Bu mesele bir ilçenin tabelası değil, bir şehrin geleceği meselesi…

Türkiye'nin idari yapısının yeniden şekillendirilmesi, il ve ilçe sayılarının artırılması konusu yeniden ülke gündeminde. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin 100 İl, 1000 İlçe projesini yeniden gündeme taşıması, uzun yıllardır il olma beklentisi taşıyan ilçeler açısından yeni bir tartışma döneminin kapısını araladı.

Peki, bu tartışmanın neresinde İnegöl var?

Açık konuşalım: İnegöl, Türkiye'nin il olma potansiyeli taşıyan ilçeleri arasında yalnızca adı anılacak bir yer değildir. Sahip olduğu nüfus, ekonomik büyüklük, üretim kapasitesi, ihracat gücü, coğrafi konumu ve gelişme potansiyeliyle bu konunun ciddi biçimde değerlendirilmesi gereken şehirlerinden biridir.

İnegöl neden il olmalı?

Öncelikle İnegöl'ü yalnızca bir nüfus rakamından ibaret görmemek gerekir. 2025 yılı verilerine göre 306 bini aşan nüfusa ulaşmış bir yerleşimden söz ediyoruz. Bu nüfusuyla Türkiye'deki pek çok ilini geride bırakan İnegöl, aynı zamanda sürekli gelişen ve büyüyen bir ekonomik merkezdir.

Ancak asıl dikkat çekici olan, bu nüfusun arkasındaki üretim gücüdür.

İnegöl denildiğinde akla ilk gelen sektör elbette mobilyadır. Fakat İnegöl'ün ekonomik kimliği artık yalnızca mobilyayla sınırlı değildir. Tekstil, orman ürünleri, makine-metal, otomotiv yan sanayi, gıda ve farklı üretim alanlarıyla çeşitlenen bir sanayi yapısı bulunmaktadır.

İnegöl Ticaret ve Sanayi Odası tarafından açıklanan 2025 yılı dış ticaret verileri de bu gücü ortaya koymaktadır. İnegöl, 1 milyar 126 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirmiş, 333 milyon dolarlık ithalat yapmış ve 793 milyon dolar dış ticaret fazlası vermiştir.

Bu rakamlar bize ne söylüyor?

İnegöl yalnızca kendi insanına iş ve aş sağlayan bir yerleşim değildir. Üreten, istihdam oluşturan, ihracat yapan ve Türkiye ekonomisine döviz kazandıran önemli bir ekonomik merkezdir.

Peki, böylesine büyük bir ekonomik potansiyele sahip olan bir şehrin yönetimsel ihtiyaçlarını ne kadar karşılayabiliyoruz?

İl olma meselesine tam da buradan bakmalıyız.

İnegöl'ün büyümesi beraberinde yeni ihtiyaçları da getiriyor. Sağlık hizmetlerinden eğitime, ulaşımdan güvenliğe, kamu yatırımlarından altyapıya kadar pek çok alanda artan bir talep söz konusu. Nüfusu ve ekonomik hacmi büyüyen bir yerleşimin yönetimsel ihtiyaçlarının da bu gelişime uygun biçimde ele alınması gerekiyor.

İl statüsü, bu ihtiyaçların daha yerinde planlanması ve kamu hizmetlerinin koordinasyonunun güçlendirilmesi açısından önemli bir imkân olabilir.

Elbette il olmak tek başına bütün sorunları çözecek sihirli bir formül değildir. Önemli olan yeni idari yapılanmanın doğru planlanması, kamu kaynaklarının verimli kullanılması ve vatandaşın hayatına somut fayda sağlamasıdır.

Bir başka önemli mesele de İnegöl'ün coğrafi ve stratejik konumudur.

Bursa, Eskişehir, Bilecik ve Kütahya güzergâhlarının kesiştiği önemli bir ulaşım ve ticaret hattında bulunan İnegöl, yalnızca kendi sınırları içerisinde değil, çevresindeki yerleşimlerle kurduğu ekonomik ve sosyal ilişkiler bakımından da dikkate alınmalıdır.

Tarihi, kültürel zenginliği, Oylat kaplıcaları, tarımsal üretimi, sanayisi ve ticaret hacmiyle İnegöl, farklı alanlarda gelişimini sürdüren bir merkezdir.

Üstelik İnegöl'ün il olması, Bursa ile bağlarının kopması ya da Bursa'nın değerinden bir şey eksilmesi şeklinde değerlendirilmemelidir. Bursa, Türkiye'nin önemli metropollerinden biri olmaya devam edecektir. İnegöl'ün kendi idari kimliğine kavuşması ise bölgesel gelişimin farklı merkezlere yayılmasına katkı sağlayabilecek bir adım olarak ele alınmalıdır.

Burada asıl mesele, Bursa'dan ayrılmak değil, İnegöl'ün kendi ihtiyaçlarını daha etkin karşılayabilecek bir idari yapıya kavuşmasıdır.

Sayın Devlet Bahçeli'nin ortaya koyduğu objektif kriterler de bu tartışmanın temelini oluşturuyor: Nüfus, gelişme potansiyeli, coğrafi durum, stratejik konum ve kamu hizmetlerine erişim.

İşte İnegöl tam da bu kriterler üzerinden değerlendirilmelidir.

Basına yansıyan 19 ilçelik listede İnegöl'ün yer almaması, bu beklentinin ve tartışmanın sona erdiği anlamına gelmemelidir. Aksine, İnegöl'ün sahip olduğu özelliklerin ilgili kurumlar tarafından kapsamlı biçimde değerlendirilmesi için bir fırsat olarak görülmelidir.

Bu noktada yerel yöneticilere, siyasi temsilcilere, sivil toplum kuruluşlarına, iş dünyasına ve İnegöl'ün bütün dinamiklerine önemli görevler düşüyor.

İl olma meselesi yalnızca bir siyasi açıklamanın ardından gündeme gelip sonra unutulacak bir konu olmamalıdır. İnegöl'ün nüfusunu, ekonomik gücünü, kamu hizmeti ihtiyaçlarını, gelecekteki büyüme projeksiyonlarını ve bölgesel etkisini ortaya koyan ciddi, bilimsel ve ortak akla dayalı bir çalışma hazırlanmalıdır.

Çünkü bu mesele birkaç kişinin talebi değil, bir şehrin geleceğinin nasıl şekilleneceği meselesidir.

İnegöl'ün il olması bir makam, bir unvan ya da bir tabelanın değişmesinden ibaret değildir.

Bu, yıllardır üreten, büyüyen, gelişen ve ülkesine değer katan bir şehrin geleceğe daha güçlü hazırlanması meselesidir.

İnegöl'ün beklentisi ayrıcalık değil, sahip olduğu potansiyelin hakkıyla değerlendirilmesidir.

Bugün 306 bin kişilik nüfusuyla, milyarlarca dolarlık dış ticaret hacmiyle ve üretim gücüyle Türkiye ekonomisine katkı sunan İnegöl'ün bu talebi, siyasi sloganların ötesinde, somut verilerle konuşulmayı hak ediyor.

Ve belki de artık şu soruyu sormanın zamanıdır:

İnegöl, il olmayı daha ne kadar beklemeli?

Çünkü bazı şehirler il oldukları için büyümezler; zaten büyüdükleri, geliştikleri ve yeni ihtiyaçlar doğurdukları için il olma meselesini gündeme taşırlar.

Son söz olarak; İnegöl’de tam olarak bu yüzden, il olmayı hak ediyor.

Bekir Aydoğan