II. CEMAAT VE ÖRGÜTLENME
Türkiye cumhuriyeti tarihinde bir ilk olan, bir cemaatin uzun yıllara dayalı örgütlenme çalışmalarını askeri bir darbe girişimiyle sonuçlandırma sürecinin özellikle eğitim ve ekonomik boyutunu araştırmak ve yazılı bir metne dönüştürerek kamuoyuyla paylaşmak demokrasi kültürünün yaygınlaştırılmasına hizmet edeceği düşüncesiyle bu yazı dizisi hazırlanmıştır.
Gülen hareketi ile ilk karşılaşmam üniversite yıllarımın başına kadar gider, sanırım 1986 yılıydı. O yıllarda açlıktan çıkmışçasına ilgi ve merakla önümüze çıkan her şeyi okumaya çalışırdık. Okuduklarımız üzerinden okul sıralarında, üniversite kantininde kaygısızca ve özgürce tartışırdık.
Bu tartışmalar öğrenme ve okuma açlığımızı bastırmaz aksine daha bir merakla okur, panel, konferans, kitapevleri arasında gider gelirdik. Birçok farklı çevreden, anlayıştan, şehirlerden gelen insanlarla kültürle, düşüncelerle tanışma imkânı bulurduk. Bu bana ve arkadaşlarıma geniş bir bakış açısı, hoşgörü, empati sağlarken fikri anlamda zenginleştiğimizi hissettirmiştir.
Bu yıllarda o dönem cemaat olarak adlandırılan Gülenciler ’in Sızıntı Dergisinin birkaç sayısını okuduğumu hatırlıyorum. Çok daha sonraları NT Kitapevinin zengin ve çeşitli kitaplarını…
Hızla örgütlenen ve gelişen hareketi Ruşen Keleş’in Ayet ve Slogan adlı kitabını okuduktan sonra bu çevreyi daha dikkatli ve eleştirel bakışla incelememe vesile olmuştur.
İzmir Kestane Pazarından çıkan bir adamın etrafında hızla örgütlenen Gülen cemaatini (kendileri daha sonra cemaati “hizmet hareketi” olarak adlandırdılar) zamanla daha yakından izlemeye çalıştım. Çünkü yaşamın hemen her alanında faaliyet yürütüyorlardı.
Sağlık sisteminden tekstile, ekonomiden gıdaya, mobilyaya artık aklınıza hangi sektör gelirse. Finans ve eğitim dünyasına ise ayrı ve özel ilgi gösteriyorlardı. Faaliyet yürüttükleri alanlarda kendilerinden başkalarının yer almasını istemiyorlar, mümkünse o alandan çekilmelerini bir şekilde sağlıyorlardı.
Dikkatimi çeken özelliklerinden biri de cemaat üyelerinin neredeyse tamamı ülkenin neresinde olursa olsunlar standart davranış gösteriyorlardı, kullandıkları kelimeler, kurdukları cümleler, davranış kalıpları birbirlerine çok benzerdi (Bu durumu Van’da, Ankara’da, İstanbul’da, İzmir ve Bursa’da gözlemledim).
Bu hareketin en belirgin özelliği ise çok sinsice ve sabırla hareket etmeleriydi. Beni asıl şaşırtan ise, ki hala bu konuyu anlayamıyorum, birçok akademisyenin, esnafın, ticaret erbabının, bürokratın bu sinsiliği anlamamış olmasıydı!
Kendilerini insan sarrafı zannedenlerin daha sonra kandırıldık, Allah affetsin! diyerek sorumluluk almamaları hiçte şaşırtıcı değildi. Üstelik bu eğitimli insanların ilkokulu dışarıdan bitiren, sohbetlerinde yapmacık bir şekilde salya sümük ağlayan kişiye tabi olmaları akıl alır değildi.
Cemaat ve tarikatlar insan devşirerek çoğalmaya, ticaret yaparak finansal olarak büyümeye ve ekonomik güç olmaya çalışıyorlar. 15 Temmuz kalkışmasıyla gördük ki dini örgütlenmeler için iktidara ortak olmak yetmiyor, iktidarı da istiyorlar. Ama süreç istedikleri gibi işlemedi ve darbe girişimi başarısızlıkla sonuçlandı. Fakat ülkemizde durumun pek değişmediğini, farklı dini yapıların aynı yolda ilerlediklerini görüyoruz. Bu nedenle Gülen hareketini tekrar gündeme getirmenin, yaşananlardan ders çıkarmanın ve gerekli önlemleri almanın zorunlu olduğunu vurgulamanın önemli olduğunu düşünüyoruz.
İnsan beşer, kuldur şaşar! İnsan illaki yanılır, yanlış yapar, unutur. Tarihten ders almak, aynı yılanın deliğinden ikinci kez kendimizi ısırtmamamız gerekir. Bu İslam dininin de gereğidir, aklında.
FETÖ hareketi on yıllar boyunca ülkemizin “kılcal damarlarına” kadar sızmış, toplumsal yozlaşmanın önemli aktörlerinden biri olmuştur. Türkiye'de son zamanlarda gündeme gelen diploma skandalı, çeşitli üniversitelerden sahte diploma alındığı iddialarıyla ortaya çıktı. Bu iddialara göre, bazı kişiler sınavlara girmeden ve derslere devam etmeden, para karşılığında anlaşmalı kurumlar aracılığıyla diploma sahibi olmuşlar.
Skandalın boyutları, kamu görevlileri, sağlık personeli ve hatta akademisyenlerin bile bu yolla diploma edinmiş olduğu yönde. Bu durumun arkasında, resmi eğitim sisteminin dışına çıkmış cemaat ve tarikat yapılarının olduğu yönünde güçlü iddialar bulunuyor.
Bu iddialara göre, bu yapılar kendi üyelerinin veya para karşılığında başkalarının üniversite diploması alabilmesi için aracı kurumlar olarak faaliyet gösteriyor. Sahte diplomaların özellikle cemaatlere ait özel okullarda düzenlendiği, sınavsız ve usulsüz kayıtların buralardan yapıldığı ileri sürülüyor.
Türkiye'deki diploma skandalı, sadece bir dolandırıcılık vakası olmanın ötesinde, toplumda derinleşen bir çürümenin belirtileri olarak yorumlanıyor. Bu durum, bireylerin ve kurumların etik değerlerden uzaklaşarak kısa yolları tercih etmesiyle ortaya çıkan büyük bir güven krizini gözler önüne seriyor. Diploma skandalı, aslında toplumsal çürümenin hem bir nedeni hem de bir sonucu olarak değerlendirilmelidir.
Yozlaşmanın ve çürümenin toplumsallaşmasının belirtilerini ve bunun geleceğimize etkilerini şöyle sıralayabiliriz.
Liyakatsizliğin Yaygınlaşması: Sahte diplomalarla atananlar, göreve gelenler, aslında o işin gerektirdiği bilgi ve beceriden yoksun oluyor. Bu durum, kamu hizmetlerinin kalitesini düşürürken, sağlık, adalet, güvenlik, eğitim gibi hayati alanlarda ciddi riskler yaratıyor. Liyakatsiz atamalar, sisteme olan güveni sarsıyor ve toplumsal adaleti zedeliyor, kamu yönetimini çalışamaz hale getiriyor.
Eğitim Sistemine Güvenin Kaybolması: Sınavsız, emeksiz diploma almanın mümkün olduğu algısı, eğitim sistemine olan inancı zayıflatıyor. Öğrencilerin ve velilerin "Çalışmaya ne gerek var?" düşüncesine kapılması, ahlaki değerlerin erozyona uğramasına yol açıyor. Bu durum, genç nesillerin emeğe, dürüstlüğe ve liyakate olan güvenini ve saygısını azaltıyor.
Etik ve Ahlaki Değerlerin Yozlaşması: Diploma skandalı, toplumda dürüstlük, adalet ve hakkaniyet gibi temel değerlerin zayıfladığının bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Yasa dışı, kural dışı yollara başvurmanın normalleşmesi, toplumda "cezasızlık" algısını güçlendiriyor ve yozlaşmayı besliyor. Bu durum, bireylerin kendi çıkarları için yasa dışı yollara başvurmasını teşvik ediyor.
Toplumsal Güvenin Zedelenmesi: Toplumun, işini dürüstçe yapan bireylere olan güveni ve saygısı azalıyor. Bir doktorun, öğretmenin veya mühendisin diplomasının sahte olabileceği şüphesi, insan ilişkilerinde ve kurumlara olan inançta ciddi bir güven erozyonu yaratıyor. Bu güvensizlik ortamı, toplumsal bağları zayıflatıyor. Yaşanan bu sorunların yakın bir gelecekte uluslararası boyutu da olacaktır elbette…
Bir süre önce gazetelere ve sosyal medyaya ilginç bir haber düştü. Süleymancılar Almanya’da büyük bir tesis açmışlardı (Süleymancıların Almanya’da açtığı dini yapı, Almanya İslam Kültür Merkezleri Birliği, Almanca: Verband der Islamischen Kulturzentren) ve açılışta kimler yoktu ki?
Almanya Cumhurbaşkanı Frank‑Walter Steinmeier, açılışa bizzat katıldı ve cemaatin “dinlerarası diyaloğa hayat verdiğini” vurgulayarak övgü dolu sözlerle minnettarlığını dile getirdi.
(https://www.dw.com/tr/s%C3%BCleymanc%C4%B1lar%C4%B1n-almanyadaki-yap).
Neden acaba? Diğer önemli katılımcılar arasında: Kuzey Ren‑Vestfalya Eyaleti (NRW) Başbakan Vekili Mona Neubaur, Köln Büyükşehir Belediye Başkanı Henriette Reker, Rheinland Protestan Kilisesi Başkanı Dr. Thorsten Latzel, Alman Piskoposlar Konferansı Dinler Arası İletişim Alt Komisyonu Başkanı Piskopos Dr. Bertram Meier, ayrıca Bundestag ve Eyalet Meclisi üyeleri de etkinlikte hazır bulundu. Fetöcülerin yerine acaba Süleymancılar mı ikame ediliyor?
Bu çalışma, Fethullah Gülen hareketinin eğitim ve ekonomi alanındaki faaliyetlerinin kısa bir analizini sunmayı amaçlamaktadır. Bu çalışma ile hareketin eğitim çalışmaları ve ekonomik boyutu ele alınacaktır. Çalışma, hareketin eğitim misyonu ile finansal yapısı arasında köklü ve birbirini güçlendiren bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır.
Eğitim kurumları ağı, küresel bir etki oluşturmak amacıyla kurulmuş olup, bu ağın finansmanı, hareketin destekçilerinden oluşan ve İslami finans ilkelerinin reformist bir yorumuna dayanan organize bir ekonomik ağ tarafından sağlanmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminden sonra hareketi "terör örgütü" ilan etmesi ve bu ağa karşı yürüttüğü kapsamlı operasyonlar, hareketin doğası, yapısı ve amaçları hakkında ciddi tartışmalara yol açmıştır.
Emperyalist devletlerin, istihbarat örgütlerinin güdümünde uluslararası bir örgüte/ağa dönüşen Gülen hareketi varlığını halen devam ettirmektedir. Bu tehdide karşı uyanık olmak, durum analizi yaparak gereken önlemleri acilen almak bir görev olarak karşımızda duruyor. (DEVAM EDECEK)

ERCAN EROĞLU