PISA SONUÇLARINI KONUŞMA ZAMANI
Bizi eğitim ile ilgili yazmaya iten en önemli motivasyonlardan biri 2024 yılında yapılan müfredat değişikliğidir.
Bu gün burada ele alacağımız konu İtalya’nın meşhur eğik kulesi PİSA değil. Eğitim sistemimizin eğik (!) olduğunu yüzümüze çarpan uluslararası sınavlardan birinin adı maalesef.
PİSA nedir sorusuyla yazımıza giriş yapalım. Açılımı "Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı" olan PISA, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) tarafından üçer yıllık dönemler hâlinde, 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazanmış oldukları bilgi ve becerileri değerlendiren bir araştırmadır.

PISA'nın amacı nedir? PISA'nın temel amacı, öğrencilerin okulda öğrendikleri bilgi ve becerileri (Matematik okuryazarlığı, fen bilimleri okuryazarlığı ve okuma becerileri) günlük yaşamda kullanma becerisini ölçmektir. Ayrıca gençlerimizi daha iyi tanımak; onların öğrenme isteklerini, derslerdeki performanslarını ve öğrenme ortamları ile ilgili tercihlerini daha açık bir biçimde ortaya koymaktır.
PISA neyi ölçmektedir? PISA'da zorunlu eğitimin sonunda örgün eğitime devam eden 15 yaş grubundaki öğrencilerin; Matematik okuryazarlığı, Fen Bilimleri okuryazarlığı ve Okuma Becerileri konu alanlarının dışında, öğrencilerin motivasyonları, kendileri hakkındaki görüşleri, öğrenme biçimleri, okul ortamları ve aileleri ile ilgili veriler toplanmaktadır.
PISA araştırmasında kullanılan "okuryazarlık" kavramı, öğrencinin bilgi ve potansiyelini geliştirip, topluma daha etkili bir şekilde katılmasını ve katkıda bulunmasını sağlamak için yazılı kaynakları bulma, kullanma, kabul etme ve değerlendirmesi olarak tanımlanmaktadır. MEB kaynakları PİSA’yı böyle tanımlıyor.
2000 yılında başlayan sürece Türkiye 2003 yılından beri katılım göstermektedir ve sınavlara ilişkin raporlara https://pisa.meb.gov.tr/www/raporlar/icerik/5 adresinden ulaşabilirsiniz.
PİSA Sınavında 10 ülke sıralaması:
1.Singapur (575 puan)
2. Makao (552)
3. Tayvan (547)
4. Hong Kong (540)
5. Japonya (536)
6. Güney Kore (527)
7. Estonya (510)
8. İsviçre (508)
9. Kanada (497)
10. Hollanda (493)
Türkiye, matematik alanında 37 OECD ülkesi arasında 32. sırada yer aldı.
Her üç yılda bir açıklanan PISA sonuçları Türkiye'de neredeyse aynı tartışmayı yeniden başlatıyor: Kaçıncı sıradayız? OECD ortalamasının altında mıyız, üstünde miyiz? Matematik puanımız arttı mı, fen bilimlerinde geriledik mi? Oysa PISA yalnızca bir başarı sıralaması değildir. Aynı zamanda bir toplumun çocuklarına sunduğu yaşam koşullarının, eğitim politikalarının ve sosyal adalet anlayışının aynasıdır. Dosyada yer alan PISA değerlendirmeleri de tam olarak bunu gösteriyor: Türkiye'de öğrenciler birçok alanda umut veren gelişmeler sergilerken, eğitim sistemi hâlâ sosyoekonomik eşitsizliklerin güçlü etkisi altında bulunuyor.
Son yıllarda uluslararası araştırmalarda Türkiye'nin matematik ve fen alanındaki performansında belirgin bir yükseliş gözleniyor. TIMSS 2023 sonuçları özellikle ilkokul düzeyinde dünya ölçeğinde dikkat çekici bir başarıya işaret ediyor. Bu gelişme, öğretmenlerin emeğini, öğrencilerin çabasını ve eğitim altyapısında yapılan bazı iyileştirmeleri görmezden gelmememiz gerektiğini gösteriyor. Ancak eğitim politikalarını yalnızca puan artışları üzerinden değerlendirmek büyük bir hata olur. Çünkü ortalamalar yükselirken eşitsizlikler yerinde duruyorsa, başarı toplumsallaşamamış demektir.
PISA'nın en önemli katkılarından biri de başarıyı belirleyen görünmez değişkenleri ortaya koymasıdır. Dosyada da vurgulandığı gibi, öğrencilerin akademik performansı ile ailelerinin ekonomik ve kültürel koşulları arasında güçlü bir ilişki bulunuyor. Evinde kitap bulunan, bilgisayara ve internete erişebilen, eğitim düzeyi yüksek ebeveynlere sahip çocuklar yarışa birkaç adım önde başlıyor. Buna karşılık yoksulluk içinde yaşayan, kalabalık evlerde ders çalışmaya çalışan veya temel eğitim materyallerine erişemeyen çocuklar aynı sınava girseler bile aynı başlangıç çizgisinden başlamıyorlar.
Türkiye'nin eğitim tartışmalarında çoğu zaman müfredat, sınav sistemi ya da öğretmenler gündeme geliyor. Elbette bunlar önemlidir. Ancak eğitim sosyolojisinin yıllardır söylediği temel gerçek değişmiyor: Çocukların başarısını yalnızca okul belirlemiyor. Gelir dağılımı, çocuk yoksulluğu, erken çocukluk eğitimi, beslenme, kültürel sermaye ve yaşanılan bölge de en az okul kadar belirleyici oluyor.
Bugün Türkiye'nin birçok ilinde aynı yaşta iki öğrenci arasında devasa fırsat farkları bulunuyor. Bir öğrencinin robotik laboratuvarına, yabancı dil desteğine ve zengin bir kütüphaneye erişimi varken, başka bir öğrenci temel eğitim araçlarına bile ulaşmakta zorlanabiliyor. Böyle bir tabloda yalnızca "daha çok çalışın" demek, yapısal eşitsizlikleri bireysel çabaya indirgemek anlamına gelir.
Bununla birlikte PISA'nın dikkat çektiği ilginç bir başka nokta da okul aidiyetidir. Dosyada yer alan değerlendirmeye göre Türkiye'deki öğrenciler, birçok gelişmiş ülkeye kıyasla okullarında kendilerini daha fazla ait hissediyor. Bu durum, aile bağlarının, arkadaşlık ilişkilerinin ve dayanışma kültürünün eğitim yaşamına olumlu yansıdığını düşündürüyor. Ancak aidiyet duygusunun yüksek olması, eğitimde fırsat eşitliğinin sağlandığı anlamına gelmiyor. Çocuklar okullarını sevebilir; ama yine de gelir düzeyi, yaşadıkları bölge ve okulun imkânları nedeniyle eşitsiz koşullarda eğitim görebilirler.
Tam da bu nedenle Türkiye'nin yeni eğitim gündemi yalnızca sınav başarısını artırmak olmamalıdır. Asıl hedef, başarı ile adaleti aynı potada buluşturabilmektir. Bunun yolu da eğitim politikalarını sosyal politikalardan bağımsız düşünmemekten geçiyor.
Her şeyden önce erken çocukluk eğitiminin yaygınlaştırılması gerekiyor. Uluslararası araştırmalar, okul öncesi eğitime katılan çocukların ilerleyen yıllarda hem akademik hem de sosyal açıdan daha başarılı olduklarını gösteriyor. İkinci olarak, dezavantajlı bölgelerdeki okullara daha fazla kaynak aktarılması şart. Kaynakları herkese eşit dağıtmak değil, ihtiyacı olana daha fazla destek vermek gerçek fırsat eşitliğinin temelidir.

Üçüncü olarak, ücretsiz okul yemeği artık sosyal yardım değil eğitim politikası olarak görülmelidir. Aç gelen bir çocuğun dikkatini derse vermesi, akranlarıyla aynı performansı göstermesi beklenemez. Başarılı eğitim sistemlerinin önemli bir bölümünde ücretsiz beslenme programlarının bulunması tesadüf değildir. Daha önce Finlandiya eğitim sistemi ile ilgili yazımıza bakılabilir.
Öğretmenlerin mesleki gelişiminin desteklenmesi de bir başka kritik başlıktır. Eğitim reformu yalnızca ders kitaplarını değiştirmekle gerçekleşmez. Sınıfta öğrenmeyi mümkün kılan temel unsur öğretmendir. Öğretmenin bilgiye, teknolojiye ve bilimsel gelişmelere erişimini artırmadan sürdürülebilir bir başarı elde etmek mümkün değildir.
Türkiye'nin son yıllarda uluslararası değerlendirmelerde gösterdiği ilerleme, istenildiği kadar olmasa da, küçümsenmemelidir. Ancak bu ilerlemeyi kalıcı kılacak olan şey, birkaç puanlık artışlar değil; eğitimde sosyal adaletin güçlenmesidir. Gerçek başarı, yalnızca en yüksek puanı alan öğrencilerin sayısıyla ölçülmez. Asıl başarı, en dezavantajlı çocuğun da nitelikli eğitime erişebilmesiyle ölçülür.
PISA'nın Türkiye'ye verdiği en önemli mesaj, eğitimin yalnızca okulun meselesi olmadığıdır. Eğitim, aynı zamanda yoksullukla mücadele, gelir dağılımı, çocuk hakları ve sosyal devlet anlayışının da en önemli göstergesidir. Eğer Türkiye gelecek kuşaklara daha güçlü bir ülke bırakmak istiyorsa, eğitim reformunu yalnızca müfredat değişikliği olarak değil, toplumsal eşitliği büyüten bir kalkınma projesi olarak ele almak zorundadır. Çünkü çocukların kaderini doğdukları ev değil, aldıkları eğitim belirlemelidir.
Birçok ülke eğitim sistemlerinde reform, yenilik, değişim adına ne derseniz artık, yapmak istediğinde uluslararası sınavlarda ülkelerinin aldığı puanlara, raporların içeriğine göre yapmaktadırlar. Ben yaptım oldu anlayışıyla değil. Bilimsel veriler üzerinden yapılan çalışmalar istenilen sonuçları üretir. Yöneticilerin isteklerine, hükümetlerin beklentilerine göre yapılan reform hareketleri para, zaman ve insan kaynağı israfından başka bir şey değildir.
Eğitim reformları bir ülkenin geleceği ile doğrudan ilgilidir.
Ülkemizde ilk kez olumlu ve olumsuz olarak tartışılan ve gündemi uzunca meşgul eden 2026 yılın 8 Eylül’de açıklanan ve 2025 yılında yapılan PISA sınavı ile ilgili düşüncelerimizi daha sonra ele alacağım.
Ercan EROĞLU Eğitim Bilimleri Uzmanı, Araştırmacı