Dikkat; bu bir rahatsız etme yazısıdır!

Siz hiç İranlı büyük düşünür Ali Şeraiti’nin “Sizi Rahatsız Etmeye Geldim” kitabını okudunuz mu? Okumadıysanız okuyun, okuduysanız yeni öğrenmelerinizin üzerine lütfen yeniden okuyunuz. Ben okudum. Rahatsızım! Siz de rahatsız olun. Olmuyorsanız eğer yine rahatsızsınız. Sizin için yapacak bir şey yok demektir.

Eğitim, özü itibarıyla bir deneyim aktarımı, heyecanlı bir keşif süreci ve bireyi geleceğe hazırlama bilim ve sanatıdır. Ancak tarih boyunca eğitim sistemleri, çoğu zaman statükoyu koruma refleksiyle hareket etmiş, dar kalıplara sığınmış ve değişen dünyanın dinamiklerini ıskalamıştır. İki önceki yazımızda paylaştığınız fıkradaki öğrencinin ilk iki sınavda gösterdiği zekâ, risk almanın yaratıcı gücünü temsil ederken; üçüncü sınavdaki başarısızlığı, aynı yöntemin farklı bağlamlarda neden işlevsizleştiğini, hatta "aptallığa" dönüştüğünü çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Eğitimi bir (iki önceki yazımızda Mü'min, aynı yılanın deliğinden iki defa sokulmaz" hadisinden de söz etmiştik) yılan deliği" metaforuyla düşünürsek; sistemsel hatalarımızda ısrar etmek, sadece bir başarısızlık değil, aynı zamanda toplumsal bir körlüktür.

Geleneksel eğitim modelleri, öğrenciyi "risk almayan" bir yapıya kavuşturmak için tasarlanmıştır. Müfredatın katılığı, sınav odaklı sistemin dayattığı tek tip cevap mecburiyeti ve hata yapmaktan korkan nesiller yaratma çabası, eğitimde "risk" kavramını tamamen yok etmiştir. Oysa gerçek öğrenme, bir risk içerir. Bir hipotezi savunmak, bir sorunu farklı bir perspektifle ele almak veya mevcut olanı sorgulamak; sistemin dışına çıkmayı gerektirir.

Aklıma gelmişken yıllar önce bir öğretmen arkadaşımın veciz sözünü de burada bir başka zaman bir başka yazının konusu olarak kayda geçirelim. “Çocuklarımız test ve tost arasına sıkışmış durumdalar!”

Fıkradaki öğrenci, " Neden olmasın?" cevabıyla eğitim sisteminin dayattığı o "tek doğru cevap" hegemonyasına karşı entelektüel bir risk almıştır. Öğretmen bu riski ödüllendirmiştir çünkü bu cevap, sorgulayan bir zihnin tezahürüdür. Eğitimde "risk", ancak bilineni yıkıp yerine daha özgün, daha insani ve daha eleştirel bir yaklaşım getirdiğimizde anlamlıdır. Ancak günümüz eğitim sistemleri, bu riski ödüllendirmek bir yana, onu disipline ederek sistemin dışına itmektedir.

Fıkradaki hocanın belirttiği gibi, "Aynı şartlar altında, aynı riski iki kez almak aptallıktır." Peki sorarım size, eğitim sistemimiz kaç yıldır "aynı yılanın deliğinden" ısırılmaktadır?

Ezberci Yaklaşımda Israr: Yıllardır aynı yöntemi kullanarak farklı sonuçlar bekliyoruz. Bilgiyi sadece aktaran, öğrenciyi pasif bir alıcı haline getiren bu model, her nesil için "yılanın deliği" işlevini görüyor. Ezberle sınava girmek, sistemin bir parçası olmak için "risk almaktır", ancak bu risk sistemin kendi kuralları içinde zaten ödüllendirildiği için aslında gerçek bir risk bile değildir.

Ölçme ve Değerlendirme Çıkmazı: Sınav merkezli bir eğitim sisteminde, "risk nedir?" sorusuna verilecek boş cevap, aslında sistemin anlamsızlığını ifşa eder. Ancak sistem bu "anlamsızlığı" bile kendine göre standardize etmeye çalışır. Bir yöntem bir kez başarılı olduğunda (örneğin bir eğitim reformu denemesi), sistem onu bir "dogma" haline getirir. Oysa koşullar değişmiştir, dünya dönüşmüştür. Aynı yöntemi farklı kuşaklara dayatmak, bile bile lades demektir.

Eğitimde hata, çoğu zaman bir "günah" gibi algılanır ve hep bir günah keçisi bulunur. Oysa bilimsel ilerleme, hatalar üzerine kuruludur. Bir yılanın deliğinden bir kez ısırılan öğrenciye, ikinci kez o deliğe elini sokmamasını öğretecek bir sistemden ziyade, "Neden oradan ısırıldın ve başka hangi yolları deneyebilirsin?" diye soran bir sisteme ihtiyacımız var.

Ercan Eroğlu Köşe Yazısı Eğitim

Bugün ülkemiz eğitimine baktığımızda, temel sorun "fırsat eşitliği" ve "eğitimin metalaşmasıdır". Eğitim sistemindeki hataları fıkradaki bağlamla birleştirirsek, sistemin yılanın deliği aslında toplumsal adaletsizliklerdir. Eğitim sistemi, yoksulun, köylünün çocuğunu aynı standart sınavlara sokup (sanki herkes aynı başlangıç çizgisindeymiş gibi) "eşit şartlar" olduğunu iddia ederek aslında yıllardır aynı yılanın deliğine elini sokmaktadır.

Biz risk almayı bireysel bir zekâ gösterisi olmaktan çıkarıp kolektif bir kurtuluş çabasına dönüştürmeyi öneriyoruz. Eğer risk alacaksak, bu risk sistemin çarpıklıklarını değiştirmek için alınmalıdır. Eğitimde "risk", özel okulların reklamı için değil, kamusal eğitimin kalitesini ve erişilebilirliğini artırmak için alınmalıdır. Ancak iktidarlar, eğitimin ideolojik aygıt olma özelliğini korumak adına, aynı dogmatik müfredatları, aynı baskıcı disiplinleri ve aynı liyakatsiz kadroları dayatarak toplumu aynı delikten ısırılmaya mahkûm etmektedir.

Bile Bile Lades: İdeolojik Bir Tercih midir?

Fıkradaki öğrencinin ikinci sınavdan sıfır alması, aslında sistemin gerçek yüzünü gösterir. Sistem, sizin "yaratıcı" olmanıza, sadece kendi sınırları içerisinde izin verir. Sınırları zorladığınızda veya sistemin anlamsızlığını yüzüne vurduğunuzda, sistem sizi cezalandırır. Hocanın "aptallık" olarak nitelendirdiği tutum, aslında sistemin kendi kendini koruma refleksidir. Eğitim sistemi, kendi yapısını eleştiren bir zihne "aptallık" yaftası yapıştırarak onu etkisiz kılar.

Türkiye'de veya dünya genelinde eğitim politikalarına baktığımızda; her bakan değişikliğinde veya her yeni sınav modelinde "yeni bir başlangıç" vaadiyle yola çıkılıp, temelde aynı otoriter ve seçmeci yapının korunduğunu görürüz. Bu, eğitimde "bile bile lades" demenin en somut halidir. Müfredatta yapılan küçük değişiklikler, teknolojik altyapı yatırımları, öğretmenlerin statüsündeki oynamalar; yılanın deliğini değiştirmemektedir. Yılan aynı yılandır, delik aynı deliktir.

Eğitimde bir şeylerin değişmesini istiyorsak, önce "risk" almayı yeniden tanımlamalıyız. Gerçek risk, mevcut sistemin sunduğu konforlu (fakat verimsiz) alanda kalmak değil, sistemin dışına çıkarak insanın özgürleşmesini merkeze alan modelleri denemektir.

Bile bile lades dememek için;

Eğitimde sorgulamayı merkeze almalıyız: "Neden?" sorusu, sınav kâğıdında değil, sınıfın her anında sorulmalıdır.

Hataları öğrenme aracı kılmalıyız: Bir yılanın deliğinden ısırıldıysak, bu hatayı bir "ceza" ile kapatmak yerine, o deliği neden delik olarak tanımladığımızı analiz etmeliyiz.

Eğitimi ideolojik aygıt olmaktan çıkarmalıyız: Eğitim, bir zümrenin veya iktidarın çıkarlarına göre değil, insanın potansiyelini gerçekleştirmesine hizmet etmelidir.

Eğitim reformu bir planlamaya dayalı olarak, ülke kamuoyunda tartışmaya açılmalı ve başta eğitim sendikaları olmak üzere demokratik kitle örgütlerinin doğrudan katılımı sağlanarak mutlaka görüşleri alınmalıdır.

Sonuç olarak; fıkradaki hocanın dediği gibi, aynı hatayı tekrarlamak sorunludur ve sorun doğurur. Ancak eğitimde asıl sorun, sistemi değiştirmeyip sürekli aynı yılanın deliğine (aynı ezberci müfredatlara, aynı sınav odaklı yaklaşımlara) genç kuşakları maruz bırakmaktır. Toplum olarak artık o delikten elimizi çekip, tamamen farklı bir yolda, bambaşka yeni bir eğitim paradigması inşa etme riskini alma vakti gelmiştir. Çünkü en büyük risk, hiçbir şeyi değiştirmemektir.

Unutmayalım, çocuklarımız eğitim laboratuvarının kobayları değildir, öğretmenlerde laborant!

Okuma Önerisi: Eğitim ve İdeoloji, Kemal İnal

Ercan EROĞLU Eğitim Bilimleri Uzmanı, Araştırmacı

Ali Şeraiti; toplulukta sert bir üslupla konuşunca topluluktan biri, “hep böyle konuşuyorsunuz, biraz da bizi rahatlatacak şeyler söyleseniz” diyor. Ali Şeriati şöyle cevaplıyor; “Ben sizi rahatlatmaya değil, rahatsız etmeye qeldim. Ben esrar ve eroin miyim ki sizi rahatlatayım?”