Bir değirmencinin yaşlı bir eşeği varmış.
Her sabah eşeği değirmenin ortasındaki taşa bağlar, bütün gün değirmen taşını döndürürmüş.
Eşek döndükçe değirmen döner, un öğütülürmüş.
Günler, aylar, yıllar böyle geçip gidermiş.
Bir süre sonra eşek, sürekli aynı yerde döndüğünü fark etmiş.
Yorulmuş ve zaman zaman durmaya başlamış.
Bunu gören değirmenci, eşeğin gözlerini bir bezle bağlamış.
Artık eşek önünü göremiyormuş.
Yürüdüğünü, yol aldığını, bir yerlere gittiğini sanıyormuş.
Oysa ne bir yol varmış önünde ne de varacağı bir yer…
Aynı taş, aynı duvar ve aynı çember!
Akşam olduğunda eşek, bütün gün çok yol katettiğini düşünerek dinlenirmiş.
Çünkü çalışmış, yorulmuş ve karşılığında yemeğini almış.
Bir gün eşeğin gözündeki bez kaymış.
Etrafına bakmış.
Yıllardır yürüdüğünü sandığı yolun aslında aynı yerde dönüp duran bir çember olduğunu görmüş.
Değirmenci, eşeğin gözündeki bezi yeniden bağlamış.
Bu defa önüne iki avuç arpa koymuş.
Eşek yeniden dönmeye başlamış.
Ertesi gün diğer değirmenlerdeki eşekler, onun durmasını hastalık sanmış.
Çünkü onlar da yıllardır aynı çemberin içinde dönüyor, bunun farkına varmıyorlarmış.
Biz de o eşekler gibi yaşamıyor muyuz?
Her gün işe gidiyoruz, çalışıyoruz, yoruluyoruz.
Ay sonunda maaşımızı alıyoruz.
Kira, faturalar, borçlar, taksitler…
Bir borç bitiyor, diğeri başlıyor.
Bir zam geliyor, fiyatlar artıyor.
Sonra aynı döngü yeniden başlıyor.
Yıllar geçiyor, ömrümüzden günler eksiliyor.
Bunca yıl koştuk, yorulduk, çalıştık…
Peki, gerçekten nereye vardık?
Elbette çalışmak, helalinden kazanmak en kıymetli sorumluluklarımızdandır.
Mesele çalışmak değil;
Ne uğruna yaşadığımızı sorgulamadan ömrümüzü tüketmektir.
Başkalarının belirlediği hedeflerin peşinde koşuyoruz.
Ev, daha iyi araba, daha yüksek maaş, daha gösterişli bir hayat…
Birini elde ediyoruz, gözümüz hemen diğerine çevriliyor.
Peki, bunları gerçekten biz mi istiyoruz, yoksa bize bunları istememiz mi öğretildi?
En büyük kaybımız, yıllardır aynı yerde döndüğümüzü fark edememektir.
Çünkü insan bazen ilerlediği için değil, durursa gerçeği göreceği için yürümeye devam eder.
Alıştığı düzeni sorgulamaktan, konforunu kaybetmekten ve gözündeki bağı çözmekten korkar.
Oysa kalabalığın aynı yönde yürümesi, doğru yolda olduğumuz anlamına gelmez.
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey biraz durmak, gözümüzdeki bağı çözmek ve kendimize şu soruyu sormaktır:
Nereden geldik?
Nereye gidiyoruz?
Ne uğruna yaşıyoruz?
Ömrümüzü tüketiyoruz.
Kazanıyoruz, harcıyoruz.
Yeniden kazanmanın peşine düşüyoruz.
Ömür, sadece çalışıp kazanmak ve tüketmek için verilmedi.
İnsan; sorumluluklarını ve yaratılış gayesini unutmamalıdır.
Yıllarca koşmuş olmak, mutlaka yol almış olduğumuz anlamına gelmez.
Bazen en büyük ilerleme, dönüp durduğumuz çemberden çıkmaktır.
Çünkü insanın en büyük kaybı bir ömrü tüketip de ne uğruna yaşadığını fark edememesidir.
Selam ve dua ile…