Okulların başlamasıyla birlikte artık insanlar daha erken saatlerde hayata başlıyor. Sokaklar hareketleniyor, herkesin bir yerlere yetişme telaşı başlıyor; işe, okula, eve...
Ben de bu koşturmacaya dahil olanlardanım. Sabah rutinlerimi gerçekleştirirken çocukları okula bırakıp ekmeğimi alıyor, eve dönüyorum. Sonrasında hem biraz kendimi dinlemek hem de spor yapmak için mahallemizde bulunan parkta yürüyüş yapıyorum.
Yürüyüş yaparken insanların gelip geçtiğini, parkın yanından yöresinden geçenleri ister istemez görüyor ve izliyorum.
Bu izleme sırasında gözüme bir manzara takıldı. 4-5 yaşlarında küçük bir kız çocuğu ve babası karşıdan geliyordu.
Bilirsiniz, kız çocukları babalarıyla yürürken onların ellerini sıkı sıkı tutmayı, babalarıyla sohbet ederek yürümeyi çok severler.
Ama karşıdan gelen baba-kız hiç de böyle değildi. Baba, iki eliyle telefonu tutmuş, hararetli bir şekilde ekrana bakıyor, gözünü bir an olsun telefondan ayırmıyordu. Küçük kız çocuğu ise mahzun bir şekilde, bir elinde oyuncağı, diğer eliyle babasının montundan tutmuş; başı öne eğik, babasının arkasından yürüyordu.
Bu manzara içimi çok acıttı. Neredeyse adama, “Tutsana çocuğunun elinden!” diye bağıracaktım.
Ama vazgeçtim. Çocuğu ve babasını gidecekleri yere kadar izledim. Maalesef baba, çocuğunu anaokuluna bırakıncaya kadar ne onunla bir kelime konuştu ne de gözünü telefondan ayırdı.
Bu manzara karşısında çok üzüldüm ve bu olayı yazıya dökmeye karar verdim.
Ey anneler, babalar…
Çocuklarınızın en güzel çağlarını, size hiçbir şey katmayan telefonlarla vakit geçirerek kaçırmayın.
Onları, anne ve babaları yanlarındayken yalnız bırakmayın en güzel zamanlarını kaçırmayın . Kaldırın artık başınızı şu telefonlardan, bir kenara bırakın. Yapmayın bunu...
Onlar, anne ve babaları yanlarındayken bile kendilerini yalnız hissederek büyümesinler.
Ne olur…
Artık kendinize gelin.