Kapitalizmin Tarihine Kısa Bir Bakış
Tarım toplumuyla başlatılan sınıf mücadelesi tarihi, Göbeklitepe, Karahantepe vb. örneklerden anladığımız kadarıyla “yarı avcı-toplayıcı yerleşiklere” kadar gidiyor. Bildiğimiz ticarete dayalı tarım devlet ve imparatorluklarıyla sınıf mücadelesi sertleşmiştir. Özlemle anlatılan geçmişteki Altın Çağ, Kayıp Cennet hikayeleri büyük ihtimalle sınıf mücadelesi öncesi dönemin nesiller içinde kulaktan kulağa anlatımıyla büyük Mitolojilere dönüşmüştür.
Tarım öncesi avcı toplayıcı, göçebe ve yarı yerleşiklerde toplumun ilahlarına kurban edilen savaş esirleri tarım toplumuyla birlikte kölelere dönüşüp üretim aracı olmuştur. Ki eski Yunan filozofu Aristoteles köleler için, Canlı Alet diyebilmiştir.
Sanayi Devrimi sınıf mücadelesini daha da arttırır. Karl Marks mülkiyetsiz işçiler olan proleteryayı “zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri yok” diyerek kapitalizmi yıkmaya davet etmiştir. Marks bunu yaparken keşke “sanayileşme çılgınlığına” da karşı çıkabilseydi. Belki bugün dünyanın ekolojik dengesini bu kadar tartışmazdık.
Avrupa Kapitalizmi sömürgelerini de kullanarak zaman zaman yaşadığı krizleri atlatmıştır. Kendinde kriz yaratan fazla işgücünü “sömürgelerine” keşfettikleri! kıtalara “ihraç” etmişlerdir.
Yarattığı sorunlara Avrupa kıtasını sarsmayacak çözümler arayan Avrupa Burjuvazisi kendi canavarını da içinden çıkarmış, Kızılderililerden işgal edilen Amerika kıtasında ABD Kapitalizmi kuralsız bir şekilde doğmuştur.
Kuralsız acımasız ABD kapitalizmi köleliği kaldırıp kaldırmamak için bile bir iç savaş yaşamıştır. Bu kapitalizmin acımasızlığını Jack London “Demir Ökçe”, “Martin Eden”, “Uçurum İnsanları”, “Beyaz Diş” gibi roman ve incelemelerinde tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermiştir.
Kapitalistlerin en büyük korkusu mülksüzleştirdikleri işçi sınıfının bir gün onların devasa mülklerine el koymasıdır. Düşünün bir kere Dünyada ve Türkiye’de en zengin %10 küresel servetin %75’ine sahiptir. Bu yüzden, okul, kilise, güvenlik birimleri, tv dizileri, istihbaratlar, futbol ve şans! oyunları (aslında kumar) sürekli olarak işçi sınıfının bilinçlenmesini ve birleşmesini önlemek için dizayn edilmiştir.
Her 10 yılda bir çöken borsalar sahte umutlar vaat etmeye devam etmektedir.
I. Dünya savaşına kadar Avrupa bir çok sınıf mücadelesi içeren devrim hareketleri yaşamıştır; Fransız Devrimi, 1830-1848 Devrimleri, Paris Komünü. Avrupa Kapitalizmi uzlaşmaz unsurları ezerek, uzlaşılır unsurlarla uzlaşarak (sosyal devlet uygulamaları) bunları savuşturdu.
I. Dünya Savaşında iki büyük Emperyal Kapitalist güç kafa kafaya geldi. Beklenmedik şekilde 1917’de Rusya’da işçilerin devleti olduğunu iddia eden bir devlet ortaya çıktı, SSCB. Savaş sonrası tüm Avrupa’da ilgi oraya kayınca Avrupa Kapitalizmi sosyalizme ilgiyi söndürmek için “Sosyal Devlet” uygulamalarını arttırdı. (Almanya ve İtalya bunu Nazizm ve Faşizmle atlatmaya çalıştılar bu onlara çok pahalıya mal oldu.)
Yine de savaşın bitiminden 11 yıl sonra ABD başta olmak üzere tüm dünya 1929 Ekonomi Kriziyle sarsıldı. John Steinbeck bu konuyu “Gazap Üzümleri” romanında ele almıştır. 1933’te ABD tarihinde ilk kez “Sosyal Devlet” uygulamalarını hayata geçirmek zorunda kalmıştır. Keynes saldırgan kapitalizmi yumuşatmıştır. “İnsanlara iş verin, karınlarını doyursunlar. İş yoksa iş yaratın, sabah hendek kazdırın, öğleden sonra kazdırdığınız hendeği doldurtun, yeter ki sisteme saldırmasınlar” dedi, bir anlamda.
Sermaye Avrupası haklı olarak kapitalizmden korkarken, Halk Avrupası Faşizm ve Nazizmi bir daha yaşamak istemedi. Bu yüzden Sovyet sistemi dışındaki Avrupa 1945 sonrası Kapitalizmi sosyal devlet politikalarıyla yumuşatmaya başladı. Herkese iş, herkese sağlık hizmeti, herkese sigorta güvencesi. 1945 sonrası uygulamalar, Avrupa’nın sömürgeci geçmişini unutturarak tüm dünyada Avrupa’yı cazibe merkezi haline getirdi.
1945’te Hitleri yenen ABD ve SSCB arasında soğuk savaş başladı. ABD soğuk savaş boyunca tüm gücüyle sosyal yani toplum kelimeleriyle ifade edilen Kamucu politikalara meydan okudu. Birey, bireycilik, özel girişim, sürekli kutsandı. Kamuya ait her öneri komünizmle, Sovyet uydusu olmakla suçlandı.
Türkiye’de bile özel yaşamını bilenlerin anti-komünist olarak bildikleri Ecevit; “Toprak işleyenin, su kullananın” dediği için “Ortanın solu, Moskova’nın yolu” diye bir kesimin gözünde ötekileştirildi.
80’lere doğru ABD Sovyet sisteminin tıkandığını gördü ve daha saldırgan bir ideolojiye yöneldi. Artist bozuntusu Reagan ve onun Avrupa muadili Theatcher sosyal devleti iyice ezmeye başladılar.
Afganistan’da düştüğü girdaptan çıkamayan SSCB 1991’de dağıldı. Bundan sonra ABD tarihin sonunu ve İmparatorluğunu tüm dünyaya ilan etti. İmparatorluk varlığını sürdürebilmek için taraftar bulmak zorundaydı. Bunun için dünyanın tüm ekonomik değerleri aç gözlü girişimcilere açıldı. Kapitalizm sınırları reddedip küreselleşti.
Ormanlar kapitalist tarımcılar için tarlaya dönüştürüldü, oteller yapıldı, madenler için ağaçlar kesildi. Sular borulara alınarak su kaynakları halktan kaçırıldı. Deniz kıyıları halktan kaçırılarak patronlara peşkeş çekildi. Sağlık, eğitim özel sektöre açıldı. Sigorta ve emeklilik haklarına saldırılar arttı.
İmparatorluk halkın gözünde var olmak için halkın itaatini sağlamalıydı. Halk tehdit edildi. Yeni bir silah bulundu. Belki vardı, ona yeni anlamlar yüklendi. Terör. Sosyal devlet mi önemli, can güvenliği mi? Zaman zaman, istasyonlara, garajlara, uçaklara, trenlere saldırılar düzenlendi. Bunun en açık örneği İtalya’da Kızıl Tugaylar yaptı denilen tren saldırısının yıllar sonra İtalyan Kapitalizmi adına derin devlet (P2 Mason Locası) tarafından yapıldığı ortaya çıktı.
İnsanların kaynağını ekonomiden alan güvenlik ihtiyacı kapitalist devletlerin yarattığı “resmi korku” terörle bastırıldı. Piyasanın geçim olanakları, refah ve mutluluk için getirdiği tehditler arka plana itildi. Onun yerini can güvenliği ihtiyacı aldı.
Avrupa’da bir hava alanında aktarmalı uçuşlar güvenlik tehdidiyle durdurulur. “Olası bir terör saldırısından” bahseder güvenlik şefleri. Yolcuların bavulları tek tek aranır. Mahremiyetler ortadan kalkar. Tüm yolcular masum olduğu ispatlanana kadar suçlu olarak görülür. Olayın yatıştığı ilan edildikten sonra biraz önce suçlu muamelesi gören yolcular samimi bir şekilde güvenlik güçlerini alkışlayarak teşekkür ederler.
Bu durumlar kalıcı bir hal alabilir mi? Şu sıralar kurtarıcı muamelesi gören Yapay Zeka patronlara ve onların devletine hizmet edecektir. Yapay Zekanın en üst versiyonlarını parası olanlar kullanacaktır. İlk işleri ideolojik hegemonya için, işçi emekçi sınıfları bastırmak, ezmek olacaktır, sopa kullanmadan.
Yerel (milli) üreticiler, emekçiler, işçiler, Küresel Sermayenin “yapay zeka” destekli Pan Optik Faşizmine, yeni “1984’e” karşı birleşmek, birlikte hareket etmek zorundadır.
ABD İmparatorluğu ve Küresel Kapitalizm kendisi dışındaki tüm güçleri sindirmek için sürekli saldıracak ya da halkı sindirip güvenlik arayışına itmek için yeni terör saldırılarını sinsice işine en uygun şekilde finanse edecektir, hatta parası kendi cebinden çıkmadan.
Yerelde emekçi ve üreticilerin birlikte davranmalarını önlemek için mülteci dalgalarıyla yerelin dokusu bozulacaktır. Bunun için çeşitli ideolojik, felsefi, dinsel argümanlar devreye sokulacaktır. Küresel Sermaye kendisini yıkacak alternatifleri daha oluşmadan yok etmek peşindedir. Yapay zeka ve akıllı telefonlarla yapılan her şey anında önlerine düşecektir. Yerel üreticiler, emekçiler yeni yöntemler denemek zorundadır.
Küresel Sermayenin dayattığı rekabetçi topluma karşı Dayanışma Toplumu oluşturmak yerel üretici ve emekçilerin acil ihtiyacıdır. Devletler öyle veya böyle Küresel Kapitalizmin cenderesine düşüyor, düşürülüyor. Buna karşı halk olarak, yerel üretici ve tüketiciler olarak Dayanışma Ağları geliştirmeliyiz. Bu Dayanışma Ağları devletleri Küresel Kapitalizmin azgınlığından uzaklaşmaya zorlamalıdır. Dayanışma Ağları, Yeryüzü ölçeğini hedeflemeli, Küresel Kapitalizmin, Azgın Azınlığın (%10 dünyanın %75’ine sahip) saldırılarına başka türlü karşı koyamayız.
İSMAİL POLAT