Artık savaş kontrol panellerinden, ekranlardan yürütülüyor. Çocuklarımızın bilgisayarlarında dijital ortamda oynadıkları oyunlar gerçek hayata sıçrama yapmıştır. İnsanların hayatı düğmelerin ucunda, yüz tanıma sistemlerinin, füzelerin, dronların insafına terk edilmiş durumda.
Hey gidi Köroğlu;” delikli demir icat oldu, mertlik bozuldu”, demişti. Oysa şimdi başka bir “level”dayız!
Dünya, son otuz yılın en tehlikeli jeopolitik kırılmalarından birini yaşıyor. Karadeniz'de devam eden Rusya-Ukrayna savaşı, Gazze merkezli İsrail-Filistin çatışmasının bölgesel bir savaşa dönüşme riski, Kızıldeniz'deki deniz ticaretinin hedef alınması, İran-İsrail gerilimi ve Doğu Akdeniz'de yükselen askerî rekabet, uluslararası sistemi yeni bir tarihsel eşiğe taşımaktadır.

Son günlerde Türkiye bağlantılı bir ticaret gemisinin Ukrayna kıyılarında Rus saldırıları sırasında batması, İsrail Savunma Bakanı Israel Katz'ın Türkiye'ye yönelik dengesiz açıklamaları, İran ile İsrail arasında karşılıklı tehditlerin artması ve Kızıldeniz'de deniz ticaretini etkileyen gelişmeler, yalnızca birbirinden bağımsız olaylar değildir.
Bunlar, küresel güç dengesindeki yapısal dönüşümün farklı cephelerdeki yansımalarıdır.
Ürpererek bir soru sormak ve cevabını aramak lazım. Gerçekten III. Dünya Savaşı mı başlıyor, yoksa kapitalist dünya sistemi yeni bir hegemonya krizine mi girmiş durumda? Bu soruya cevap verebilmek için yalnızca günlük haber akışına değil geçmişten günümüze gelen düşünsel mirasa bakmak gerekir.
Savaş, kapitalizmin krizlerinin siyasal biçimidir, denir. Bizim anlayışımıza göre, savaşlar yalnızca devletlerin güvenlik kaygılarının ürünü değildir. Kapitalizm, sürekli genişlemek zorundadır. Yeni pazarlar, yeni enerji kaynakları, yeni ticaret yolları ve yeni sermaye birikim alanları yaratamadığında kriz üretir.
Bu krizler çoğu zaman askerî ve siyasal çatışmalarla aşılmaya çalışılır. Bugün enerji koridorları, doğal gaz hatları, kritik madenler, deniz yolları ve limanlar üzerindeki mücadele, sermaye birikiminin genişleme zorunluluğuna ilişkin analizleri doğrulamaktadır.
Gazze, yalnızca insani bir trajedi değildir; Doğu Akdeniz enerji havzasının da merkezindedir. Karadeniz yalnızca Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş alanı değildir; tahıl ihracatının, enerji taşımacılığının ve Avrupa'nın güvenliğinin merkezidir.
Kızıldeniz ise küresel ticaretin en kritik damarlarından biridir. Dolayısıyla bugün çatışan yalnızca ordular değil; sermaye bloklarıdır.
Bir düşünür, eski dünya ölüyor, yenisi henüz doğmadı, der. Antonio Gramsci'nin meşhur tespiti bugün hiç olmadığı kadar günceldir: "Eski dünya ölüyor, yenisi doğamıyor. İşte canavarlar zamanı budur." 1945 sonrasında kurulan Amerikan merkezli uluslararası düzen çözülmektedir.
ABD hâlâ dünyanın en büyük askerî gücüdür; ancak ekonomik, diplomatik ve ideolojik üstünlüğü artık tartışmalıdır. Çin'in yükselişi, Rusya'nın meydan okuması, BRICS'in genişlemesi ve Batı dışındaki ülkelerin daha bağımsız politikalar geliştirmesi, Gramsci'nin "hegemonya krizi" olarak tanımladığı süreci çağrıştırmaktadır. Hegemonya yalnızca askerî üstünlük değildir. Aynı zamanda kültürel, ekonomik ve siyasal rızanın üretilmesidir. Bugün bu rıza giderek aşınmaktadır.

Kapitalizm tek tek devletlerden değil, merkez, yarı çevre ve çevre ülkelerden oluşan dünya sistemi üzerinden işler. Bugün yaşanan savaşlar yalnızca Ukrayna veya Orta Doğu meselesi değildir. Merkez ülkeler küresel üstünlüklerini korumaya çalışırken, yarı çevre ülkeler daha fazla güç talep etmektedir. Türkiye, Hindistan, Brezilya, Suudi Arabistan ve Endonezya gibi ülkeler artık yalnızca Batı'nın politikalarını izleyen aktörler değildir. Kendi bölgesel güç alanlarını oluşturmaya çalışmaktadırlar. Bu nedenle Türkiye'nin Karadeniz'deki güvenliği, Doğu Akdeniz'deki pozisyonu ve enerji koridorlarındaki rolü yalnızca ulusal değil, dünya sistemi açısından da stratejik önem taşımaktadır.
Dünya tarihindeki her büyük hegemonya değişiminin ekonomik krizler ve savaşlarla birlikte gerçekleşir. Aslında savaşlar, paradigma savaşlarının yansımasından başka bir şey değildir. Hollanda'nın yerini İngiltere alırken büyük savaşlar yaşandı. İngiltere'nin yerini ABD alırken iki dünya savaşı yaşandı. Bugün ise Amerikan hegemonyasının karşısında Çin yükselmektedir. Henüz güç dengesi tam olarak kurulmadığı için uluslararası sistem son derece kırılgandır. Bu nedenle Ukrayna, Tayvan, Güney Çin Denizi, Orta Doğu ve Karadeniz aynı büyük jeopolitik satranç tahtasının farklı kareleridir.
Enerji kaynakları, limanlar, kritik madenler, su yolları ve lojistik merkezleri artık yalnızca ekonomik yatırımlar değildir; jeopolitik güç unsurlarıdır. Kızıldeniz'de yaşanan her kriz, Süveyş Kanalı'nı etkiler. Karadeniz'deki her saldırı tahıl fiyatlarını değiştirir. Doğu Akdeniz'deki her gerilim enerji piyasalarını sarsar. Dolayısıyla savaş, yalnızca cephede değil; limanlarda, borsalarda, enerji piyasalarında ve finans sisteminde de sürmektedir. Savaşlar doğrudan aile bütçemize, sofralarımıza yansır, her şeyimizi etkiler. Bakın her hafta akaryakıta zam geliyor. Akaryakıt fiyatları 120₺’yi geçerse sakın şaşırmayın.
Büyük güçler uzlaşmaz, rekabet eder. Büyük güçler güvenliklerini artırmak için sürekli nüfuz alanlarını genişletmeye çalışırlar. Rusya'nın Ukrayna konusundaki hassasiyeti, ABD'nin Pasifik stratejisi, Çin'in Tayvan politikası ve İsrail'in güvenlik yaklaşımı bu çerçevede değerlendirilebilir. Devletler çoğu zaman ahlaki ilkelerden çok güç dengesi hesaplarıyla hareket ederler. Bu nedenle uluslararası ilişkilerde kalıcı dostluklardan değil, değişen çıkar ortaklıklarından söz etmek daha gerçekçidir.
Türkiye bugün Karadeniz, Kafkasya, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz'in kesiştiği noktada bulunmaktadır. Rusya ile ekonomik ilişkilerini sürdürürken NATO üyesidir. Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü savunurken Moskova ile diplomatik kanalları açık tutmaktadır. Gazze konusunda İsrail'i sert biçimde eleştirirken bölgesel savaşın doğrudan tarafı olmamaya çalışmaktadır. Bu denge siyaseti kolay değildir. Ancak Türkiye açısından en rasyonel seçenek; askerî caydırıcılığı korurken diplomatik manevra alanını mümkün olduğunca geniş tutmaktır.
Tarih Tekrar Etmez Ama Uyarır
Tarih uyarır ama yaşananlardan ders alınması gerekir. Bugün yaşananları kesin biçimde "Üçüncü Dünya Savaşı başladı" şeklinde tanımlamak doğru değildir. Fakat dünya sisteminin derin bir hegemonya krizinden geçtiği muhakkaktır. Bugün tanık olduğumuz çatışmalar rastlantısal değildir. Bunlar, II. Dünya Savaşı sonrasında kurulan uluslararası düzenin çözülme sürecinin belirtileridir.
Şimdi merakla beklenen önümüzdeki yıllarda hangi ülkenin savaşı kazanacağı değil; nasıl bir dünya düzeninin kurulacağıdır. Çünkü tarih bize göstermektedir ki savaşlar yalnızca sınırları değil, ekonomik sistemi, siyasal kurumları ve toplumların geleceğini de yeniden şekillendirir.
Okuma Önerisi: Yumuşak Güç, Joseph S. Nye
Ercan EROĞLU Eğitim Bilimleri Uzmanı, Araştırmacı
Kaynak: gencgazete.net