Küresel ekonomi kapitalist üretim ilişkileri üzerinden yürüyor. Kapitalizm doğası gereği krizleri içinde barındırır, dönem dönem krizler ayyuka çıkar. Kapitalizm krizleri aşmak için savaşlar üretir, bölgesel savaşların ardından ekonomik refah dönemleri yaşanır. Fakat son dönem yaşanan krizleri aşmak için bölgesel savaşlar daha fazla ülkeyi etkilemesine karşın krizleri aşmak için yeterli olmamaktadır.

Ercan Eroğlu Köşe Dünya Savaşı (1)-1

Jeopolitik fay hatlarında yeni bir dönem yaşanıyor. ABD-İsrail İran savaşı Ortadoğu’yu etkilediği gibi, Çin, Rusya, Ukrayna, Suudi Arabistan, Ürdün, Dubai, gibi ülkeleri de doğrudan etkilemekte, İngiltere, Fransa, Almanya sıradadır. Ülkemiz ise bu ateş çemberinin orta yerinde sabırla ve dingin bir şekilde beklemektedir. Umarım “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” politikası devam eder ve bizler bu ateş çemberinin içine düşmeyiz.

Uluslararası sistem, Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana belki de en kırılgan dönemlerinden birini yaşıyor. Ukrayna-Rusya savaşı üçüncü yılına girerken, Gazze'den Lübnan'a, Kızıldeniz'den Basra Körfezi'ne, Suriye'den Irak'a kadar uzanan geniş coğrafyada birbirini besleyen krizler zinciri oluşmuş durumda. Bu tablo, birçok yorumcunun "Üçüncü Dünya Savaşı başladı" iddiasını gündeme taşımasına neden oluyor. Ancak bulunduğumuz yerden bakıldığında, bugün yaşananları "III. Dünya Savaşı" olarak tanımlamak yerine, büyük güç rekabetinin çok sayıda vekâlet savaşı ve bölgesel çatışma üzerinden yürütüldüğü yeni bir güvenlik düzeni olarak değerlendirmek daha isabetlidir. Bununla birlikte, son aylarda yaşanan gelişmeler, gerilimin giderek daha geniş bir coğrafyaya yayıldığını göstermektedir.

Karadeniz'de Rusya'nın Ukrayna limanlarını hedef alan yoğun füze saldırıları sırasında Türkiye bağlantılı ticari bir geminin isabet alarak batması, Ankara açısından yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda diplomatik ve güvenlik boyutu bulunan ciddi bir gelişmedir. Eğer uluslararası hukuk açısından Türk şirketine ait sivil bir geminin doğrudan hedef alındığı kesinleşirse, Türkiye'nin diplomatik girişimlerden ekonomik yaptırımlara kadar uzanan çeşitli karşılık seçeneklerini değerlendirmesi beklenebilir. Bununla birlikte mevcut bilgiler, olayın kasıtlı olarak Türkiye'yi hedef aldığı sonucuna ulaşmak için henüz yeterli değildir. Böyle bir sonuca ancak bağımsız soruşturmalar ve resmî açıklamalar ışığında varılabilir.

Öte yandan Türkiye yalnızca Karadeniz'de değil, Doğu Akdeniz'de de giderek sertleşen jeopolitik rekabetin merkezinde bulunmaktadır.

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz'ın Türkiye'ye yönelik abuk subuk sert açıklamaları, Ankara-Tel Aviv hattındaki diplomatik krizin artık söylem düzeyinde daha saldırgan bir dile evrildiğini göstermektedir. Son yıllarda Gazze savaşı nedeniyle zaten ağır yara alan ilişkiler, karşılıklı sert açıklamalarla daha da gerilmektedir. Tarihsel göndermeler içeren bu tür söylemler yalnızca iç kamuoyuna mesaj vermekle kalmamakta, aynı zamanda bölgesel güç mücadelesinin psikolojik savaş boyutunu da yansıtmaktadır.

Bunun yanında İran ile İsrail arasındaki doğrudan gerilim, yalnızca iki ülkeyi ilgilendiren bir mesele olmaktan çıkmıştır. Lübnan'daki Hizbullah, Yemen'deki Husiler, Irak'taki İran'a yakın silahlı gruplar ve Suriye'deki İran destekli unsurlar nedeniyle çatışma çok boyutlu bir yapıya dönüşmüştür. Her saldırı, başka bir cephede yeni bir misillemeyi tetiklemekte; böylece bölgesel güvenlik dengesi sürekli daha kırılgan hale gelmektedir. Son dönemde Irak'ta İran yanlısı grupların hedef alınmasına ilişkin haberler de dikkat çekmektedir. Ancak bu tür gelişmeler değerlendirilirken iddiaların doğrulanmış bilgilerden ayrılması büyük önem taşımaktadır. Çatışma dönemlerinde bilgi savaşı da en az sahadaki askerî mücadele kadar yoğun yaşanmaktadır. Taraflar, propaganda amacıyla eksik veya doğrulanmamış bilgileri dolaşıma sokabilmektedir. Bu nedenle resmî açıklamalar ile bağımsız kaynakların doğrulamaları birlikte değerlendirilmelidir.

Ercan Eroğlu Köşe Dünya Savaşı (1)

Kızıldeniz ise küresel ekonominin yeni kırılma noktalarından biri haline gelmiştir. Husilerin ticari gemilere yönelik saldırıları ve Babülmendep Boğazı'nda geçişleri baskı altına alma girişimleri, dünya ticaretinin önemli bölümünü etkileyen deniz ulaşımını doğrudan tehdit etmektedir. Küresel konteyner taşımacılığının önemli kısmı Süveyş Kanalı ve Babülmendep hattından geçmektedir. Buradaki her güvenlik sorunu, navlun maliyetlerini artırmakta, enerji fiyatlarını yükseltmekte ve küresel enflasyon baskısını güçlendirmektedir.

Enerji güvenliği de çatışmaların merkezindeki başlıklardan biridir. Basra Körfezi, Hürmüz Boğazı, Kızıldeniz ve Doğu Akdeniz'de yaşanacak herhangi bir askerî tırmanış yalnızca bölge ülkelerini değil, Avrupa'dan Asya'ya kadar uzanan enerji arzını etkilemektedir. Bu nedenle büyük güçlerin askerî varlığı yalnızca güvenlik gerekçeleriyle değil, enerji koridorlarının kontrolü amacıyla da sürdürülmektedir.

İngiltere'nin Türkiye'nin de aralarında bulunduğu bazı Orta Doğu ülkelerine yönelik seyahat uyarılarını güncellemesi de devletlerin risk algısının yükseldiğini göstermektedir. Seyahat uyarıları doğrudan savaş ilanı anlamına gelmez; ancak güvenlik kurumlarının olası riskleri daha yüksek gördüğünü ortaya koyar. Turizm, yatırım ve uluslararası ticaret açısından bu tür uyarılar psikolojik etki de yaratmaktadır.

Bu süreçte dikkat çeken bir diğer unsur ise hibrit savaş yöntemlerinin yaygınlaşmasıdır. Artık savaşlar yalnızca tanklar ve uçaklarla yürütülmemektedir. Siber saldırılar, insansız hava araçları, elektronik harp sistemleri, ekonomik yaptırımlar, enerji arzının silah olarak kullanılması ve sosyal medya üzerinden yürütülen dezenformasyon kampanyaları modern savaşın temel araçları haline gelmiştir. Günümüz çatışmaları cephe hatlarından çok ağlar, veri merkezleri, limanlar ve enerji terminalleri üzerinden şekillenmektedir.

Tarihsel açıdan bakıldığında, büyük savaşların çoğu gerçekten de Avrupa ile Yakın Doğu arasındaki geniş jeopolitik kuşakta başlamıştır. Ancak bu durum tek başına bugünkü gelişmelerin mutlaka küresel bir dünya savaşına dönüşeceği anlamına gelmez. Tarih benzerlikler sunsa da hiçbir dönem birebir tekrar etmez. Nükleer caydırıcılık, küresel ekonomik karşılıklı bağımlılık ve uluslararası kurumların varlığı, büyük güçlerin doğrudan çatışmasını hâlâ belirli ölçüde sınırlandırmaktadır.

Ercan Eroğlu Köşe Dünya Savaşı (2)

Ukrayna cephesi, Orta Doğu, Tayvan Boğazı ve Afrika Boynuzu aynı anda istikrarsızlaşırsa, dünyanın çok merkezli bir güvenlik krizine sürüklenme ihtimali artacaktır. Böyle bir senaryoda küresel ekonomi yeni enerji şoklarıyla karşılaşabilir; gıda fiyatları yükselebilir; tedarik zincirleri yeniden kırılabilir ve milyonlarca yeni göçmenin ortaya çıkması ihtimali güçlenebilir ki bu yazdıklarımız yaşanıyor.

Türkiye ise bütün bu jeopolitik fay hatlarının kesiştiği noktada yer almaktadır. NATO üyesi olması, Karadeniz'e kıyısı bulunması, Rusya ve Ukrayna ile ilişkilerini sürdürmesi, Suriye ve Irak sınırında güvenlik sorunları yaşaması, Doğu Akdeniz'in merkezinde bulunması ve enerji koridorlarının geçiş ülkesi olması nedeniyle Ankara'nın atacağı her adım dikkatle izlenmektedir. Türkiye'nin önündeki temel görev, askerî caydırıcılığı korurken diplomatik denge politikasını sürdürebilmek ve krizlerin doğrudan tarafı hâline gelmemektir.

Sonuç olarak bugün yaşananlar, klasik anlamda tek cepheli bir dünya savaşından ziyade, birbirine bağlanan bölgesel çatışmalar ağını andırmaktadır. Ancak tarih bize bir gerçeği de öğretmektedir: Büyük savaşlar çoğu zaman tek bir büyük saldırıyla değil, birbirini tetikleyen küçük krizlerin kontrol edilememesi sonucunda ortaya çıkmıştır.

Bu nedenle önümüzdeki aylar yalnızca Orta Doğu'nun değil, küresel düzenin geleceği açısından da belirleyici olacaktır. En büyük tehlike, yalnızca silahların ateşlenmesi değil; yanlış hesaplamaların, karşılıklı güvensizliğin ve kontrol edilemeyen misilleme sarmalının uluslararası sistemi geri dönülmez bir noktaya sürüklemesidir.

Savaş ve ekonomik kriz kapımızda, bekliyor. Çok dikkatli ve hazırlıklı olmak lazım.

Ercan Eroğlu Köşe Dünya Savaşı (3)

Okuma Önerisi: Diplomasi, Henry Kissinger

Ercan EROĞLU Eğitim Bilimleri Uzmanı, Araştırmacı

[email protected]