Dünyada artık yalnızca ekonomik, siyasal ya da toplumsal bir değişim yaşanmıyor. Çok daha derin, çok daha kapsamlı bir paradigmalar savaşı yaşanıyor. Eski dünyanın dengeleri sarsılırken yeni dünyanın nasıl şekilleneceği henüz belli değil. Küresel altüst oluşlar, ekonomik krizler, iklim değişikliği, savaşlar, göçler, teknolojik devrim ve giderek sertleşen küresel rekabet, insanlığı daha önce karşılaşmadığı ölçekte bir belirsizliğin içine sürüklüyor.

Ülkeler yalnızca bugünü kurtarmanın değil, yarına kalmanın hesabını yapıyor. Enerji kaynaklarından suya, gıdadan teknolojiye, yapay zekâdan savunma sanayisine kadar her alanda amansız bir rekabet yaşanıyor. Bir yanda olağanüstü teknolojik gelişmeler yaşanırken diğer yanda milyonlarca insan yoksulluk, açlık, savaş ve güvencesizlik içinde yaşam mücadelesi veriyor.

İklim değişikliği artık uzak bir geleceğin problemi değil. Kuraklık, orman yangınları, seller, aşırı sıcaklıklar ve tarımsal üretimdeki kayıplar dünyanın farklı bölgelerinde hayatın gündelik gerçekliğine dönüşüyor. Ekonomik eşitsizlik derinleşiyor. Servet belirli ellerde yoğunlaşırken geniş toplum kesimleri gelecek kaygısıyla yaşıyor. Yapay zekâ ve otomasyon çalışma hayatını kökten değiştirirken, milyonlarca insanın gelecekte nasıl bir işte çalışacağı sorusu giderek daha fazla önem kazanıyor.

Burada durup düşünmek ve hemen akabinde aksiyon almak gerekiyor: İnsanlık bu büyük dönüşüm çağından sağlıklı, özgür, adil ve yaşanabilir bir dünya kurarak çıkabilecek mi? Daha da önemlisi, kendi yarattığı krizler karşısında insanlık soyunu sürdürebilecek bir toplumsal düzen kurabilecek mi?

Bu sorunun elbette tek bir cevabı yok. Ekonomik düzen değişmeden, gelir ve servet dağılımındaki adaletsizlikler giderilmeden; savaşların yerine barış, rekabetin yerine işbirliği, sömürünün yerine dayanışma konulmadan yalnızca eğitimle insanlığın bütün sorunlarını çözmek mümkün değildir. Ama bütün bunları gerçekleştirebilecek insanı yetiştirmeden de hiçbirini başarmak mümkün değildir. İşte tam bu noktada eğitim, insanlığın önündeki en önemli stratejik meselelerden biri olarak karşımıza çıkıyor.

Çünkü eğitim yalnızca çocuklara matematik, fizik, tarih ya da yabancı dil öğretmek değildir. Eğitim aynı zamanda toplumun geleceğini kurma biçimidir. Nasıl bir insan yetiştireceğimize, nasıl bir toplum istediğimize ve geleceğin dünyasında hangi değerlere sahip çıkacağımıza ilişkin bir tercihtir.

Bugün birçok ülke karşı karşıya olduğu ekonomik, teknolojik ve toplumsal sorunları yalnızca kısa vadeli politikalarla çözmeye çalışmıyor. Uzun vadeli kalkınmanın, demokratik toplumun, bilimsel ve teknolojik ilerlemenin temelini nitelikli eğitimde arıyor. Çünkü ülkelerin gerçek zenginliğinin yalnızca yeraltı kaynaklarında, finansal sermayesinde veya sahip olduğu silahlarda değil; insanının bilgi, beceri, yaratıcılık, eleştirel düşünme ve birlikte yaşama kapasitesinde olduğu giderek daha fazla kabul ediliyor. 21. yüzyılın dünyasında ezberleyen insan değil, düşünen insan önem kazanıyor.

Eylül geldi ve okullar yeniden açıldı. 20 milyon civarında çocuk ve genç, 1 milyon 200 bin öğretmen yeniden okul yollarına düştü. Bir toplumun geleceğinin aslında her sabah yeniden kurulduğu o sınıflarda eğitim-öğretim başladı.

Okullar Açilirken! Ercan Eroğlu Gençgazete (1)

Okulların açılması yalnızca yeni bir eğitim-öğretim yılının başlaması anlamına gelmiyor. Aynı zamanda Türkiye'nin eğitim sisteminin yıllardır biriktirdiği sorunları yeniden hatırlamak gerekiyor.

Öğretmenlerin sorunlarından okul yöneticilerinin çalışma koşullarına, okullarda görevli diğer çalışanlardan, eğitimde fırsat eşitsizliğinden çocuk yoksulluğuna, kalabalık sınıflardan okul güvenliğine, müfredat tartışmalarından sınav merkezli eğitim anlayışına, taşımalı eğitimden okul öncesi eğitime, mesleki eğitimden üniversitelerin niteliğine kadar çözüm bekleyen yığınla sorun yeni eğitim yılıyla birlikte yeniden karşımızda. Daha da önemlisi, Türkiye'nin eğitim sistemi yalnızca bugünün sorunlarını çözmek zorunda değil. Geleceğin dünyasına hazırlanmak zorunda. Çünkü bugünün çocukları 2050'lerde çalışacak, üretecek, aile kuracak, kentleri yönetecek, teknolojileri kullanacak ve kararlar alacaklar.

Okullar Açilirken! Ercan Eroğlu Gençgazete (2)

Bugün vereceğimiz eğitim onların yalnızca bugünkü sınavlarda başarılı olup olmayacağını değil, geleceğin karmaşık dünyasında nasıl yaşayacaklarını da belirleyecek. Bu nedenle eğitim tartışmasını yalnızca "kaç soru çözüldü?", "hangi sınavdan kaç puan alındı?" veya "hangi okul daha başarılı?" sorularına sıkıştırmak büyük bir yanılgıdır. Asıl sorumuz çok daha büyük olmalıdır: Türkiye, geleceğin dünyasında nasıl bir insan yetiştirmek istiyor? Bilimsel düşünen, sorgulayan, yaratıcı, demokratik değerlere bağlı, doğaya duyarlı, teknolojiyi kullanabilen, emeğe saygılı, farklılıklarla birlikte yaşayabilen ve sorunların karşısında çözüm üretebilen bireyler mi? Yoksa ezberleyen, itaat eden, sınavdan sınava koşan ve kendisine sunulan bilgiyi sorgulamadan kabul eden bireyler mi?

Bu tercih, aslında yalnızca eğitim politikası tercihi değildir. Bu, Türkiye'nin nasıl bir gelecek istediğine ilişkin bir medeniyet tercihidir. Medeniyetler Çatışmasında önemli bir sorun alanı olarak duruyor!

Dünyanın büyük bir dönüşüm yaşadığı bu tarihsel eşikte eğitim sistemini tartışmak, aslında geleceğimizi tartışmaktır. Çünkü krizlerin büyüdüğü bir dünyada yalnızca daha fazla okul yapmak yetmez. Daha nitelikli okullar, daha özgür sınıflar, daha iyi yetişmiş ve güvence altında çalışan öğretmenler, bilimsel bilgiye dayalı bir müfredat ve her çocuğun eşit eğitim hakkına sahip olduğu bir sistem kurmak gerekir.

Eğitim, insanlığın bütün sorunlarını tek başına elbette çözmez, çözemez. Ama eğitim olmadan hiçbir sorunun kalıcı çözümü de mümkün değildir.

Gezegenin geleceğini kurtaracak teknolojiyi geliştirmek kadar, o teknolojiyi hangi değerlerle kullanacak insanı yetiştirebilmek ve belki de geleceğin gerçek savaşı, ülkelerin yalnızca ekonomik ve askeri güçleri arasında değil, nasıl bir insan yetiştirecekleri konusunda yaşanacaktır. Bu nedenle yeni eğitim yılı başlarken hep birlikte şu soruyu sormanın tam zamanıdır: Çocuklarımızı bugünün dünyasına mı, yoksa yarının dünyasını değiştirebilecekleri bir geleceğe mi hazırlıyoruz?

Eğitimi aklımızın erdiği, bilgimizin yettiği kadarıyla; çok katmanlı ve boyutlu değerlendirerek sorunları acımasızca ve korkmadan ortaya koymak, tartışmak ve yapabilirsek çözüm önerileri geliştirmek istiyoruz. Mümkünse bu süreci sevgili okuyucu sizlerle birlikte yapalım. Eğitim, dediğimiz gibi geleceği inşa etme tasavvurudur, eğitim yarına kalma çabasının önemli bir aracıdır. Ama bu tartışmayı hamasetin tuzağına düşmeden, dilin şehvetine esir olmadan yapalım.

Ercan EROĞLU Eğitim Bilimleri Uzmanı, Araştırmacı

[email protected]