz karar veremiyoruz.

Ölümün adresi yok.
Ne yaşlıya bakar ne gence…
Ne zengine bakar ne fakire…

İnsan, ölümün kendisine uzak olduğunu sanır.

Başkasının cenazesine giderken kendi ölümünü aklına getirmez.

Dün başkasının cenazesine katıldık.
Kıssa bir süre sonra…
Hayatımıza kaldığımız yerden devam ettik.

Yarın da başkaları bizim cenazemize katılacak.

Onlarda aynı şekilde…
Kısa bir süre sonra…
Hayatlarına kaldıkları yerden devam edecekler.

Dünya böyle gelmiş…
Böyle gidiyor…

İnsanlar geliyor…İnsanlar gidiyor…
İsimler değişiyor… Makamlar değişiyor…
Herkes ve her şey değişiyor…

Fakat ölüm gerçeği hiç değişmiyor.

Ölümün:
Ne zaman geleceğini bilmiyoruz.
Nerede, nasıl onu da bilmiyoruz.

Ama bir şeyi kesin olarak biliyoruz:
Ölüm gelecek.