Son bir aydır televizyonlarda, gazetelerde, internet sitelerinde; aklınıza gelebilecek her mecrada “fon, fon, fon” konuşuluyor.

İş adamları, siyasetçiler, memurlar, esnaflar… Hepsi bu kirli fona bulaşmış. O fondan nemalanmış.

Evine ekmek, pasta; son model lüks araba, özel jet, yat, kat, villa, yalı götürmüş.

Gözü doymamış. “Bir tane daha, bir tane daha” demiş.

Her yeri dolmuş, yine doymamış.

İsmi yazılı, lüks mü lüks arabalar yaptırmış. Yatının içi, dışı… Neyse!

Yaz yaz bitmez. Hepiniz ucundan köşesinden okumuşsunuzdur nasıl bir para kazandıklarını bu insanların.

Yüzde binlerle ifade edilen oranlar…

Bu nasıl bir akıl almaz bir soygun şekli?

Ticaret yapsanız kazanamıyorsunuz, altın alsanız yine olmuyor.

Hadi Allah korkunuz yok, faize yatırdınız paranızı; ondan da o kadar kazanamıyorsunuz.

E geriye kalıyor piyango ve fon tabii ki…

Bütün bu yaşananları izlerken, yıllar önce Timaş Yayınları’ndan çıkan *Konfüçyüs’ten Seçmeler* kitabında okuduğum bir hikâye geldi aklıma.

Onunla bitireyim.

Çin’de kâhinler krala gelirler ve derler ki:

“Efendim, öyle bir yağmur yağacak ki bu yağmur suyundan içenlerin hepsi delirecek.”

Tabii kral bunu duyunca hemen emir verir:

“Sarayın sarnıçlarını temiz suyla doldurun. Bu yağmur suyundan içip delirmeyelim.”

Günler geçer, yağmurlar yağar. Halk bu yağmur suyundan içer.

İçen herkes delirir tabii…

Halk delirmiş bir durumda yaşamaya devam ederken, kral halkına seslenmeye karar verir.

Sarayın balkonuna çıkıp konuşmaya başladığı gibi halk arasında bir uğultu yükselir.

“Kral delirmiş!”

Bu uğultu büyür ve halk hep bir ağızdan:

“Kral deli, kral deli!” diye bağırmaya başlar.

Kral hizmetçilerine:

“Hadi, getirin şu sudan ben de içeyim.” der.

Hadi biriniz derildiniz, bu işlere bulaştınız; hepiniz mi içtiniz bu haramın suyundan?

Allah size en büyük belayı vermiş; mallarınızı artırarak sizleri imtihan ediyor sanırım.

Daha da bir şey yazamam bu konu ile ilgili. Çok doluyum.

Sevgili okurlarım, hadi Allah’a emanet olun…