Kendisinden haber alınamayan ve hayatta olup olmadığı bilinmeyen bir kişinin eşinin başkasıyla evlenip evlenemeyeceği, Din İşleri Yüksek Kurulunun yanıtında ele alındı.
Kurul, mezheplerin konuya farklı yaklaştığını belirterek Mâlikî mezhebindeki araştırma, dört yıl bekleme, hâkimin ayırma kararı ve vefat iddeti sürecine dayanan içtihadı maslahata daha uygun buldu.

Kendisinden haber alınamayan kişiye “mefkûd” deniliyor
Din İşleri Yüksek Kurulu, kayıp kişinin durumunu şu ifadelerle tanımladı:
“Kaybolup da kendisinden haber alınamayan, yeri ve hayatta olup olmadığı bilinmeyen kişiye ‘mefkûd’ denilir.”
Fakihler, mefkûd olarak nitelendirilen kişinin eşinin boşanma hakkı ve evlilik bağının hangi şartlarda sona erebileceği konusunda farklı görüşler ileri sürüyor.

Hanefî mezhebinde uzun bekleme süresi öngörülüyor
Hanefîler, kayıp kişi hakkında hükmen ölüm kararı verilebilmesi için akranlarının vefatına kadar veya ortalama olarak yaşayabileceği azami süre boyunca beklenmesi gerektiği görüşünü benimsiyor.
Bu yaklaşımda, kişinin kaybolması tek başına eşinin başvurusu üzerine mahkemenin evlilik bağını sona erdirmesine imkân sağlayan bir gerekçe kabul edilmiyor.
Hanbelî ve Şâfiî mezheplerinde ölüm kararı nasıl değerlendiriliyor?
Kurulun yanıtına göre Hanbelî mezhebinde, kayıp kişinin ortalama olarak yaşayabileceği sürenin dolması hâlinde mahkeme tarafından ölü sayılmasına karar veriliyor.
Şâfiî mezhebindeki yaygın görüşte ise kişinin daha fazla yaşamayacağına kanaat getirilmesi esas alınıyor. Bu durumda da kişinin ölü sayılmasına ilişkin karar mahkeme tarafından veriliyor.
Mâlikî görüşünde araştırmanın ardından dört yıl bekleniyor
Mâlikî mezhebine göre süreç, kayıp kişinin eşinin hâkime başvurmasıyla başlıyor. Hâkim, kayıp kişi hakkında gerekli araştırmayı yapıyor. Kişiye ilişkin bilgi edinilmesinden ümit kesilmesi hâlinde dört yıllık bekleme süresi uygulanıyor.
Bu süre sona erdiğinde hâkim ayırma kararı veriyor. Kadın, ardından vefat iddetini bekledikten sonra başka biriyle evlenebiliyor. Dolayısıyla bu görüşte yeniden evlenme imkânı; araştırma, bekleme süresi, hâkimin kararı ve vefat iddetinin tamamlanması aşamalarına bağlanıyor.
Klasik Dönem Mezheplerinin Yaklaşımları ve Bekleme Süreleri
-
Hanefî Mezhebinin Görüşü:
-
Kayıp (mefkûd) kişinin eşinin boşanma talebi konusunda oldukça ihtiyatlı bir yaklaşım benimsenmiştir.
-
“Hükmen ölüm” kararı verilebilmesi için kişinin akranlarının vefat etmesine kadar ya da ortalama bir insanın yaşayabileceği azami sürenin dolması şart koşulmuştur.
-
Kadının tek başına müracaatı, mahkeme tarafından evlilik bağının sonlandırılması için yeterli bir gerekçe kabul edilmemiştir (Kaynak: Serahsî, el-Mebsût, 11/35-36).
-
-
Hanbelî ve Şâfiî Mezheplerinin Görüşleri:
-
Hanbelî mezhebinde de mefkûd kişinin ortalama ömrünün dolması beklenir.
-
Şâfiî mezhebindeki yaygın görüşe göre ise, kayıp kişinin artık daha fazla yaşayamayacağına dair kesin bir kanaat oluştuğunda mahkeme tarafından ölü olduğuna hükmedilir (Kaynak: Şâfiî, el-Ümm, 5/255-256; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 4/48; Haraşî, Şerhu Muhtasar, 4/149-151).
-
Mâlikî Mezhebinin Pratik Çözümü ve Osmanlı Hukuku
-
Mâlikî Mezhebinin Maslahat Esaslı Yaklaşımı:
-
Eşin mağduriyetini ve belirsizlik içinde kalmasını önlemek amacıyla daha pratik ve uygulanabilir bir süreç öngörülmüştür.
-
Kadının hakime müracaat etmesiyle birlikte devlet kurumları aracılığıyla gerekli araştırmalar yapılır.
-
Kayıp kişiden haber alınmasından tamamen ümit kesilmesi hâlinde dört yıl beklenir. Bu sürenin sonunda hâkim evliliğin feshine (ayırma kararına) hükmeder.
-
Kadın, bu kararın ardından gerekli vefat iddetini (4 ay 10 gün) tamamladıktan sonra dilerse başka biriyle evlenme hakkını elde eder (Kaynak: Sahnûn, el-Müdevvene, 2/29; Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, 6/4873).
-
-
1917 Tarihli Osmanlı Hukûk-ı Âile Kararnâmesi:
-
Toplumsal hayattaki hukuki boşlukları doldurmak amacıyla Mâlikî mezhebinin bu içtihatı esas alınmıştır.
-
Kararnamenin 126. ve 127. maddelerinde yer alan bu düzenleme, dönemin şartlarında kadınların haklarının korunması adına maslahata en uygun yaklaşım olarak kabul edilmiştir.
-
Fıkhi ve Hukuki Boyutlar
-
İçtihat Farklılıklarının Temeli: İslam hukukçuları (fakihler), bir yandan kayıp kişinin yaşama ihtimalini (hüsn-ü zan / ihtiyat) korumak, diğer yandan ise geride kalan eşin hayatının belirsizlikler içinde tükenmesini engellemek (zarar-ı azim / meşakkat) arasında bir denge kurmaya çalışmışlardır.
-
Hâkimin Takdir Yetkisi: Mâlikî yaklaşımında ve Osmanlı uygulamasında, sürenin işletilmesi ve araştırmanın derinliği tamamen yetkili merciin (hâkimin) tahkikatına ve durumun şartlarına bırakılmıştır. Savaş, salgın veya büyük afet dönemlerinde bu sürelerin esnetilmesi veya ek tedbirlerin alınması da fıkhi gelenekte yer bulan uygulamalardandır.
-
Modern Hukukla Mukayese: Günümüz medeni kanunlarında da benzer şekilde "gaiplik" (gaybubet) müessesesi bulunmakta; uzun süre haber alınamayan kişiler için belirli süreler (uzun süre geçme veya ölüm tehlikesi altında kaybolma) öngörülerek mahkeme kararıyla gaiplik ve buna bağlı olarak evliliğin feshine imkân tanınmaktadır.ATB

İnanç haberleri için TIKLAYINIZ!
Astroloji ve Rüya haberleri için TIKLAYINIZ!
Kadın Aile haberleri için TIKLAYINIZ!
Kültür Sanat haberleri için TIKLAYINIZ!









